Hiroşima’ya atom bombasının atılmasının 75. yılı: Nükleer tehlike şimdi daha büyük

YÜCEL ÖZDEMİR

Lübnan’ın başkenti Beyrut’taki amonyum nitrat deposundan dünyaya yayılan görüntülerin korkunçluğu adeta atom bombası patlamasını anımsatıyor. Feci patlamanın yarattığı can kaybı ve hasar günler ilerledikçe net olarak ortaya çıkacak.

Bugün, bundan tam 75 yıl önce, ABD’nin Japonya’nın Hiroşima kentine attığı atom bombasının tam 75. yılı. Hiroşima’ya atılan “Litle Boy” atom bombasından üç gün sonra ise bu kez Nagazaki’ye benzer bir bomba atıldı. Hiroşima’ya bombanın atıldığı gün 13 yaşında olan Terumi Tanaka’nın bu hafta Der Spiegel dergisinde “Gökyüzü renk değiştirdi” başlığıyla yayınlanan yazıda anlattıklarıyla Beyrut’tan dünyaya yayılan manzara çok benziyor.

Buna rağmen Hiroşima ile Beyrut’tu kıyaslamak doğru olmaz. Zira, Hiroşima ve Nagazaki büyük bir insanlık dramıdır. Önceden savaşı kaybedeceği belli olan Japonya’nın resmi olarak yenilgiyi kabul ettiği 2 Eylül 1945’e az bir süre kala ABD’nin geliştirdiği atom bombasını kentlerin üzerine bırakması, bir deneme sahası aradığını bir kez daha gösteriyor. 75 yıl önce bugün yerel saatle 8.15’te atılan ilk bombası ve sonrakiler 1945’in sonuna kadar toplam 140 binden fazla insanın canına mal oldu. Atom bombalarının etkisi Hiroşima ve Nagazaki’de yıllarda devam etti. Sadece insanlar değil, doğa da yok edildi.

75 yıl önce Hiroşima ve Nagazaki’den yükselen dumanlar, ortaya çıkan felaket tablosundan sonra nükleer silahlarının ne kadar tehlikeli olduğunu net olarak ortaya koydu. Bu nedenle dünya genelinde nükleer silahlanmaya karşı toplumsal hareketler ortaya çıktı. Özellikle 1970-80’li yıllarda ABD ile SSCB arasında boy gösteren silahlanma yarışına karşı gelişen savaş karşıtı hareket, taraflara geri adım attırdı ve silahsızlanma anlaşmalarının imzalanmasına neden oldu.

DÜNYA NÜKLEER DEPOYA ÇEVRİLDİ

Ne var ki; gelinen aşamada emperyalist devletler dünyayı öncesine göre nükleer silahlar bakımından çok daha tehlikeli bir aşamaya getirmiş durumda. Birleşmiş Milletler’in (BM) beş daimi üyesi ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin bugün atom silahlarına sahip ve bunların azımsanmayacak bir bölümü ateşlemeye hazır şekilde tutuluyor. Yine Hindistan, Pakistan, İsrail, Kuzey Kore ve muhtemelen İran da nükleer silahlara sahip.

Stockhom Barış Araştırmaları Enstitüsü (Sipri) tarafından yapılan tahminlere göre, Rusya’nın 6 bin 375, ABD’nin 5 bin 800, Çin’in 320, Fransa’nın 290, İngiltere’nin ise 215, geri kalan ülkelerin ise bin 225 nükleer silahı var. Bu tablonun kendisi bile her an yeni bir Hiroşima’nın olabileceğini gösteriyor.

ANLAŞMALAR BİRER BİRER FESH EDİLDİ

Genel olarak bakıldığında emperyalist devletler arasında silahlanma yarışı çerçevesinde atom silahları 1985 yılına kadar zirveyi buldu. Bu yıllarda başlayan protesto hareketlerinin etkisiyle ABD ile SSCB arasında karşılıklı olarak nükleer silahların ve uzun menzilli nükleer başlıklı silahların azaltılması konusunda varılan anlaşmayla birlikte sayı sonraki yıllarda azalmaya başladı.

