Havada uçuşan milyarlar kime gidiyor?

YÜCEL ÖZDEMİR

Şu sıralar Avrupa’da milyonlar, milyarlar hatta trilyonlar havada uçuşuyor.

Pek çok AB üyesi ülke koronavirüsün ekonomiye olumsuz etkisini azaltmak için tekellere, şirketlere bolca para pompalıyor. Özellikle Almanya. Bu kadar milyar avronun havada uçuştuğu bir dönemde sıradan emekçilere, işçilere, yoksullara düşen ise sadece kırıntı. Ama bu kırıntı bile çoğu zaman var olan sorunların üzerini örtebiliyor.

Çünkü bu zor dönemde emekçiler açısından önemli olan işini korumak, ayakta kalmaya devam etmek. Bunun için devletten gelecek her sent kâr sayılıyor.

Ancak, bu dönemde Avrupa’nın en zengin ülkesi Almanya’dan başlayarak özel şirketlere verilen paranın haddi hesabı yok. Avrupa Komisyonu tarafından yapılan açıklamaya göre AB genelinde ilan edilen “kurtarma ve konjonktür paketleri”nin en büyüğü Almanya’ya ait. Başka bir deyişle bugüne kadar ilan edilen toplam 2.3 trilyon avroluk “kurtarma paketleri”nin yüzde 47’si Almanya’dan.

Diğer ülkelerle kıyaslandığında bu çok yüksek bir oran. Örneğin “korona krizi”nden en çok etkilenen İtalya’nın açıkladığı paket toplam içerisinde yüzde 18’i, Fransa’nınki yüzde 16’yı İspanya’nınki yüzde 4’ü teşkil ediyor.

Daha birkaç ay öncesine kadar eğitimden sağlığa kadar pek çok önemli alana fazla bütçe ayırmaya yanaşmayan, bunun yerine askeri harcamaları sürekli yükselten Almanya’da federal hükümet ve eyalet hükümetleri tarafından ilan edilen “korona paketleri”nin sayısını ve miktarını takip etmek bile zor. Salgının zirve yaptığı dönemde hükümetin ilan ettiği 1.2 trilyon avroluk “kurtarma paketi”nin aslan payının şirketlere gittiği biliniyor.

10 milyona yakın çalışan “kısa çalışma”ya gönderilirken, bütün parayı devlet ödedi. Buna rağmen işçilerin maaşları yüzde 30-40 azaldı.

Bunlar yetmediği için şimdi yeni paketler yolda. En son Maliye Bakanı Olaf Scholz 150 milyar avroluk, Ekonomi Bakanı Peter Altmeier de 25 milyar avroluk paketin yolda olduğunu açıkladı. Bunlara bir de AB “kurtarma fonu”na verilecek en az 150 milyar avroyu ve Lufthansa’ya aktarılması planlanan 9 milyar avroyu eklemek gerekiyor. Keza otomobil tekelleri için “Hurda Primi” de gündemde. Fransa, hafta başında otomobil tekellerinin işine yarayacak 8 milyar avroluk benzer bir paket ilan etmişti.

Elbette emekçiler açısından tekellere devlet kasından aktarılan ve aktarılacak her bir sentin anlamı var. Ama Lufthansa’ya verilmesi planlanan 9 milyar avronun önemi çok daha büyük. Özel bir şirket olan Lufthansa’yı kurtarma adına devlet kasasından verilmesi planlanan bu paranın karşılığının ne olacağı tam bir muamma. Devletin başındakiler Lufthansa’yı yabancı şirketlerin yutmasına karşı şirketin yüzde 25’ine ortak olup, veto hakkını elinde tutmayı savunuyor.

Ne var ki AB çapında imzalanan anlaşmada, devletin ortak olması durumunun serbest rekabet ilkesinin ihlali anlamına geleceği açık olarak ifade ediliyor. Bu nedenle AB’den itirazlar gelmeye başladı. Tekel, son olarak, AB Rekabet Komiserliğinden muhtemel vetoyu da gözeterek 9 milyar avroyu almayı şimdilik ertelemiş gözüküyor. AB’den gelecek sinyallere göre devletin Lufthansa’ya ortak olma olasılığı yüksek.

Bu aynı zamanda, koronavirüsle başlayan süreçte neoliberal ekonomi anlayışın iflası açısından önem teşkil ediyor.

Almanya’nın da “stratejik tekeller”ini korumaya hazır olduğu görüldü. Stratejik tekellere ortak olmanın önünü açmak için “Ekonomik İstikrar Fonu” kuruldu. Devletin özelleştirme yoluyla şirketlerden çekilmesi gerektiğini savunan neoliberal anlayışın elle tutulur bir yanının olmadığı her geçen gün biraz daha iyi anlaşılıyor. Özellikle kriz dönemlerinde devletin özel şirketlere kurtarma amacıyla ortak olmasını savunanlar, işler düzlüğe çıktığında bu kez yeniden devletin çekilmesini dillendirmeye başlıyorlar. Yeter ki zor günlerde devletin kasasından el uzatılmış, halkın vergileri hibe olarak kullanılmış olsun…

Keza son günlerde AB çapında tartışılan “yardım paketi” de buna kapıyı aralıyor. Merkel ve Macron tarafından önerilen 500 milyar avroluk “kalkınma fonu”nu AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen 750 milyar avroya çıkardı. 2021-2027 yılları arası AB bütçesi kapsamında, salgından etkilenen ülkelere ve sektörlere yapılması öngörülen yardım pek çok ülkeye daha fazla borçlanma olarak geri dönecek. Borcun ancak 30 yıl (2028-2058) sıfırlanabileceği bugünden yazılıyor. Denkleştirme için halktan değişik isimler altında vergilerin toplanmasından söz ediliyor.

Von der Leyen, her ne kadar fonu “Geleceğimize yatırım” olarak sunsa da gerçek olan AB genelinde sonraki kuşakları borçlu hale getirmekten başka bir şey olmadığıdır.

Özetle, Almanya’dan başlayarak pek çok ülkenin şirketleri kurtarma adına hazırladıkları paketler belki kapitalizmin krizini hafifletebilir, ancak ortadan kaldıramayacak. Çünkü, işten atmalar devam ettikçe, emekçilerin alım gücü düştükçe, yoksulluk arttıkça kriz derinleşmeye devam edecek. Bu nedenle krizin faturasının emekçi sınıflara çıkarılmasına karşı mücadeleden başka bir seçenek görülmüyor.