Postayla gelen…

Ali Çarman

Baskı ve sömürüyü ortadan kaldırmayı iş edinmiş devrimcilerin yaşamında cezaevinin ayrı bir yeri var. Hatta bizim kuşağımız (78) açısından cezaevine düşmemiş olan yadırganır da. Gerçi sınıflar mücadelesinin her aşamasında cezaevleri bir zapturap altına alma, boyun eğdirme mekanları olarak egemenlerin elindeki önemli bir araçlardan biridir. 12 Mart, 12 Eylül darbeleri sonrası cezaevleri tıka basa dolduruldu. Demokrasi, özgürlük ve güzel bir yaşamdan söz eden hemen herkes bu furyadan payını aldı.

Cezaevlerinin tıka basa dolu olması buralarda bizlere ayrı ayrı sorumluluklar yükledi. Ve kısa bir dönem hep siyasi tutsaklar ve cezaevleri sorunu ön plana çıktı. Ancak sınıflar mücadelesini dar bir alana sığdırmak mümkün değil. Nitekim öyle oldu. 86’lardan sonra işçi ve emekçilerin ayak sesleri sağır kulağın dahi duyacağı şekilde gümbür gümbür duyuldu.

Geçtiğimiz günlerde ikinci kitabı Vivo yayınevinden çıkan Mehmet Salim de böyle bir süreçte cezaeviyle tanıştı. 11 yılı aşkın bir süre mapus yattı. Ve yeniden özgürlüğe kavuştuğunda kaldığı yerden ‚işe devam‘ dedi. Yalnız bir farkla! Bu kez bir yandan işçi olarak çalışırken diğer yandan kendini yazmaya-çevirmeye verdi.

Bugün postayla gelen ve gönderenin isminin olmadığı küçük paketi merakla açtığımızda içinde ‘’Dar Alanda Uzun Voltalar’’ kitabıyla karşılaştık. Hediye bir kitap olunca sevinmemek elde değil! Hele bir de çok sevdiğimiz bir dosttan gelince sevincimiz ikiye katlandı.

‚Dar alanda uzun voltalar’ın sayfalarını hemen karıştırmaya başladım ve kitap elimden düşmedi. ‚Erteleme, oku beni‘ dercesine ses veren kitap bir nefeste bitirilecek kıvamda.

Mehmet Salim işe en zor olanla, öyküyle yazmaya başladı ve burdan devam etmekte ısrarlı görünüyor. Yeni kitabı ise öykü/portre karışımı oldukça basit ve özlü bir anlatım. Mahpus arkadaşlarını ve yaşanmışlıkları bir veya iki paragrafla anlatmak öyle kolay olmasa gerek.

Yalın bir dil, lakin alelade olmayan bir anlatımla kaleme alınmış kitapta 77 tutsak yer almakta. Her bir tutsak için söylenen kısa kısa yazılar aslında onlarca sayfanın mahpus damlarından damıtılarak kıvamına getirilmiş halidir.

İşte onlardan biri; Salih Özçelik için söylenen sözler. ‘İdarenin verdiği üzüm hoşafının içine ekmek atar, bir kaç gün bekletir, şarap niyetine içerdi. Sonra pencereye çıkıp bağıra çağıra daha taze yazdığı şiirleri okurdu. Havalandırma şiirle dolup taşardı. Sarhoş olurduk.’

Kitapca epeyce tanıdık yoldaş ve dost var. Gündelik hayatta insani ilişki ve değerlere herkesten daha çok önem veren devrimciler olduğu söylenir. Bunu geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Metin İlgün için söylenen sözlerde de görmek mümkün: ‘Boynuna geçirilecek yağlı iplikten değil, bir daha başını annesinin dizine koyup uykuya dalamayacağından korkardı Metin. Belki de bundan dolayı sık sık annesinden söz ederdi.’

Açlık grevi..

Türkiye cezaevleri yaşamında açlık grevlerinin ayrı bir yeri var. Bu sorun hep en koyu ideolojik ortamlarda tartışıldı ve tartışılmaya devam ediyor. 11 yıl cezaevinde kalıp da açlık grevine yatmamak olmaz. ‘Bütün hücrelerimizle hissettiğimiz bir açlıktı. Bahara, gökyüzüne, denize, aşka, ağaca, toprağa, özgürlüğe olan büyük bir açlık. Önümüze koysalar bir lokmada yutardık’’ (sayfa 105).

Özlem cezaevi yaşamının en hassas yanıdır. Partiye, yare, anneye ve tüm sevdiklerine tarif edilmez biçimde özlem duymak. Kitaptaki bir kahraman da Gerçek dergisi muhabiri Cengiz Argüç’tür. ’Sık sık çıkınca denize gideceğim derdi Cengiz. Tahliye oldu ve denizin mavisine değil, dağların mavisine karıştı’ (sayfa 29)

Yazar büyük bir cesaret isteyen bu adımı atmakla, mahpus arkadaşları başta olmak üzere hepimize, ‚en zor anlarda dahi hayatın incelikleri, mizahi yanlarını ve güzelliklerini görmek gerekir‘ demekte.

Zaman içinde bir çok şey unutulabilir. Unutulmaması için de yazıya dökmenin önemi yadsınmaz. Ve ne güzel ki, yazılanlar aslına uygundur. Postayla gelen bir mahpus mektubu sıcaklığında özgürlük kokan bir kitap yazmış Salim.

Kendi alanında ses getirecek, sınıflar mücadelesinin farklı bir mekanında ‘görülmüştür’ damgasını taşımayan büyük bir adım atan Mehmet Salim’in yürüyüşünde yazmalar eksilmesin…