Egetürk deyince aklınıza lezzetli sucuklar gelir ama…

ZEYNEP SEFARİYE EKŞİ

8 Mayıs Cuma. Köln İş Mahkemesi salonu.

Mahkeme salonunda davalıyı ve davacıyı savunan iki Alman avukat. Ama davalı da davacı da Türkiyeli. Biri şık bir siyah takım elbise içine siyah gömlek giymiş Egetürk’ün temsilcisi Koray Türkoğlu, diğeri kot pantolunlu, spor ayakkabılı ve kısa saçlı Egetürk İşyeri İşçi Temsilciliği (Betribsrat) Başkanı Gülden İ.

Göçün neredeyse 60. yılında, Köln’deki iş mahkemesinin salonundaki görüntü ‘nereden nereye geldi göç süreci’ diye düşündürüyor insanı. İlk gelenlerin hepsi işçiydi, direkt fabrikalara geldiler. Mahkeme salonu 60 yıllık değişimin, işçilerin yanı sıra işverenlerin de çoğaldığının, işçilerle işverenlerin çıkarlarının karşıtlığının bir sahnesiydi.

ARTAN TÜRKİYELİ İŞYERLERİNDE İŞÇİ HAKLARI

İstatistiklere göre, Türkiyeliler arasında bir yandan işsizlik ve yoksulluktan etkilenenlerin oranı artarken, diğer yandan da azınlık sayılabilecek bir kesim zenginleşmeye devam ediyor. Mahkeme salonundaki manzara bu iki kesimi de gösteriyordu. İşini kaybedenlere bir örnek Gülden İ., zenginleşenlere bir örnek de Egetürk sucuk ve et ürünleri fabrikasıydı.

Göç tarihinde Türkiye kökenlilere ait orta ölçekli iş yerlerinin sayısı arttı. 2007’de 72 bin olan Almanya’daki Türk işletme sayısı 2017’de 90 bine, buralarda çalışanların sayısı da 350 binden 400 bine yükseldi. Ağırlıklı olarak gastronomi ve ticaret alanında varlık gösteren bu işletmelerin toplam cirosu ise değişik tahminlere göre 40 milyar Euro. Farklı veriler olsa da, Türkiye kökenlilerin iş yerlerinde kuralsız çalışanların sayısı artıyor. Bu işletmelerin çoğunda azımsanmayacak sayıda Türkiye kökenlinin, özellikle de evlilik vb. nedenlerle Almanya’ya gelen ve dil bilmeyenlerin, sendikasız çalıştığı biliniyor. Zira sendikalarda örgütlenme mücadelesi veren, toplu sözleşme yapılmasını isteyen veya işçi temsilciliği kurmak isteyen işçilerin karşılaştığı sorunlar azımsanmayacak düzeyde.  Egetürk bunun örneklerinden biri.

EGETÜRK’ÜN SENDİKA DÜŞMANLIĞI

Egetürk, İşçi Temsilciliği Başkanı Gülden İ.’yı haksız yere işten attı. Yasal olarak işçi temsilciliğindeki işçiler işten atılamaz. Ama Egetürk, 2018 yılında seçilen Gülden’i usulüz seçildiği gibi bir gerekçeyle işten çıkardı. Gülden İ. işine geri dönmek için Egetürk’e dava açtı. İşten atmanın asıl nedeni ise usulsüz işçi temsilcisi seçilmek değil, Egetürk’de verilen sendikalaşma mücadelesi. Şu anda Gülden’e karşı Egetürk’ün açtığı davalar sadece bir tane de değil.

2019 yılı Ağustos ayından bu yana Egetürk’de sendikalaşma mücadelesi yürütülüyor. İşçilerin yüzde 60’ına yakını sedika üyesi oldu ve iki defa grev yaptılar. Bu mücadele sürecinde önceden çok düşük olan ücretlerde yüzde 10’a yakın artış sağlandı. Fazla mesailer yeniden düzenlendi. Bunlar verilen mücadelenin kazanımları oldu.

