Sendikalarda işbirlikçilik virüsü

Foto: Ali Çarman

Konjonktür paketi açıklandıktan sonra IG Metall Başkanı Hofmann ve bir dizi otomobil tekelinin baş temsilcisi, klasik motorlu araçlar için prim verilmemesini, sınıfa ihanetmiş gibi eleştirdiler ve SPD’yi sorgulamaya başladılar. Maksatlarının, “iş alanlarını korumak” olduğunu ileri süren sendikacılar gerçekte sermayeye her türlü desteği sunuyorlar.

UMUT YAŞAR

Otomobil tekellerinin lobi örgütleri aylarca kamuoyunda hükümete baskı yaptılar. Otomobil üretiminde, imalatın yüzde 85’ine yakın bölümünün büyük fabrikaların dışında gerçekleştiğini ve dolayısıyla bu kilit sanayi birimi için verilecek teşviklerin çok geniş bir kesimin işine yarayacağı, değişik sektörlerde iş alanlarının güvenceye alınacağını ileri sürüldü.

Teşvikleri alacaklarından çok emin olan sermayenin “akaryakıt fraksiyonu” geriye yaslanarak, “gelecek için yeni teknolojileri de teşvik etmekte fayda var” görüşünü savundular.

VW BELİRLEYİCİ OLDU

Dünyanın en büyük otomobil piyasası olan Çin’de hükümet, 2018’de elektro otomobil üretimini ve satışlarını teşvik etme kararı almıştı. Üretiminin ve karının yüzde 50’sine yakınını Çin’de gerçekleştiren Volkswagen tekeli hemen trene atladı: Bundan böyle tekel bünyesindeki tüm markalarda (VW’nin toplam 12 markası bulunuyor) elektro motorların belirleyici olacağını ilan eden VW şefi Herbert Dies, Mart 2019’da yaptığı açıklamada, 2022 sonuna kadar VW tekeli olarak 33 değişik elektro modeli piyasaya süreceklerini ve 2030 yılına kadar 23 milyon elektro otomobil satmayı hedeflediklerini söyledi. Tekel yönetimiaynı yıl 2030 yılına kadar bu alana 66 milyar avro yatırım yapma kararı aldı.

Bu tutum bir tarafta dizel skandalının nokta koyma çabasıydı şüphesiz. Ama asıl olarak geleceği pek parlak görünmeyen eskimiş bir teknolojiyi kamburundan atma ve yeni alanlara sıçrama girişimiydi. Bu alandaki gelişmeleri yakından takip edenler Alman Otomobil Üreticileri Birliği (VDA) içindeki tartışmaları hatırlayacaklardır. Daimler ve BMW bir tarafta, VW tekeli diğer tarafta. Sanayi kolunun tedarikçileri ise iki arada bir derede kalmışlardı.

Ancak gelinen yerde görüldüğü kadarıyla VW tekelinin tutumu belirleyici oldu ve Alman devleti asıl olarak elektro motorlu araçları teşvik etme ve buna bağlı olarak başta hidrojen üretimi olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarını ve elektro araçlarının şarj edilebileceği ağı kurma kararı aldı. Hükümet* bu alana önümüzdeki birkaç yıl içinde 10 milyar avrodan fazla kaynak ayırdı.

METALCİLERDEN SPD ELEŞTİRİSİ…

Sermayenin değişik fraksiyonlarının hükümetten beklentileri ve bu yöndeki sınıf içi çatışmaları (yani rekabetleri) anlaşılır. Peki dünyanın en büyük metal sendikası olmakla övünen IG Metall yöneticilerine ve yine bu sendikaya üye olan değişik tekellerdeki baş temsilcilere ne oluyor, neden illa klasik motorlu araçlar içinde teşvik primi (hurda ikramiyesi) istiyorlar?

