‚Pişmanlık duyarak geçiştirmek yetmez‘

Géraldine Schwarz

Sömürü, suç ve şiddetin görmezden gelinmesi eski sömürgeci güçlere zarar vermeye devam ediyor. Sömürgeci dönemle yüzleşme eksikliği toplumu bölüyor ve aşırı uçlara malzeme sunuyor. Dönemin değerlendirilmesi ne suçluluk kültürüne ne de kurban kültüne hizmet etmelidir. Rövanşizm ve nefrete yol açmamalı, tarihin karmaşıklığını görmezden gelmemelidir. Mağdur ve mazlumlara verilen zarar için özür dileyemiyorsanız istediğiniz kadar pişmanlık duyun, anlamsızdır. Tarihsel sorumluluğu kabul etmeden kalıcı bir uzlaşma mümkün değildir. Ama eski sömürgecilerin çoğu yüzleşmekten korkuyor!

Bir zamanlar dünyanın beşte birini yöneten Büyük Britanya, hâlâ ülkelerin ve insanların sömürülmesinden, kolonilerinde ırkçılık ve şiddetten ve açıkça belgelenmiş katliamlardan özür dileyemedi.

Örneğin, 1919’da daha fazla özgürlük için mücadele eden yüzlerce sivilin öldürüldüğü Hindistan’daki Amritsar Katliamı ile samimi bir yüzleşme gerçekleşmedi.

Kenya’da; İngilizler 1950’lerde sömürgecilik karşıtı Mau-Mau isyancılarının bastırılması için, neredeyse tüm Kikuyu grubunu toplama kamplarında ve hapishanelerde tuttu, on binlerce kişi bu şekilde öldürüldü. Hayatta kalanlar 2000 yılından itibaren İngiltere’yi dava etmeye başladı. Hükümet “pişmanlığını” ifade etti, ama kesinlikle tarihiyle yüzleşmedi ve özür dilemedi. Sömürge valileri keyfi davranmış gibi gösterilerek suç onların üstüne atıldı. Gerçekte ise tüm direktifler Londra’dan, kesinlikle uyulması gerektiği notuyla, gönderilmişti.

İngiliz sömürge tarihi hâlâ vatansever amaçlar için göz ardı edilmekte. İngiltere’de okullar, medya ve müzeler geçmişteki hataları ve yapılan katliamları hatırlatmaz. Ama birçok sokak ve alandaki heykellerle sömürgeci katiller onurlandırılır.

Brexit için kampanya yürüten seçkinlerin bir kısmının servetleri sömürgeciliğe dayanan ailelerinden geliyor. Onlar imparatorluk geleneğinin bugün hâlâ takdir edildiği özel okullarda eğitim gördüler. Böylece, Büyük Britanya’nın tek başına hareket etmesi halinde dünya çapında yeterli etkiye sahip olacağı yanılsaması yaygınlaştırılıyor.

Bu durumda olan sadece İngiltere değil. İspanya, Hollanda, Belçika, Almanya’da da durum hemen hemen aynı. Bir ülkenin karanlık geçmişiyle yüzleşmesi ve yaptıklarından dolayı bölge halkından özür dilemesi çok ender.

Meksika, 2019’da İspanya’dan 16. yüzyılda İspanyol fethinden sonra yerli halklara yapılandan dolayı özür dilemesini istediğinde, bunun geçmişte kaldığı, çağdaş bir perspektiften değerlendirilemeyeceği söylendi. İspanya devleti, zalim Franco rejiminin kurbanlarına tazminat ödemekten de kaçındı. Diktatörün ölümünden sonra, 1977’de tüm faillerin cezasız kalmasını garanti eden bir af yasası çıkarıldı. Kurtulanlar travmaları ile yapayalnız kaldılar.

Almanya Namibya’daki soykırım kurbanlarına tazminat ödemeyi reddetti, pişmanlık söylemleriyle yetindi. Belçika’da daha yenilerde sömürgeci tarihi öven müzelerde sergilenenlerin gözden geçirileceği açıklandı. Fransa’da, eğitimde, müzelerde ve medyada böyle bir kolektif inkar mevcut değil.

Siyasi liderlerin çoğu sömürge sistemini kınıyor. 2017’de sömürgecilik döneminde yapılanların “insanlığa karşı bir suç” olduğu resmen kabul edildi. Özellikle, Cezayir Kurtuluş Savaşı’nın sona ermesinden sonra, 800 bin Fransız, Cezayir’den ayrılmak zorunda kaldı. Bu “büyük Fransız ulusunun” en eski ve en popüler kolonisiydi. Bu anı, çoğu “yoksul gettolarında” yaşayan Cezayirli göçmenlerin torunları arasında hâlâ kızgınlığa yol açıyor ve vahşet resmen kabul edilmesine rağmen samimi bir yüzleşmenin olmadığına inanılıyor.

Tarihin karanlık yanlarını bastırmanın ve kurbanların görüşünü görmezden gelmenin yüksek bir bedeli var: Bir toplumu böler, aşırı uçlara malzeme sunarak hizmet eder ve uluslararası ilişkilere zarar verir. Bu tavrın Avrupa ve Amerika’daki yaygın olması, bir ülkenin demokratik olgunluğu ve barışında anma kültürünün derinden yanlış anlaşıldığını ortaya koyuyor.

Eğer Avrupa dünyada normatif etki göstermeye devam etmek, otoriter modellere karşı demokratik ve açık bir toplumun değerlerini korumak istiyorsa, eski sömürgeci ülkeler tarihsel sorumluluklarıyla yüzleşmeyi öğrenmelidir.

(Deutschlandfunk’tan çeviren: Semra Çelik)