Heykeller yıkılırken Marx neden hedefte?

YÜCEL ÖZDEMİR

George Folyd’un katledilmesinin ardından dünya genelinde başlayan ırkçılık, kurumsal ayrımcılık ve sömürgeci tarihle hesaplaşma eylemleri, gericilerin heykellerinin yıkılması ya da korumaya alınmasıyla devam ediyor. İngiltere’nin Bristol kentinde köle tüccarı Edward Colston’un heykelinin nehre atılmasıyla başlayan heykel yıkmalar şimdi pek çok ülkede söz konusu.

Örneğin büyük gösterilerin yapıldığı Belçika’da Kral 2. Leopold’un heykelleri hedefte. Süddeutsche Zeitung’dan Karoline Meta Beisel’in bildirdiğine göre, ülkenin dört bir yanında sömürgeci Kral 2. Leopold’un heykelleri gençler tarafından kimi yerlerde kaldırılmış, kimi yerlerde ise boyanmış ya da tahrip edilmiş. Adının verildiği caddelerin de tabelaları boyanmış.

Nasıl yapmasınlar ki…

Kral 2. Leopold’ın adı Belçika’nın sömürgecilik tarihiyle adeta özdeşleşmiş. 1865-1909 yılları arasında, tam 44 yıl krallık tahtında oturmuş. Bu yıllar aynı zamanda Belçika’nın Orta Afrika’da Kongo’yu sömürgeleştirdiği yıllar. ABD’li Gazeteci Adam Hochschild’in yazdığına göre bu sömürge savaşında 10 milyon insan katledilmiş. Ancak sayının 15 milyon olduğunu yazanlar da var. Kongo 1960’ta bağımsızlığını ilan etti.

Son gösterilerin ardından Belçika Parlamentosunda sömürgeci geçmişle yüzleşmek için bir komisyonun kurulması gündeme geldi. Halk arasında Kral 2. Leopold’un heykellerinin kaldırılması fikrini destekleyenlerin sayısı günden güne artıyor. Bir tek gericiler ve kralın ailesi buna karşı çıkıyor. Çünkü, sömürgecilik yıllarında elde edilen ganimetler Belçika’nın güçlü bir ülke olmasına yol açtı.

Almanya’da ise aynı yıllarda Afrika’da sömürgecilik savaşı yürüten Otto von Bismarck’ın heykellerinin kaldırılması tartışılıyor. 1880’den Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Almanya bugünkü Namibya, Kamerun ve Togo’da büyük katliamlar yaptı. Bugün halen tartışılan ve resmi olarak da sorumluluğunu kabul ettiği 1904’teki Herero ve Nama Katliamı’nda 15 bin insan öldürülmüştü. Sömürgeciliğe karşı başkaldırı soykırımla bastırılmıştı.

Bu sömürgeci politikanın yürütücüsü Bismarck halen “büyük devlet adamı” olarak anılıyor. Eğer heykelleri kaldırılırsa bu savaşla, sömürüyle sermayenin çıkarlarını savunanlar için büyük bir yenilgi olacaktır.

Almanya’da sadece bu da değil.

Anayasa’nın 3. maddesindeki “ırk” kelimesinin kaldırılması ve kurumsal ırkçılıkla mücadele de tartışmaya açıldı. Alman Anayasa’sının 3. maddesi şöyle diyor: “Cinsiyeti, soyu, ırkı, dili, yurdu ve kökeni, inancı, dini veya siyasi görüşleri dolayısıyla hiç kimse mağdur edilemez ve hiç kimseye imtiyaz tanınamaz.”

Bu haliyle bakıldığında bir sorun yokmuş gibi görünüyor. Ancak, maddede yer alan “ırk” tanımı aynı zamanda insanların biyolojik açıdan farklı “ırk”lardan geldiği peşinen kabul ediliyor.

Kökleri sömürgecilik tarihine kadar uzanan “ırk” tanımı Almanya’da nasyonalsosyalistlerin en önemli argümanlarından biriydi. “Üstün ırk” yaratma adına diğer renklerden ve inançlardan insanlar hedef haline getirildi.

Avrupa ve Amerika kıtalarında ırkçılık ve sömürgeciliğe karşı ortaya çıkan bu büyük hareket elbette gericileri, sömürgecileri, emperyalist politikalarda ısrar edenleri telaşa düşürmüş görünüyor. Bugün eski sömürgecilerin, köle tüccarlarının başına gelenler yarın kendilerinin başına gelebilir. Zira insanlık tarihi ilerledikçe geçmişte yapılan kötülüklerle hesaplaşma da kaçınılmaz.

Bu açıdan günümüzde olup bitenler, özellikle gençlik açısından tahmin edilenden de büyük bir önem taşıyor. Bu sorgulama yapılırken genç kesimlerin öyle ya da böyle dayandığı argümanlar Karl Marx’a kadar uzanıyor.

Bu nedenle Marx yeniden gericilerin hedefi oldu. Londra’da köle tüccarının heykelinin nehre atılmasına öfkelenen ırkçılar Marx’ın mezarını kendilerine hedef seçtiler. Almanya’da ise aynı gericiler Marx ve yoldaşı Engels’in isminin neden birçok yere verildiğini gündeme getirdiler. Haber kanalı n-tv’nin internet sitesinde Wolfram Weimer tarafından kaleme alınan bir makalede “Marx’ın Yahudilere karşı ırkçılık yaptığı” saçmalığı dahi ortaya atıldı. Kendisi de Yahudi bir aileden gelen Marx’ın dinle, laik devlet anlayışıyla hesaplaşarak, Yahudilerin özgürlüğünün Yahudilikte değil, burjuva devletten kurtulmasına bağlaması yazarın epey zoruna gitmiş görünüyor. Bu nedenle Almanya’da 52 meydana, 500 caddeye, çok sayıda okula Marx ve Engels’in adının verilmesinden duyduğu rahatsızlığı ifade ediyor. “Onlar da kaldırılsın” diyor. İki yıl önce Marx’ın doğduğu Trier’e büyük bir heykelin dikildiğini de hatırlatıyor.

Kısacası, sömürgecilerin heykellerinin yıkılması gericileri rahatsız ettiği için, “rövanş” için bunca karalama kampanyasına rağmen ayakta kalmayı başaran Marx’ı hedef gösteriyorlar.

Ama nafile. Çünkü tarih Marx’ı haklı çıkardı ve onun işaret ettiği yönde ilerlemeye devam ediyor.