‚Koleradan söz ediyorum‘

Alman edebiyatının en önemli isimlerinden Heinrich Heine’nin Paris’te kolera salgınını anlattığı haberleri kitap haline getirildi.

Augsburger Allgemeine Zeitung’un muhabiri olarak 1832 Nisan’ında Paris’te çalışan Heinrich Heine şehirdeki kolera salgını üzerine haberler yaptı. Haberleri bir kitapta toplanarak şimdi yayımlandı. Kitabın editörü Tim Jung’un önsözü olmadan bile, 1832 ile 2020 arasındaki salgınlar konusunda paralellikler kurmak zor değil: Heine’ye göre, birçok Parisli başlangıçta hastalığı ciddiye almadı. Bulvarlar „kolera korkusu ve hastalığın kendisi“ ile alay eden insanlarla doluydu. Sadece kısa bir süre sonra binlerce ceset şehir dışına taşınıp törensiz gömülünce, korku aniden yayıldı.

İlk komplo teorileri de bunu izledi: En kısa sürede ve kimsesiz gömülmeleri gereken bu insanlar kolera salgınından değil bir zehir nedeniyle ölmüşlerdi! Zehirleyenin kim olduğu araştırılıyor, sözde suçlular bulunuyor ve sokak ortasında linç ediliyordu.

Tehlike aşıldığında, bu olaylar sadece kötü bir rüya gibi göründü. Son birkaç haftanın dehşeti kollektif hafızadan uzaklaştırılmış görünüyordu. Edebi açıdan ya da gazeteci olarak salgınları gözleyenler ise halkın klişe tepkilerinden daha açıklayıcı oldular. Heine’nin haberlerinde hastalığın toplumsal açıdan önemi ve değişik katmanlar arasındaki farklı etkisi ifade edildi. Ve Heine için kolera, ilk Fransız devriminden yaklaşık 40 yıl sonra ikinci bir devrimin başlangıcı olabilirdi.

Paris’te „görünmez bir giyotin“ gibi hareket eden veba, zengin-yoksul, sağcı-solcu ayırmasa da daha fakir sınıflara özellikle sert bir şekilde vuruyordu. Şehirdeki yoksul insanlar ölürken, zenginler kır evlerine, villalarına ve saraylarına kaçmaktaydılar. Kolera, aşılmış gibi görünen, toplumsal eşitsizlikleri ortaya koyuyordu.

Heine’nin bundan çıkardığı sonuç; salgının toplumsal değişimlerin kalıcılaşmasını sağlayacağı ve insanların ihtiyaçlarını odağına koyan bir bir devrimin başlangıcı olabileceğiydi.

Korona ile en çok satanlar listesine yerleşen salgın edebiyatından öğrenilen, “hiçbir salgının başlangıçta ciddiye alınmadığı, sonradan paniğe yol açtığı, paralel olarak komplo teorilerinin yaygınlaştığı, bir kesimin salgının insanları değiştireceğine, sonraki yaşamın daha insancıl olacağına inandığı ama salgın bittikten sonra çoğunluk için günlük hayatın eskisi gibi devam ettiği ve salgın sırasında olduğu gibi salgın sonrasında da, eğer toplumsal bir hareket oluşmamışsa yoksulların ve zenginlerin eşitsiz hayatlarının devam ettiği” oldu. (YH)