Bu vahşeti artık kabul etmeyeceğiz

Ekim KILIÇ / New York

ABD’nin Minneapolis kentinde 26 Mayıs Salı günü, 46 yaşındaki siyah George Floyd, polis memuru Derek Chauvin’in diziyle uzun süre ensesine bastırmasının ardından dakikalarca nefessiz kalarak öldürüldü. Floyd’un “Nefes alamıyorum” yakarışı telefon kameralarıyla dünyaya ulaştı.

OTUZUN ÜZERİNDE KENTTE PROTESTOLAR

Yıllardır siyahlara yönelik ırkçı polis şiddetini meşrulaştıran türlü gerekçeler üreten -özellikle beyaz orta sınıf- kesimler için bile bütün argümanların tuzla buz olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Polisin gösterilere biber gazıyla ve şiddetle yanıt vermesi ise halkta tepkiyi yükseltti. Protestolara ülke çapında hız ve yaygınlık kazandırdı. 30 Mayıs Cumartesi günü ve gecesi, otuzun üzerinde yerleşim biriminde George Floyd için protestolar düzenlendi. Bunların birçoğu ayaklanmalara dönüştü.

Yer yer polisle yumruklu kavgalar; yüzlerce gözaltı ve çeşitli şiddet görüntüleri yaşandı. Minneapolis kentinin 3 No’lu karakolu ele geçirilip ateşe verildikten sonra New York’un Brooklyn semtindeki 88’nci karakola benzer teşebbüste bulunuldu. Aynı gün CNN International’in Atlanta’daki merkezi de kuşatıldı.

SADECE SİYAHLAR YÜRÜMEDİ

ABD’de siyahların öncülük ettiği halk ayaklanmaları genellikle gözü kara ve amansız olarak nitelendiriliyor. Ancak bu kez dikkat çeken başka bir özellik daha var. Yıllardır kemer sıkma politikaları ve gerici-ırkçı vesayet altında “nefes aldırılmayan” diğer halklar da her türlü samimiyetsizliğe karşı tepkilerini ortaya koyuyor. Bu nedenle aslında yayınlarında Trump’ı eleştiren CNN International’a tepkiler “liberal ikiyüzlülüğe” karşı diye okunabilir.

Protesto videolarında dikkat çeken ise gösterilere katılanların polise karşı ABD’de bir süredir hiç görülmemiş biçimde sert davranması. Pandeminin derinleştirdiği işsizlik, ekonomik mahrumiyet, kapıda bekleyen evsizlik ve sokağa tereddütsüz çıkamama hallerinden bıkan ABD’liler ve özellikle pandemiden en büyük zararı gören siyahlar için Floyd cinayeti ülkede bir süre daha kolaylıkla durulmayacak bir öfkeyi tetikledi.

Bu arada 16 Nisan’da Michigan eyaletinin hükümet binası, karantina önlemleri ile ilgili görüşmeler sırasında otomatik silahlar kuşanmış; sağcı, ırkçı (ve beyaz) göstericiler tarafından basılmış, polis ise tabir yerindeyse gönül almaya çalışarak ikna çabalarına girişmişti. ABD Başkanı Trump’ın da sosyal medya hesabından göstericileri “iyi insanlar” olarak tanımlaması Minneapolis’te başlayan gösterilere yönelik ise polisin aşırı şiddet kullanımı ve Trump’ın bu kez göstericileri “haydutlar” diye adlandırarak tehdit etmesi, ABD’de siyahlara uygulanan ayrımcılığı bir kez daha kanıtlar nitelikte oldu.

NEW YORK DÖRT KOLDAN BİRDEN YÜRÜDÜ

Öte yandan cumartesi günü kitlesel gösterilerin gerçekleştiği kentler arasında New York da vardı. Şaşırtıcı olan ise yürüyüşün çoğunlukla siyahlardan oluşacağına dair beklentinin boşa çıkması oldu. Her milletten, özellikle Amerikalı beyazlardan gençler dayanışmalarını sergilemek, adeta atalarının ırkçı geçmişleriyle bir daha hesaplaşmak adına alanları doldurmuşlardı.

YETER ARTIK, BİZİM DE SESİMİZ VAR

Yapılan konuşmalar, atılan sloganların ve çalınan davulların, zillerin canlılığı ardından yürüyüşe başlandı. Ancak ortam gergindi. Röportaj taleplerimiz sık sık geri çevrildi. Brooklyn koluna katılanlar oldukça enerjik ve öfkeliydi. Özellikle siyah ve beyaz genç kadınlar eylemin ön saflarını tutuyordu.

Röportaj talebimizi reddetmeyen, New York Taşımacılık Kurumu işçisi olan Kinyata (25) çok büyük öfke duyduğunu belirterek bu seferki isyanın farklı olduğunu söyledi, “Yeter artık” dedi. Polislerin korunduğunu söyleyen Kinyata “Bizim de sesimiz var” diyerek mücadeleye devam edeceklerini belirtti.

BU VAHŞETİ ARTIK KABUL ETMEYECEĞİZ

Kamra Hakim (27) ise örgütlü bir sanatçı. Siyahların yaşamı için birçok insanın sesinin yükseltmesinden mutlu hissettiğini söyledi: “Bu ülkenin konsepti polis elinde acı çeken siyahlar olageldi ve bunun sona ermesi gerekiyor. Polisin dağıtılması ve mali kaynaklarının elinden alınması gerekiyor. Devlete artık bu vahşeti kabul etmeyeceğimizi ve onlardan daha güçlü olduğumuzu göstereceğiz.”