Ancak, özellikle ABD hızla nükleer silahları artırmak için yoğun bir çaba içerisinde. Önce İran ile varılan nükleer anlaşma, ardından da Rusya ile imzalanan uzun menzilli nükleer başlıklı silahların kullanılmasını yasaklayan INF Anlaşması Donald Trump tarafından rafa kaldırıldı. Yine Rusya ile yapılan nükleer silahları taşıyan stratejik silahların azaltılmasını öngören START Anlaşması’nın da Trump tarafından yenilenmeyeceği ilan edildi. Anlaşma önümüzdeki şubat ayına kadar geçerli.

SSCB ve varisi Rusya ile atom silahlarının azaltılmasını öngören anlaşmaları yok sayan ABD, yıllardır devre dışı olan Navada’daki nükleer deneme tesislerinin yeniden devreye koymaya hazırlanıyor. Nükleer rekabette Rusya’yı geçmek isteyen ABD önümüzdeki yıl bu alana ayırdığı bütçeyi 37 milyar dolardan 44,5 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. Rusya ise nükleer silahlar konusunda elde ettiği üstünlüğü ABD’ye kaptırmamak için bu alana ayırdığı bütçeyi, ekonomik sorunlara rağmen, sürekli arttırıyor.

Bugün dünya genelinde var olan nükleer silahların yaklaşık yüzde 90’ına Rusya ve ABD sahip olurken, yükselen güç Çin de bu alandaki harcamalarını arttırıyor. 1970’li yıllardan beri sürekli savunma doktrini üzerinden nükleer silah üreten Çin bu yaklaşımın son yıllarda değiştirdi. Çin’in şansı bağlayıcı bir anlaşmanın altına imza atmaması. Bu nedenle gerçekten de ne kadar nükleer silaha sahip olduğu bilinmiyor. Özellikle de nükleer silahlarla donatılmış denizaltılar konusunda Çin’in epey yatırım yaptığı tahmin ediliyor. ABD ile Çin arasında son yıllarda ekonomik alanda yaşanan rekabetin bölgede yeni bir savaşı tetikleme olasılığı her geçen gün artıyor.

EMPERYALİST DEVLERLER DERS ÇIKARMADI, HALKLAR TEHLİKANIN FARKINDA

75 yıl önce Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından emperyalist devletlerin bir ders almadığı, sürekli nükleer silahlar ürettiğini gösteriyor. Ancak, bu süreçte dünya halkları arasında özellikle nükleer silahlanmaya karşı önemli bir bilinç ve sosyal hareket gelişti. Bu hareketin zorlamasıyla karşılıklı olarak silahsızlanma anlaşmaları imzalayan ABD ve SSCB/Rusya, şimdi hareketin de zayıflamasının etkisiyle yeniden kontrolsüz şekilde silahlanmanın yollarını arıyorlar.

Nükleer silahlanmaya karşı çıkan ülkeler ise genellikle büyük emperyalistlerle ilişkilerinden ötürü sessiz kalmayı tercih ediyorlar. 2017’de bir grup ülkenin girişimiyle BM’de nükleer silahların yasaklanması yönünde alınan kararı bugüne kadar sadece 40 ülke imzaladı. Sayının 50’ye çıkması durumunda karar hayata geçecek. Ancak buna rağmen nükleer silahlara sahip ülkelerin karara uyması beklenmiyor.

Özetle, dünya nükleer açıdan her geçen gün biraz daha tehlikeli bir hal alıyor. Emperyalist devletler arasında paylaşım kavgası büyüdükçe, çelişkiler derinleştikçe nükleer tehdit de artıyor. Yeni Hiroşima ve Nagazakilerin olmaması için dünyanın dört bir yanında halkların özel olarak nükleer silahlara, genel olarak silahlanmaya ve savaşa karşı güçlü mücadeleler örgütlemekten başka seçenek yok. Bu nedenle Hiroşima Belediye Başkanı Kazumi Matsui’nin 75. yılda töreninde yaptığı “İnsanlık nükleer silahlanma yarışına karşı ayağa kalkmalı” çağrısı anlamlı.

Bu çağrı karşılık bulmadığı takdirde, nükleer silahlara sahip emperyalist ülkelerin liderleri her ellerinin altındaki kırmızı düğmeye basıp yeni felaketlere yok açabilirler.