Almanya’da ekonomi durgunluktan çöküş evresine geçti

Yücel ÖZDEMİR
Köln

Geçtiğimiz perşembe günü bu yılın ikinci çeyreği için Almanya ve ABD ekonomisine dair açıklanan “büyüme rakamları” durgunluktan krize girildiğini açık olarak gösteriyor. Kapitalizm savunucusu ekonomistler, her iki ülkede de rekor düzeyde yaşanan küçülme oranlarının ne zaman büyümeye geçeceğine dair net tahminlerden kaçınıyor. Bugünden kesin ve belirgin olan ise bu süreçte iflaslar, işten atmalar ve yoksulluğun had safhaya ulaşacağı.

RAKAMLARDA SON DURUM

Geçtiğimiz yılın sonunda resesyon sürecine giren Alman ekonomisi bu yılın ikici çeyreğinde (Nisan-Haziran) tam yüzde 10,1 küçüldü. Aynı dönemde ABD ekonomisi de bir önceki çeyreğe göre yüzde 10 küçüldü. Bu yılın ilk çeyreğinde Alman ekonomisi yüzde 2, ABD ekonomisi yüzde 1,3 küçülmüştü.

Bu süreçte Fransa ekonomisi yüzde 13,8 İspanya ekonomisi yüzde 18,5 daraldı. Genel olarak Avrupa Birliği ekonomisinde ise ikinci çeyrekte yüzde 11,9 küçülme meydana geldi. Dünya genelinde ise küçülme, ikinci çeyrekte yüzde 7’nin, ilk çeyrekte ise yüzde 3’ün üzerinde olmuştu.

Geçen yılın ikinci yarısıyla bir kıyaslama yapıldığında ise daha felaket bir tablo ortaya çıkıyor: Almanya açısından küçülme oranı yüzde 11,7; ABD açısından küçülme oranı yüzde 32,9.

Bu yılın ikinci yarısında Alman ve ABD ekonomileri büyük darbeler alırken, pandeminin ilk ortaya çıktığı yer olduğu sanılan Çin’de ise kısmi toparlanma işaretleri geldi. Yılın ilk çeyreğinde yüzde 6,8 küçülen Çin ekonomisi, ikinci çeyrekte ise yüzde 3,2 büyüdü.

Kapitalist sistemin sembolü durumundaki iki büyük ülke ve güçlü ekonomide gerçekleşen “rekor küçülme” oranları ise bazı gazeteler tarafından “Kara Perşembe” olarak nitelendirildi. Küçülme oranlarının Almanya ve ABD’de tarihindeki rekor düzeye ulaşması elbette tesadüf değil. Zira her iki ülke de dış ticaretten, başka bir deyişle ihracattan besleniyor. Pandemi döneminde neredeyse durma noktasına gelen dış ticareti her iki ülke ekonomisini derin bir krize sürüklemiş bulunuyor. Bunun yanı sıra tüketim ve yatırım oranları da bu süreçte rekor düzeyde düştü ve krizin derinleşmesine neden oldu.

TEKELLERE MİLYARLAR AKTARMAK ÇARE OLMADI

Hem Almanya’da hem de ABD’de hükümetler, küçülmenin önüne geçmek için “Korona Paketleri” adı altında özellikle tekellere tarihlerindeki en büyük mali destek paketlerini ilan etmişlerdi. Almanya 1,5 trilyon avroluk ve ABD ise 2,3 trilyon dolarlık ekonomi paketleri açıkladı.
Bu destekle küçülmenin önüne geçilebileceği propaganda edildi. Ancak gelinen aşamada, bunun böyle olmadığı anlaşılmış bulunuyor.
Tekellere yardım yerine halkın alım gücünün artırılarak tüketimin teşvik edilmesi en azından küçülmenin bu denli derin olmasın önüne geçilebilirdi. Ücretleri kesilerek kısa çalışmaya gönderilen milyonlarda emekçiden hiçbir şey olmamış gibi tüketime devam etmesini beklemek ancak kapitalist ekonomistlere özgü bir yaklaşım. Basında yer alan haberlere göre bu süreçte sadece AB genelinde kişi başına reel tüketim bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 3 düştü.

