Gençlik değişimi zorluyor

Berlin

46 yaşındaki George Floyd’ın ABD’nin Minneapolis kentinde beyaz polisler tarafından katledilmesi sonrasinda dünyanın dört bir yanında sokağa çıkan yüzbinler ayrımcılığa, ırkçılığa, ekonomik ve sosyal sorunlara karşı seslerini yükselti, artık bugüne kadar olduğu gibi yaşamak istemediklerini dile getirdi. Kapitalist sisteme yönelik eleştiriler öncesinde göre daha fazla öne çıkıyor.

Bu değişim isteği elbette yeni değil. Özellikle genç yığınlar arasında son birkaç yıldır dünyanın sorunlarıyla ilgilenme, geleceğe sahip çıkma konusunda önemli bir süreç yaşanıyor. Lise öğrencilerinin başını çektiği “Gelecek için Cumalar” (Friday for Future) hareketi milyonlarca genci içine alarak büyüdü ve 2019’da damgasını vuran bir sosyal hareket oldu. Hükümetlerin çevre dostu politikalar izlemesi gerektiğini açık bir şekilde tartışmaya açan hareketin genel olarak toplum tarafından sempatiyle karşılandığı biliniyor. Birçok ülkede hükümetler göstermelik ve sınırlı da olsa küresel ısınma, iklim ve çevre yanlısı talepler konusunda bazı adımlar atmak zorunda kaldı.

Hareketin kapsamı küresel eylem günlerinde gençleri de aşarak, yetişkinleri de içine almış örneğin 15 Mart 2019’da yapılan küresel eyleme 1,8 milyon insan katılmıştı. Ülkeler bazında en fazla katılım Almanya ve ABD’de olmuştu. Şimdi de her iki ülkede bu kez ırkçılığa karşı yapılan eylemlerin kitleselliği dikkat çekiyor.

GENÇLİĞİN MÜCADELESİ SÜRÜYOR

Yer yer gençlik hareketi olmayı da aşarak genel bir sosyal harekete dönüşen çevre eylemlerinde sokağa çıkan farklı uluslardan, inançlardan ve renklerden gençler bugün de ırkçılığa, ekonomik-sosyal sorunlara karşı seslerini yükseltiyor. Eylemlerin biçimi ve karakteri bakımından pek çok paralellik söz konusu. Bu nedenle birbirinin devamı olduğu söylenebilir.

6 Haziran Cumartesi günü Almanya’nın Köln kentinde yapılan ve 25 bine yakın insanın katıldığı eylemin ezici bir bölümünü liseli ve üniversiteli gençler oluşturuyordu. Keza diğer kentlerde ve ülkelerde de benzer bir tablo sözkonusu. Bir diğer dikkat çeken önemli bir nokta da, eylemlere katılımın sadece “kurban” olarak gösterilen göçmenlerle, siyahlarla sınırlı olmaması. Onlardan daha fazla, çoğunluk toplumundan geçlerin eylemlerde yer aldığı gözlendi. Kendi başına bu bile çok değerli ve umut verici.

George Floyd’un katledilmesinden sonra başlayan küresel eylemler, çevre eylemleriyle başlayan hareketin yok olup bitmediğini, tersine mayalanarak yeni bir biçim kazanabileceğini de gösteriyor. Özellikle gençlik içinde yankı bulan bu yeni hareketlenme her ülkede kendisini değişik biçimlerde hissettiriyor. ABD’de siyahlara yapılan ayrımcılık ve ırkçılık bir kez daha görünür hale gelirken, başta farklı renklerden gençlik olmak üzere emekçi sınıfların geniş bir bölümünün buna seyirci kalmadığı anlaşılıyor. Bu güçlü toplumsal hareket pek çok ülkede yeni tartışmaların başlamasına neden oldu. ABD’de devlet eliyle sürdürülen kurumsal ırkçılık bir kez daha mercek altına alınırken, hareketin sonucu olarak polis teşkilatında bazı reformların yapılması gündeme geldi. Donald Trump ile kutuplaşmanın derinleştiği ABD’de, George Floyd cinayeti safları yeniden belirgin hale getirdi: Polis şiddetini hoşgören gericiler ve ırkçılığa, adaletsizliğe karşı çıkan ilerici güçler.

SÖMÜRGECİLERİN HEYKELLERİ YIKILIYOR

Floyd cinayeti, geniş gençlik kitleleri açısından bardağı taşıran damla misali, sosyal ve ekonomik alanda birikmiş sorunların ve öfkenin dışa vurmasına vesile oldu ve özellikle gençler arasında birçok açıdan sisteme yönelik sorgulama ve eleştirilerin önümüzdeki dönemde de ciddi bir derinlik kazanabileceğinin sinyallerini verdi.

