Yoksulsan tüm hayatın damgalanmıştır

Mascha MALBURGU
Neues Deutschland

Viral bir tweet toplumumuzun yoksul insanları değersizleştiren çifte standardını ortaya koydu. Genç bir Yeni Zelandalı, 2016’da Twitter’daki takipçilerine sordu: “Zenginler yaptığında şık, yoksullar yaptığında adi görünen şey nedir?”

Bir kullanıcı “Bütün gün hiçbir şey yapmadan oturmak” diye yanıtladı. Zenginler için bu “yeni enerji toplamak için hak edilmiş bir mola” iken, fakir insanlar için tembellik anlamına gelmekteydi. “İş için başka bir ülkeye göç etmek” diye yorumladı bir kadın, “İkinci el ya da anne babanın kıyafetlerini giymek” dedi diğeri. Bugüne kadar, soruya yaklaşık 30 bin kişi yanıt verdi. Dört yıl önce atılan tweet tekrar viral oldu.

Soru özellikle ABD’de damarı yakaladı: Korona salgınının patlak vermesinden bu yana 36 milyondan fazla insan işini kaybetmişti. Birçoğu aniden fakir olmanın ne demek olduğunu tecrübe etmiş ve bunun sadece parasız kalmak değil, aynı zamanda muazzam bir sosyal damgalama ile mücadele etmek anlamına geldiğini öğrenmişti.

Modern zamanlara kadar damgalama, bir kişiyi itibarsızlaştırmak için yapılan dışsal bir eylemdi: Fahişelerin saçları kazındı, ahlaksız erkeklerin kulakları ve hırsızların tüm eli kesildi. Modern toplumlarda ise dışlama kan dökülmeden olur, damgalama ise daha da inceliklidir: Yapılan işin değeri ne yapıldığıyla değil kimin yaptığıyla belirlenir. Örneğin şalvarla veya jimnastik pantolonuyla dolaşan bir yoksul anne adi, rüküş ve pejmürde ama aynı giysiyle dolaşan bir zengin, bir aktrist, şık olarak değerlendirilir. Heyecan verici olan şey bu türden sözde normlara göre yapılan zenginlerle karşılaştırmalar olmadan damgalama da gerçekleşmez.

Sosyologlar, yoksul, homojen bir ortamda büyüyen çocukların davranışlarının, giyinişlerinin, kendi haklarındaki değerlendirmenin toplumsal açıdan farklı olduğunu uzun süre anlamadıklarını gözlemlediler. Ama gençken, ailelerinin Berlin Neukölln’deki evlerinin ve karşısındaki zengin ailenin evinin arasındaki farkı, babalarının işsiz kalması, karşıdaki ailenin markalı jimnastik pantolon giymiş ergenlerinin kendi giysilerine alay ederek bakışını görerek aralarında toplumsal açıdan kırmızı bir çizgi olduğunu fark ederler. Ve daha sonra bu çizgiyi yok etmek, sınırı geçmek için her şeyi denerler. Gerçek mücevherler, büyük arabalar, markalı giysiler, kısacası zenginleri parlatan her şey fakirlerin daha da derin damgalanmasına yol açar. Onlar sadece “caka satmaya çalışan zevksiz, rüküş, bayağı” insanlar olarak kabul edilirler.

Bu arada, kendilerine yabancı bir toplumda sosyalleşmek zorunda olan insanlar da benzer damgalama süreçleri yaşarlar. Uyum sağlamak için “eski yerlilerin” davranışını kopyalarlar. Yine de standartlarının farklı olduğunu anlamaları gerekir: Anadilleri Arapça entegrasyona engel olarak damgalanırken, Arapça bilen bir Alman şimdiden yarım diplomat olarak kutlanmaktadır.

Bu örnekler, viral tweete verilen sayısız yanıtın gösterdiği çifte standartın sadece bir Amerikan fenomeni olmadığını açıkça ortaya koyuyor.

Elbette, farklılıklar özellikle ünlü bir çiftin Swarovski taşlarıyla kaplı üç metre genişliğinde bir buzdolabına sahip olduğu ve her yedi vatandaştan birinin düzenli olarak ücretsiz yemek kuyruğuna girdiği bir ülke gibi değildir ama bu ülkede de, Almanya’da da, zengin ve fakir arasındaki uçurum derinleşiyor.

Korona nedeniyle birçok kişi işsiz kaldı, zaten işsiz olup Hartz 4 yardımıyla yaşayanlara yeni yoksullar eklendi. Ve hiyerarşideki üst tabakalar aşağıdakilerden kendilerini ayırmak için onları damgalamayı araç haline getirdiler. Bu “zenginler tarafından yapıldığında şık, yoksullar yapıldığında adi görülen nedir?” sorusuna Almanya’dan verilen cevaplarla da ortaya çıktı: “Neredeyse boş bir dairede çok az mobilya,” “80’lerin, ebeveynlerinin kıyafetlerini giymek,” “Kahvaltıda alkol içmek”, “Devletten yardım almak”, “Alışverişte kâğıt para kullanmak”, “Tüm aileyle mangal partisi yapmak”, “Çocuk doğurmak”… Liste uzundu sonunda bir kullanıcı her şeyi özetledi: “Hemen hemen her şey. Fakir olduğunuzda tüm yaşamınız baştan damgalanmıştır. “

(Çeviren: Semra Çelik)