Ama işçilerin ve işçi temsilciliğinin asıl talebi Egetürk’ün NGG sendikası ile toplu iş sözleşmesine oturmayı kabul etmesi. Ama Egetürk ‘ücretleri daha da artırmayı kabul edip’, her ne pahasına olursa olsun sendikayı iş yerine sokmamayı ahdetmiş!  Bunun için hatta, tek tek veya toplu görüşmelerde ücretleri sendikanın toplu sözleşmesindeki ücretlerden daha fazla artıracağının sözlerini bile vermiş. Yeter ki, sendika Egetürk’ün muhatabı olmasın, yeter ki Egetürk’ün karşısında duran işçilerin örgütlü gücü olmasın. Bu uzun vadede Egetürk’ün çıkarına değil ve ne pahasına olursa olsun bunu engellemeye çalışıyor.

Bunun için İşçi Temsilciliği Başkanı Gülden’i işten attı. Bununla da kalmadı. Bazılarını daha yüksek ücret vererek satın aldı. Satın alamadıklarını ise, birebir görüşerek tehdit ve baskıyla sendikadan istifa etmeye, Gülden’in yanında değil işveren tarafında olmaya zorluyor.

Köln İş Mahkemesi’nde görülen bu davada Egetürk Gülden İ.’yi işten atmayı geçerli hale getirmek, Gülden ise her tür uzlaşma teklifini reddedip işine dönmek istiyor.

SÜREKLİ ARTAN KARLAR

Köln’ün Feldkassel semtinde bulunan Egetürk’de 180 işçi çalışıyor. Vardiyalı çalışan işçilerin ücretleri yıllardır o kadar düşük ki, işçiler fabrikadaki iş sonrası başka işe giderek ancak geçimini sağlayabiliyor, ya da fazla mesailerle. Ücretleri insanca yaşamaya yetecek olsa, ne mesaiye kalırlar, ne de bir başla işe gitmeye.

Bir de 180 işçinin Egetürk’e kazandırdığı kazanca bakalım: Ciro 2011 yılında yaklaşık 100 milyona yakınken, 2018 yılında 150 milyona yaklaşıyor. 2011 yılında masraflar çıkarıldığında elde kalan net kâr 10 milyon Euro iken, net kâr 2018’de 20 milyona yükseldi. Ciro yüzde 50 artarken karı yüzde 100’e yakın artıyor.

Bu büyük artışı sağlayan 180 işçinin emeği. En kaba matematiksel bir hesapla bile denebilir ki, bir işçi yılda ortalama olarak neredeyse 100 bin Euro kar bırakıyor Egetürk’e. Öyle ya, işçilerin ücretlerinin ve sosyal haklarının kazanılması demek, bu karın daha da azalması demek. Kavga da bunu kaybetmemenin kavgası Egetürk için.

DAYANIŞMA İHTİYACI!

Türkiyeliler sosyal konumları açısından bir bütün değil. 60 yıllık göç sürecinde Türkiyeiler arasında işçi ve işveren, yoksul ve zengin ayrımı farkları daha da belirginleşiyor. İşçiler yoksullaşırken, zenginler daha da zenginleşiyor. Egetürk’de olduğu gibi. DİDF olarak Türkiyeli işverenlere ait işyerlerinde de işçilerin sendikalaşma ve örgütlenme mücadelesinin destekçisiyiz. Bunun için de Gülden İbakara’nın işe geri alınmasını, İşçi Temsilciliği görevine geri dönmesini ve Egetürk’ün NGG sendikasının toplu sözleşmesini kabul etmesini talep ediyoruz. Kahvaltıların emsalsiz lezzeti sucukların üretildiği fabrikada da işçi haklarının geçerli olması mücadelesini destekliyoruz! Dayanışma zamanı!