KAPİTALİST EKONOMİNİN KADERİ VİRÜSE BAĞLANDI

Gelişmeler dünya ekonomisinin kısa sürede yeniden büyüme endeksini yakalamasının zor olduğunu gösteriyor. Almanya’da yayınlana Handelsblatt gazetesine konuşan Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi Kanneth Rogoff, “Bugünkü durumun değişmesi ancak gerçekten salgının aşılmasına bağlı” diyor. ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell ise, olanları “Şu anki kriz son on yıllarda olanların en büyüğü” olarak tanımladı.

Alman Ekonomi Bakanlığı tarafından yapılan tahmine göre 2020’de ortalama olarak yüzde 6,3’lük bir küçülme meydana gelecek. Bazı ekonomistler bunun iyimser bir tahmin olduğuna işaret ediyor. Yaklaşık olarak her iki avrodan birisini dış ticaretten kazanan Almanya’nın yeniden toparlanması gerçekten de dünya genelindeki gelişmelere bağlı.

Salgının bu şekilde devam etmesi, özellikle AB ülkelerinde önlemlerin sertleştirilmesi durumunda bundan en çok Almanya’nın etkileneceği de biliniyor. Bu yılın Ocak-Mayıs aylarında Alman mallarının yurtdışına satışında yüzde 14,1’lik bir gerilemenin olması da bunu gösteriyor.

PANDEMİ KRİZİN ÜSTÜNÜ ÖRTÜYOR

Sermaye cephesinden yapılan açıklamalar ve değerlendirmelerin çoğunda krizin sorumlusu olarak pandemi gösteriliyor. Ancak, özellikle Alman ekonomisi, pandemiden önce resesyon sürecine girmiş, büyüme yerine küçülmeye dair tahminler pandeminden önce yapılmaya başlanmıştı. Dolayısıyla bugün küçülmenin tek nedeni olarak pandemiyi göstermek, kapitalizmin aşırı üretim hırsını gizlemek anlamına geliyor.

Brexit, otomobil sektöründe teknolojinin yenilenmesine bağlı yaşanan sert rekabet ve emekçilerin ger geçen yıl biraz daha azalan alım gücü doğal olarak kriz emarelerini göstermişti.

İFLASLAR VE YÜKSEK İŞSİZLİK BEKLENİYOR

Sert küçülmenin yaratacağı başlıca sorunların başında iflaslar ve işsizlik geliyor. Almanya’da şimdiden bunun işaretleri verilmeye başlandı. Hükümet desteği nedeniyle henüz bir iflas dalgası yok. Ancak, Federal Çalışma Ajansı bu dalganın sonbaharda geleceğini dile getiriyor. 6,7 milyon emekçi ise kısa çalışmaya gönderildi. Pandeminin de etkisiyle 635 bin kişi daha işsizler ordusuna katıldı ve ülkedeki toplam işsiz sayısı 2,9 milyona ulaştı.

Creditform tarafından verilen bilgiye göre şu anda 125 bin firma iflasla karşı karşıya. Münih Üniversitesi Ekonomi Araştırmalar Enstitüsü’nün yaptığı bir ankete göre ise Almanya’da her beş işletmeden birisi iflas edebilir.

Benzer bir durum ABD açısından da söz konusu. Mart ayında yüzde 4,5 olan işsizlik Nisan ayında yüzde 14,4’e çıktı (39 milyon). Şimdi de işsizlere verilen desteğin kesilmesi gündemde. Eğer bu gerçekleştirse dünyanın en zengin ülkesinde milyonlarca insanın yoksulluk içinde yaşayacağı anlamına geliyor.

Benzer bir eğilimin özellikle vaka ve ölüm sayısın yüksek olduğu ülkelerde de ortaya çıkması bekleniyor.

Kısacası, koronavirüsn de etkisiyle dünya kapitalist ekonomisi en büyük krizlerinden birisini yaşıyor. Her ne kadar iyimser tahminlerde virüsün ilacının bulunması durumunda ekonominin normalleşeceğinden söz edilse de, dünyanın içinde girdiği rekabet, aşırı kar ve sömürü kısa zamanda bir normalleşmenin olmayacağını gösteriyor. Bu süreçten en fazla etkilenen işçi sınıfı ve diğer emekçi kesimlerin faturayı ödememek için her zamankinden daha hızlı ve acil şekilde harekete geçmesi gerekiyor. Aksi takdirde, mücadeleyle elde edilen sosyal hakların da sermaye tarafından gasp edilmesi söz konusu olabilir.