Belarus’taki olayların arkasında batı yok mu?

YÜCEL ÖZDEMİR

Belarus’taki (Beyaz Rusya) gelişmeler dünyanın dikkatini çekmeye devam ediyor. Pazar günkü devlet başkanlığı seçimlerini beklendiği gibi 26 yıldır iktidar koltuğunda oturan Aleksandr Lukaşenko kazandı. Ancak, seçimlerle birlikte sokakta protesto gösterileri de boy vermeye başladı. 6 bine yakın eylemci gözaltına alındı.

Hiç şüphesiz; post-Sovyet döneminden sonra ülkede en güçlü gösterileriler bu seçimlerden sonra ortaya çıktı. Dolayısıyla her ne kadar Lukaşenko’nun yüzde 80.2 oy aldığı açıklansa da ülkede bir hoşnutsuzluğun olduğu ortada. Bunun başlıca nedeni rejimin her geçen gün biraz daha otoriterlik kazanması.

Seçim sonuçlarına hile karıştırıldığı argümanı muhalefetin en önemli silahı. Rejimin oy sayımında yolsuzluk yaptığı iddialarının bir kısmı gerçekten doğru olabilir. Oy sayımına gözlemci olarak en azından BM düzeyinde temsilcilerin davet edilmesi, bugünkü iddiaları kısmen azaltabilir ve meşruluk tartışmasının önüne geçebilirdi. Ancak bunların hiç birisi yapılmadı. Doğal olarak sonucu tartışmalı hale getirdi. Halkın desteğinden emin olan bir lider ve partinin yapması gereken, sayımın mümkün olduğu kadar saydam, geniş ve farklı kesimler tarafından onaylanmasına imkan sağlamaktır. Bu yapılmadığı takdirde şaibe her zaman var olacaktır.

Denilebilir ki; seçimlerden sonra Belarus’tan ikinci bir Ukrayna yaratmak isteyenlerin planları şimdilik tutmadı. Ancak eylemcilerin arkasında genel olarak batının (AB ve ABD) olmadığını ya da etkisinin çok düşük olduğunu ileri sürmek, neredeyse sadece Rusya’nın rolü üzerinde durmak olanları açıklamaya yetmiyor.

AB ve ABD’nin yıllardır fonladığı çeşitli sivil toplum örgütleri üzerinden ülkede “Avrupa’nın son diktatörü”nü devirip “rejim değişikliği” yapmak istediği sır değil. Basın özgürlüğü ve insan hakları gerekçesiyle 2016’ya kadar devreye konulan yaptırımları hatırlatmakta yarar var. Muhalefetin kullandığı propaganda araçlarının çoğunun merkezi Polonya’da. Dünkü Junge Welt gazetesinde yer alan habere göre, Facebook üzerinden gözaltına alınanlarla dayanışma amacıyla açılan kampanya için kısa sürede bir milyon dolar toplandı.

AB ve ABD henüz seçim sonuçlarını tanımadı, Lukaşenko’yu kutlamadı. AB ülkeleri dışişleri bakanları bugün bir araya gelecek ve Belarus’a yönelik bir dizi yaptırımı ele alacak. Sert yaptırımların Belarus’un Rusya ile entegrasyonunu hızlandırabileceğini savunanlar görece yumuşak tavırdan yana. Zira, AB entegrasyonun gerçekleşmesi durumunda Belarus’u tamamen Rusya’ya kaptıracağının da farkında.

Batı cephesi seçim sonuçlarını henüz tanımazken Rusya hemen Lukaşenko’ya tebrik etti. Putin’in mesaj oldukça anlamlı: “Umarım liderliğiniz, bundan sonra her iki taraf için yararlı olan Rusya-Belarus ilişkilerini bütün alanlarda; birleşik devlet içerisinde (…) politik ve askeri entegrasyonu geliştirecektir. Hiç şüphe yok k, bunlar Rusya ve Beyaz Rusya kardeş uluslarının ortak temel çıkarlarına hizmet ediyor.” (en.kremlin.ru/events/president/news/63872?s=03)

Bu mesaj, Lukaşenko’nun, 1999’da imzalanan “birleşik devlet”e dönüşme anlaşmasının hayata geçmesi konusunda ayak diremeye devam etmesi durumunda daha açıktan Rusya’nın hedefi haline geleceği anlamına geliyor. Belarus’un itirazına Putin’in tahammül göstermemesi, Rus emperyalizminin yeni pazarlar elde etme, etki alanını genişletme hırsıyla ilgili.

Denilebilir ki; Belarus bugün SSCB’nin dağılmasından sonra eski planlı ekonomi modelinin güçlü şekilde devam ettiği tek ülke. Sosyalizm değil, eskinin bürokratik devlet kapitalizmi varlığını sürdürüyor. Belarus’a sosyalizm misyonu biçmek doğru değil.

Değişik kaynaklara göre sanayi üretiminin yüzde 30’unu 600 kamu şirketi gerçekleştiriyor. Bu şirketlerin özelleştirilmesi için uzun süredir hem Batı hem de Rusya cephesinden yoğun baskılar var. Bu baskı sonucunda Rus Gasprom, 2006’da ülkenin en büyük enerji tekeli Beltransgaz’ın yüzde 50’sini satın aldı. 2009’da IMF ile yapılan anlaşmada beş büyük devlet şirketi kısmen özelleştirildi. Bunların yanı sıra Alman, İtalyan, Avusturya, ABD, Rusya… tekelleri ülkede yatırım yapma izni aldı.

Veriler, emperyalistler tarafından henüz tam olarak ele geçirilmemiş Belarus pazarının paylaşımındaki rekabetin ne kadar sert olduğunu yeterince ortaya koyuyor. Rusya, yutma yoluyla tamamen teslim almanın planlarını yaparken, Batı da “rejim değişikliği”yle kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Rusya’ya karşı Batı’yı, Batı’ya karşı Rusya’yı kullanma pragmatizmine sahip Lukaşenko, geçtiğimiz şubat ayında ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu bile Minsk’te ağırlamıştı. Bütün bunlardan ötürü, son seçimle emperyalistlerin paylaşım koordinatlarına daha fazla giren Belarus’ta suların kısa zamanda durulması zor görünüyor.

Bu nedenle Belarus daha çok konuşulacak…