Süper güçler çatışması döneminde AB Konsey Başkanlığı

German Foreign Policy

Almanya Dışişleri Bakanı Maas’a göre 1 Temmuz’da AB Konsey Başkanlığı başlayan Federal Hükümet “Birliğe daha önce benzeri görülmemiş değişiklikler getirmek” istiyor. Buna göre, sadece Kovid-19 salgını nedeniyle benzersiz bir çöküş yaşayan AB ülkelerindeki ekonomi yeniden güçlendirilecek. Maas, bunun “Birliği kalıcı olarak sağlamlaştırmak” için de önemli olduğunu söyledi. Bununla Berlin, salgına karşı mücadelede tek başına ulusal düzeydeki çabaların -özellikle de Almanya’nın çabalarının- AB’nin halk arasındaki itibarına büyük zarar vermiş olmasına tepki gösteriyor. Yakın tarihli bir ankete göre, İspanyolların yüzde 50’sinin AB hakkındaki görüşleri kötüleşti. İtalya’da bu rakam yüzde 58.

Hükümet ayrıca birliğin “egemenliğini” güçlendirmeye ve onu sadece Çin’e karşı değil, aynı zamanda ABD’ye karşı daha bağımsız hale getirmeye çalışacak. Maas, “Avrupa’nın küresel güç rekabetinde tek vücut olarak konumlandırılmasını” talep ediyor.

AB’NİN KALICI KRİZİ

Berlin Bilim ve Politika Vakfı’nın (SWP) şu anki analizine göre AB yıllardır “kalıcı bir kriz” yaşıyor: 2008’in küresel mali krizi, 2010’daki euro krizi, 2015’teki “mülteci krizi”ni korona krizi takip etti. Bunlar “AB’nin istikrarını ve dinamik hale gelmesini engelleyen ardışık sarsıntılar”dı. SWP’ye göre şu anda buna “pandemik yıkım” ekleniyor.

Federal hükümetin üstesinden gelmesi gereken pandeminin dramatik sosyal ve ekonomik sonuçları dışında, “en azından başlangıçta düzenli konsey çalışmasının sadece yüzde 30’unun gerçekleşebileceği” biliniyor. Başkanlığı Almanya’ya devreden Hırvatistan döneminde “Çok sayıda yasama dosyası korona krizi nedeniyle işleme koyulamadı”. Üçüncü olarak, küresel iktidar mücadelelerinin artmasının Almanya’nın başkanlığını daha da karmaşıklaştıran ek sorunlar yarattığı da dikkate alınmak zorunda.

MORAL BOZUKLUĞU

Pandeminin erken evresinde, özellikle Almanya’nın başını çektiği, tek başına ulusal girişimler Almanya ve AB’ye karşı bazı üye ülkelerdeki halk arasında tepkiye yol açtı. SWP, bunun etkisinin devam edeceğini kabul ediyor. 9 AB üyesi ülkede Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) tarafından yakın zamanda yaptırılan bir anket, AB’nin kamuoyunda gözle görülür bir şekilde itibar kaybettiğini doğruladı.

Korona krizinde ülkelerinin ana müttefikinin kim olduğu sorulduğunda, nispi çoğunluk “Hiç kimse.” cevabını verdi. AB sadece Polonya’da (yüzde 17 ile) ilk sıradaydı; diğer ülkelerde Dünya Sağlık Örgütü’nden sonra yalnızca tek haneli değerlerle ikinci sırada yer aldı, İtalya’da (Çin’in en sık yüzde 25 ile bahsedildiği yer), halkın sadece yüzde 4’ü AB’yi ana müttefik olarak görmekteydi. Kovid-19 salgını sırasında AB konusundaki görüşü kötüleşenlerin oranı yüzde 25 (İsveç) ile yüzde 58 (İtalya) arasında değişmekteydi; daha önce AB’ye çok sadık olduğu düşünülen İspanya’da da bu oran yüzde 50 olarak belirlendi.

„BİRLİĞİ SAĞLAMLAŞTIRMAK“

Güney Avrupa’da AB’nin reddedilişindeki artış -bilindiği gibi İtalya’da göreli bir çoğunluk geçenlerde birlikten ayrılma lehinde oy kullandı- ve korona krizinin Alman endüstrisi için önemli olan Güney ve Batı Avrupa satış pazarlarını etkilemesi dikkate alındığında, 750 milyar euroluk ‚AB Kurtarma Fonu’nun hayata geçirilmesinde, Berlin’in özellikle İtalya ve İspanya’ya yönelik bazı tavizleri kaçınılmaz. Federal hükümet bu nedenle ‚kurtarma fonu‘ için bir defaya mahsus olarak borçlanmasını ve fonların ilk kez hibe olarak verilmesini onayladı. Ayrıca, başkanlığının odak noktasının, AB’nin ekonomik toparlanması olacağını açıkladı. Bu amaçla, önce ‚kurtarma fonu’nun kabul edilmesi ve 2021-2027 yılları için AB bütçesi üzerinde anlaşmaya varılması zorunlu. ECFR’de pazartesi günü yaptığı konuşmada Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Brüksel’in sadece kısa çalışma yardımlarını finanse etmekle kalmayıp, aynı zamanda birliğin halk arasındaki itibarını geri kazanmak için asgari ücret getirmesi gerektiğini de açıkladı: “Birliği kalıcı olarak sağlamlaştırmak” önemliydi. Aynı zamanda, ekonomiyi güçlendirmek için, “dijital inovasyon” gibi belirli alanlara özel destek vermek gerekecekti.

Ekonomiyi güçlendirme çabalarına ek olarak, federal hükümet, konsey başkanlığının bir parçası olarak AB’nin küresel siyasi etkisini en üst düzeye çıkarmayı hedeflemekte. Berlin açıkça diğer güçlerden, Çin ve ABD’den bağımsız “Avrupa egemenliğini” esas almakta.

Maas daha önce de bir röportajda “Avrupa’yı ABD, Çin ve Rusya arasındaki küresel süper güç rekabetinde tek vücut olarak konumlandırmayı başarmalıyız” demişti. Aksi takdirde başkalarının oyun topu olmaya mecburduk.

ORDU VE DAYANIKLILIK

Berlin’in AB’nin militarizasyonunu daha da ilerletme hedefi, federal hükümetin, gelecek yıl ardarda AB Konseyi Başkanlığı’nı devralacak olan Portekiz ve Slovenya hükümetleri ile birlikte kaleme aldığı “üçlü programda” görülebilir.

Bu programda gelecekte “ortak güvenlik ve savunma politikası”nın “tüm yönlerinin” derinleştirileceği söyleniyor. Bu sadece, AB’de “stratejik diyalog” ve savunma sanayisinin güçlendirilmesini değil, aynı zamanda birliğin “Savunma girişimlerinin daha da geliştirilmesi ve koordinasyonunu” da içeriyor. Bir diğer önemli faktör, NATO ile “Diğer şeylerin yanı sıra askeri hareketlilik, siber güvenlik ve savunma, yetenek geliştirme, hibrit tehditler ve kapasite geliştirme” hedefleyen işbirliği. Son olarak, “Ordu, sivil makamları desteklemeli ve dayanıklılığı güçlendirecek tedbirlerde yardım sağlamalıdır …”.

Dayanıklılık, sadece doğal afetler ve salgın hastalıklar için değil aynı zamanda uluslararası çatışmaların ve hatta savaşların artması durumunda toplumsal dayanıklılık anlamına gelir.

(Çeviren: Semra Çelik)