Konjonktür paketinin açıklanmasından sonra IG Metall Başkanı Jörg Hofmann, sendika adına yaptığı açıklamada, “bir takım önemli maddelerin olduğunu” belirtmiş ve SPD’ye atıfta bulunarak “Ekonomik teşvik programı talep ve istihdam için büyük bir patlama haline gelip gelmeyeceğini göreceğiz” demişti. Hofmann, değişik gazetelere verdiği demeçlerde ise daha açık sözlüydü. “Augsburger Allgemeinen” gazetesindeki demecinde, “Otomobil endüstrisinde ve buna yakın sektörlerde çalışanlar arasında sosyal demokrasiyle ilgili olarak büyük bir güven kaybı söz konusu” … “Almanya için çok önemli olan ve doğrudan ve dolaylı olarak iki milyondan fazla çalışanı olan sanayi, endüstriyel-politik bir hayalet yolculuğuyla duvara çarpmasına vesile olunamaz” diyerek olası işsizliğin sorumlusu olarak sermayeyi değil SPD’yi gösterdi.

Daimler Baş Temsilcisi Michael Brecht, “Alman otomobil endüstrisine, iş alanlarını önemli ölçüde etkileyecek bir rasyonelleşme dalgası geliyor. Sanayi büyümeye olacak diye yatırım yapmıştı ama şimdi üç veya dört yıl boyunca taşınamayacak düzeyde aşırı üretim kapasite riski var” derken MAN Baş Temsilcisi Saki Stimoniaris ise SPD başkanları Saskia Esken ve Norbert Walter-Borjans’ı “milyonlarca işi tehlikeye atmakla” suçladı ve “SPD liderliği, hala işçilerin çıkarlarını temsil ediyor mu diye kendisini sorgulamalıdır” dedi.

Hatırlatmakta fayda var: 2019 sonbaharında Daimler tekeli 10 bin işçiyi işten atacağını, MAN ise aralık ayında 6 bin işçiyi çıkaracağını bildirmişti.

SERMAYEYİ KORUYORLAR!

Hofmann, Brecht ve Stimoniaris’in önümüzdeki dönem gündeme olan işten atmaların gerçek nedenini ortaya koymak yerine hükümeti, şu veya bu partinin yöneticilerini sorumlu olarak göstermeleri iki yüzlülüktür. Örneğin Brecht’in dikkat çektiği “fazla üretim kapasitesi”. Daimler’e “ekonomide büyüme” olacağına ve daha fazla otomobil satılacağına ilişkin kim güvence vermiş? Rasyonelleşme dalgasını hükümet mi karar altına almış? Eğer Brecht hükümeti, işçi cephesinden eleştirecekse sermayeye bu kadar karşılıksız yardım etmesini eleştirmesi ve işçiler için neredeyse hiçbir şey yapmamasını eleştirmeli.

Stimoniaris’e de hatırlatmak gerekiyor: 2018 yılında MAN tekelinde 54 bin işçi çalışıyordu, şimdi bu rakam 38 bin civarında. Fabrikanın bazı bölümlerinin yeterince kar getirmiyor satılmasını, kapatılmasını SPD’mi kararlaştırdı. Veya şimdi işten çıkarılması kesinleşen 6 bin işçinin kaderini kim belirledi? Stimoniaris hükümeti, işten atmaları yasaklamadığı için eleştirebilir. Ama hem Brecht hem de Stimoniaris, kendilerinin işten atmalara karşı ne yaptıklarını sormak gerekmez mi?

Benzeri soruları sendikanın genel başkanı Hofmann’a da sormak gerekiyor. 30 yıldır Doğu Almanya’daki metal işçilerinin daha uzun çalışmalarına rağmen daha düşük ücret almalarını düzenleyen toplu sözleşmeleri metal patronları ile kim imzaladı, SPD mi?

IG Metall başkanı ve adı geçen baş temsilciler, içindi bulunduğumuz durumun baş sorumluları olan sermayeyi korudukları gibi kendilerini de işin dışında tutuyorlar. Sermayenin her türlü talebine destek verirken asıl görevlerini, “Almanya’nın (veya işletmenin) rekabet gücünü korumakla” sınırlı gören “yardımcı menajerler” (kendilerini böyle tanımlıyorlar) aldıkları tutumla sermayeye karşı gelişen tepkileri başka yöne kanalize etmeye çalışıyorlar.

Görüldüğü gibi bugün sadece Koronavirüsüne karşı değil aynı zamanda sendikaların içindeki işbirlikçi virüsüne karşı da mücadele etmemiz gerekiyor.