Siyah Sosyalist Aktivist Logan Sheffield da (29) öfkeli:  “Bu artık böyle devam edemez. Bu ırkçı katiller, bu polisler, bu köle avcıları, bu Nazi pislikleri durdurulmak zorunda.”

Sheffield, siyah hakları için mücadeleye katılan “beyazlar”a müttefik denmesini eleştiriyor ve “Müttefik değil, yoldaşlar” diyor. Sheffield’ın burada işaret ettiği, siyahların yaşadıklarından dolayı beyazların “beyaz suçluluk” hissettiği veya hissetmesi gerektiğine dair süren bir tartışma. Ancak bu “suçluluk” tartışmalarının özellikle Amerikan solu içindeki bazı çevrelerde siyah ve beyaz emekçilerin birliğini zedeleyici amaçlarla kullanıldığını da not edelim.

Asya-Amerikalı araştırmacı Rachel Lee, yürüyüşe katılmasının sebebinin mayıs ayının “Asyalı-Amerikalılar ayı” olması nedeniyle kendi toplumları içinde de yaygın olan siyah karşıtı ırkçılığa karşı mücadele edilmesi ihtiyacı olduğunu belirtiyor: “Özellikle George Floyd’u öldüren polislerden birisi Asyalı-Amerikalı olduğu için buna işaret etmemiz; onu ‘bizden biri’ olduğu için korumamamız önemli. Çünkü o, George Floyd’u öldürdü. Bu yüzden biz ‚model azınlık‘ mitinin devam etmediğinden emin olmalıyız.”

Otuzun üzerinde merkezde yapılan eylemlerde yer yer OHAL ilanları, sokağa çıkma yasakları ilan ediliyor. Ulusal muhafızlar devreye sokuluyor ve süreci izleyen ABD Savunma Bakanlığı orduyu hazırda bekletiyor. Hatta sosyal medyada Minneapolis kentinden gelen görüntülerde, ulusal muhafızların konut bölgelerine giriş yaptığı, kapıların önündeki vatandaşlara plastik mermi sıktığı da açıkça görülüyor.

Ülkenin dört bir yanından kitle örgütleri, sosyalist partiler ve toplumun diğer ilerici güçleri eylemlerle güç birliği yaparken Demokrat Partililer ise, Cumhuriyetçi Başkan Trump’ın ilk günlerdeki tepkisini göstermekten bile aciz.

Cumhuriyetçiler ve beyaz ırkçılar ise, eylemlerin içinde uyuşturucu kartellerinin bulunduğunu söyleyerek lekelemeye çalışıyor.

Ancak koronavirüs krizinde hükümetin halkı koruma sorumluluğunu gerektiği biçimde yerine getirmemiş olması ve derinleşen ekonomik sorunların varlığı üzerine gelen George Floyd’un öldürülmesiyle başlayan ayaklanmanın, en azından bir süre daha devam edeceği görülüyor. Sokağa yansıyan sadece polise ve ırkçılığa olan tepkiden öte, yıllardır işsizliğe, yoksulluğa, evsizliğe ve diğer bütün baskı biçimlerine biriken öfkeyi içeriyor.


POLİSİN ÖLDÜRDÜKLERİNİN YÜZDE 47’Sİ SİYAH

ABD’nin en büyük yüz kentini baz alan ve FBI suç verisi ile 2010 nüfus sayımı verisinin karşılaştırmalı kullanıldığı bir araştırma, polis şiddetinin ırkçılıkla özdeşleştiği boyutları göz önüne seriyor. 100 kentteki polisler tarafından işlenen cinayetler, Ocak 2013 ile Aralık 2019 arasında toplamın yüzde 26’sına denk geliyor. Bu veriler ışığında yargılanan nüfusun yüzde 21’inin siyah olmasına rağmen öldürülenlerin yüzde 38’si siyah. Daha çarpıcı olanı ise polis tarafından öldürülen silahsız insanların yüzde 47’sinin yine siyah olması. Bu rakam polis tarafından öldürülen beyazların dört katından daha fazla.


AMERİKAN EMEK PARTİSİNDEN AÇIKLAMA

Irkçı cinayete karşı bir açıklama da Amerikan Emek Partisi (APL) tarafından yayımlandı. APL, Floyd’un polislerce katledilmesinin ardından başlayan protestolara yönelik Demokrat Partililerin “sakinleşme” çağrısını eleştirdi. Açıklama da pasifleşme çağrılarının suçluların yargılanmasında daha önce hiçbir işe yaramadığına da vurgu yapıldı.

APL, açıklamasını, “Önümüzdeki günler George Floyd için adaleti temin etmek ve polis departmanları ve eyaletleri temelden yeniden şekillendirmek için hareketimizi güçlendirmek için kritik olacak. Ferguson ayaklanmasının öğrencileri olmalıyız; zaferlerinden ve yenilgilerinden öğrenmeli ve militan anti-ırkçı ve antikapitalist hareket içinde bağlantılar kurmak için yorulmadan çalışmaya devam etmeliyiz. Ülkedeki her polis memuru ve politikacı, adalet taleplerimizin aciliyetini hissetmeli” dedi.