Robinson Crusoe romanı ve ırkçılık

SEMRA ÇELİK

Irkçılık karşıtı eylemler, yerlilere zulüm yapan sömürgecilerin heykellerinin yıkılması, edebiyatta ırkçılık konusunu da gündeme getirdi. Tartışılan kitaplardan biri de Daniel Defoe’nun meşhur “Robinson’un Maceraları” kitabı.

İngiliz edebiyatında ırkçılık konusunu araştıran Bayreuth Üniversitesi öğretim görevlisi Susan Arndt, Robinson Crusoe’nin dünyada üstün ve aşağı ırkların varlığı ve aşağı ırkların ancak köle olarak işe yarayacağı fikrini empoze eden bir roman olduğunu iddia ediyor.

İngiltere’de yaşayan orta halli bir ailenin en küçük oğlu olan Robinson’un dünyayı gezme hayalleri ile çıktığı yolculuğu ve bu sırada karşılaştığı olayları anlatan kitabını okumayan yoktur. Bu yolculuklar sırasında, seyahat ettiği gemi batınca ıssız bir adada 28 yıl tek başına yaşamak zorunda kalır. Sonradan eklenen ve Robinson Crusoe’nun Yeni Serüvenleri adı verilen ikinci kitapta Robinson döner. Burada bir süre kaldıktan sonra yine denize açılır. Madagaskar’dan, Çin’e Rusya’ya geçerek İngiltere’ye döner. Bu yolculuklarda ticaret yapar ve kendi kültürünü bu ülkelerinkiyle karşılaştırır.

ISSIZ ADADA 28 YIL

Issız bir adada yaşama hayali? Robinson Crusoe’nun maceraları bu fikri bugüne kadar beynimize işledi.

Daniel Defoe’nin Robinson Crusoe romanı dünyada en çok okunan kitaplar arasında yer alıyor. Bu kitabı okuyanlar sadece ıssız bir adada ayakta kalmanın zorluklarını değil, Cuma’nın hayatını da öğrenirler. Ancak hiç birimiz bu romanda üstün ve aşağı ırklar, şiddet ve köleleştirmenin nasıl normal, sevimli şekilde anlatıldığını sorgulamamışızdır. Bayreuth Üniversitesi’de çalışan İngiliz edebiyatında ırkçılık konusunu yoğun bir şekilde araştıran etnolog ve edebiyat bilimcisi Susan Arndt, romanın içeriğinin irdelenmemesini tuhaf görüyor.

Susan Arndt „Irkçılık – 101 En Önemli Soru“ kitabında, öğrencilerinden gözlerini kapatıp bir ada hayal etmelerini istediğini anlatıyor. Herkesin ilk aklına gelen palmiye ağaçları, tatil, izolasyon ve macera. Arndt’a göre burada ada olarak algılananların Helgoland, Sylt, Borkum gibi adalarla pek ilgisi yok. Aksine, sömürgeci fantezilerle dolu yalnız tropik bir ada aklımıza gelen. Bu nedenle Susan Arndt uzun süreden beri Robinson Crusoe’yu çocukluğunun macera kahramanı olarak görmüyor, siyahları aşağı bir ırk olarak gören ve köleleştiren sömürgeci bir işadamı olarak değerlendiriyor. „Robinson Crusoe, Amerika ve Afrika’daki bu yeni bölgelerin nasıl kolonize edileceğine dair bir el kitabıdır, hem doğal kaynakların hem de yerli halkın nasıl sömürüleceğini öğreten bir el kitabı.“ diyor.

KÖLELER ve KÖLE SAHİPLERİ

Birçoğumuz romanın sadece son bölümlerini tanır. Robinson Crusoe’nun gemisinin batıp ıssız bir adada yaşadığı bölümünü. Ancak hikayenin ilk iki cildinde anlatılan bir ön bölüm var: Ailesinin sıradanlığından kurtulmak isteyen, kaçan ve kelimenin tam anlamıyla gemisi batan bir Robinson Crusoe var bu bölümlerde. Önce korsanların elinde kendisi köleleşiyor. Tabi ki beyaz bir Hıristiyan olduğu için yapılan kötü bir şeydir. Diğer iki siyah kölenin yardımıyla kaçmayı başarıyor. Siyahlardan biri kıtlık nedeniyle Robinson tarafından denize atılıyor, diğeri kurtarıldığında Portekizlilere köle olarak satılıyor. Susan Arndt, bu anlatımın Defoe için siyahların köleleştirilmesinin çok normal, hatta iyi olduğunu ortaya koyduğunu söylüyor. Robinson Crusoe daha sonra Amerika’da kölelerle kendi plantasyonunu kuruyor ama köleleri yetmediğinden yeni köleler bulmak için yola çıkıyor. Bu yolculukta başka bir gemi kazasına uğruyor ve neredeyse otuz yıl süreyle doğayı fethederek hayatta kaldığı bir adada kazadan tek kurtulan olarak yaşam mücadelesi veriyor. „Yamyamlarla“ tanışana kadar 28 yıl, adanın ıssız olduğunu düşünüyor. Onlardan birini kurtarıyor ve adını „Cuma“ koyuyor. Minnettarlıktan dolayı Cuma kendini Robinson’a hizmetçi olarak sunuyor.

DANİEL DEFOE’NUN AMACI

Susan Arndt: “İngiliz yazar Daniel Defoe, sömürgecilik döneminde kölelikten yararlananlardan biriydi, insanları köleleştiren çeşitli şirketlerde hisse senetleri vardı. Aynı zamanda, sömürgeciliği diğer Avrupalılara bırakmamanın, sömürgelere gitmenin ve kaynakları kullanmanın önemi hakkında ekonomik makaleler yazmaktaydı. Bu nedenle Robinson Crusoe’nun edebiyatta ırkçılık konusunda ve edebiyat sayesinde insanlık düşmanı kölelik sistemi ve ırkçılığın meşruymuş gibi beyinlere kazınabileceğini göstermesi açısından akademik çevrelerce okutulması yararlı olabilir. Edebi açıdan ise hiç bir değeri yoktur. Heyecan verici değil, bürokratik ve sıkıcı. Bu sıkıcı kitabı çocuklara verirseniz okumadan bir kenara koyduklarını göreceksiniz.“ diyor.