Örneğin ABD’deki protestolarda, Minnesota yakınlarındaki bir beldede dikilen Amerika’yı keşfeden Kristopf Kolomb’un üç metrelik anıtı yıkıldı. Boston’da ise Kolomb’un heykelinin kafası uçuruldu. İngiltere ve Belçika’da ise kölecilikte önem rol oynayan şahsiyetlerin büstleri söküldü.

ANAYASA’DAKİ IRK TANIMI TARTIŞMASI

Almanya’da ise kitlesel eylemlerin yanı sıra Alman Anayasası’nın 3. Maddesi’ndeki “ırk” kelimesinin kaldırılması ve kurumsal ırkçılıkla mücadele tartışmaya açıldı. 2010’da Sol Parti’nin, şimdi de Yeşiller Partisi’nin gündeme getirdiği tartışmada, sözkonusu maddedeki “ırk” kelimesinin çıkarılması talep ediliyor. Madde şöyle diyor: “Cinsiyeti, soyu, ırkı, dili, yurdu ve kökeni, inancı, dini veya siyasi görüşleri dolayısıyla hiç kimse mağdur edilemez ve hiç kimseye imtiyaz tanınamaz. Hiç kimse özür ve sakatlığından dolayı mağdur edilemez.”

Kökleri sömürgecilik tarihine kadar uzanan ‚ırk kriteri‘ Almanya’da nasyonalsosyalistlerin en önemli argümanlarından biriydi. “Üstün ırk” yaratma adına diğer renklerden ve inançlardan insanlar hedef haline getirildi ve bunların “Üstün Alman ırkını bozuşturacağı” öne sürüldü. Yeşiller’in gündeme getirdiği tartışmaya Sol Parti, SPD ve FDP de destek veriyor. Bu durumda daha güçlü bir tartışma yürütülüp “ırk” kelimesi Anayasa’dan çıkarılabilir. Muhafazakar Federal İçişleri Bakanı Horst Seehofer, “ırk”ın 3. Maddeden çıkarılmasına karşı olmadığını açıkladı.

Geçen yıl Jena Üniversitesi öğretim üyeleri yayınladıkları “Jena Çağrısı”nda da “ırk” kelimesinin kullanılmasına karşı çıkmıştı. 8 sayfalık çağrıda modern insanlık tarihinin geçmişinin 250 bin yıl öncesine, Kuzey Afrika’dan dünyaya yayılmanın tarihinin ise 60 bin yıl öncesine uzandığına işaret ediliyordu.

DÖNÜŞÜM ZAMANI

George Floyd’un katledilmesine karşı dünya genelinde gerçekleşen protesto hareketlerin perspektifi elbette sadece ırkçılık karşıtlığıyla sınırlı değil. Aralarında ırkçılık-ayrımcılık da olmak üzere, kapitalizmin neden olduğu veya azdırdığı eşitsizlik, tahribat ve adaletsizliğin bir süredir daha fazla tartışma ve sorgulama konusu olduğu gözleniyor. Koronavirüs salgını ve şimdiden tüm dünyayı sarmalayan ekonomik kriz ve gelecek korkusu, sisteme ve onun açmazlarına karşı bu sorgulama ve tepkileri daha da derinleştirecek görünmektedir.

Floyd vakası gibi tekil olaylarda kendini gösteren hassasiyet ve patlamalar, özünde bu konuda birikmiş rahatsızlıkları ve tepkiyi özetlemesi bakımından önem taşıyor. İçinden geçtiğimiz bu dönemin başlıca sorusu ise şudur: Bu toplumsal muhalefet, sadece kapitalizmin doğada ve toplumda kendini gösteren adaletsiz, eşitsiz ve yıkıcı sonuçlarıyla mı sınırlı kalacaktır; yoksa bu sonuçlara neden olan çelişkilere, kapitalizmin ekonomik ve siyasi karakterine doğru derinleşip, problemlerin kaynağına mı yönelecektir? Bunun yanıtının henüz şekillenmediği ve hala devam eden bir süreç yaşandığı bir dönemin içindeyiz. Ekonomik ve siyasi bakımdan birçok faktörün rol oynayacağı bu süreç, özellikle gençlik yığınları arasında kapitalizmin meşruluğunun daha da sarsılacağı bir sürece doğru evrilmekte. Irkçılık, doğa, sağlık, eğitim, konut, işsizlik, göç vb. konularda kendini gösteren eşitsizlik ve adaletsizlikleri konu alan protestoların daha da sıklaşacağı ve kitlesellik kazanacağı bir dönemdeyiz. Ancak yukardaki sorunun yanıtı, bu toplumsal muhalefetin hangi derinliğe inebileceğinde, yani hangi siyasi-ekonomik alternatiflerle kendini ifade edeceğinde. Dolayısıyla da mevcut sistemi sırtında taşıyan işçi ve emekçilerin bu hesaplaşmaya nasıl dahil olacağında saklıdır. (YH)