Almanya’nın hasta yatağındaki Rus misafiri

Fotoğraf: Evgeny Feldman/Wikimedia Commons(CC BY-SA 3.0)

YÜCEL ÖZDEMİR

Bir haftadır Almanya ile Rusya arasında adeta film senaryosunu andıran bir gerilim yaşanıyor. Berlin Moskova’yı, Moskova Berlin’i suçluyor. Gerilime kaynaklık eden olay Rusya’nın tanınmış muhaliflerinden 44 yaşındaki Aleksey Navalni’nin başına gelenler…

Geçen hafta perşembe günü Sibirya’daki Tomsk kentinden Moskova’ya doğru havalanan uçağın yolcularından Navalni, uçak havalandıktan kısa bir süre sonra baygınlık geçirir. Bunun üzerine Omsk kentine acil iniş yapılır ve derhal hastaneye kaldırılır.

Bu sırada Navalni’nin yakın çalışma arkadaşları zehirlendiğini ileri sürerler. Olay bir anda Avrupa’da en önemli haber olur.

Gerçekten de Rusya’da otoriter rejime karşı süren mücadelenin liberal temsilcilerinden Navalni’nin aniden baygınlık geçirip hastaneye kaldırılması rutin sayılabilecek bir durum değildi.

Omsk Bölgesi Sağlık Bakanlığı Navalni’nin kan şekerindeki düşüklük nedeniyle baygınlık geçirdiğini açıkladı. Ancak bu, arkadaşları ve ailesi tarafından inandırıcı bulunmadı. Zehirlendiğini iddia etmeye devam ettiler. Bunun üzerine Başbakan Angela Merkel bizzat devreye girerek, Navalni’yi Almanya’da tedavi etmek istediklerini açıkladı.

Temasların ardından Rusya, Putin karşıtı Navalni’nin Almanya’ya getirilmesine onay verdi. Berlin’den yola çıkan Alman doktorlar ilk kontrolleri yaptıktan sonra cumartesi günü Navalni’yi özel bir uçakla alıp Charite Hastanesine getirdiler. Almanya’nın en donanımlı hastanelerinden olan Charite, hafta başında Navalni’nin zehirlendiğini kamuoyuna açıkladı.

Bu doğal olarak “bomba etkisi” yarattı.

Hükümet ve muhalefet partileri, zehirlenme konusunda Rusya’dan açıklama talep ettiler. AB, NATO, İngiltere de aynı yönde çağrılar yaptı. Alman basınında Rusya’nın daha önce zehirleme yoluyla yaptığı suikastlar alt alta sıralanarak Navalni’nin de benzer şekilde zehirlenme olasılığının yüksek olduğuna dikkat çekildi.

Navalni şimdi Berlin’deki hasta yatağında komada. Ölüm tehlikesi yok. Ancak her iki ülke arasında karşılıklı atışma devam ediyor. Kremlin Sözcüsü Peskov, olanları “Batı’nın komplosu” olarak tanımladı.

Ortada gerçekten de açıklanmaya muhtaç sorular var. Bunların başında “Madem rejim Navalni’yi öldürmek için zehirledi, neden Almanya’ya getirilmesine izin verdi?” sorusu geliyor. Öyle ya; hem zehirleyip hem de zehirlendiğinin belgelenmesi için Almanya’ya teslim etmek pek akla uygun değil. Navalni’nin yakınları verilen zehrin etkisinin uzun sürede kendisini gösterdiğini ileri sürerek bu çelişkiyi açıklamaya çalışıyorlar. Ancak, bilimsel açıdan pek inandırıcı değil.

Rusya’nın muhalif liderleri benzer şekilde ortada kaldırması ise en güçlü delil olarak sunuluyor. Gerçekten de bu konuda Putin rejiminin dosyası oldukça kabarık. Eski Rus Ajanlar Alexander Litvinenko ve Sergey Skripal’ın hem de İngiltere’de zehirlendiği ileri sürülmüştü. Özellikle Skripal olayı dünya çapında geniş yankı yaratmıştı. İngiltere’nin isteği üzerine AB, Rusya’ya karşı bir dizi yaptırım kararı almıştı.

Yine Putin’e karşı çıkanların önemli sembollerinden birisi olan Boris Beresovski 2013’te Londra’daki evinde ölü bulunmuştu. Rusya içinde siyasi suikasta uğrayan gazeteciler var. Bunlar arasında Çeçenistan’daki savaşa karşı çıkanlar da bulunuyor. Geçen yıl 23 Ağustos’ta ise Berlin’deki Tiergarten parkında Çeçen kökenli Gürcistan vatandaşı Zelimhan Khangoşvili’nin gündüz vakti sokak ortasında öldürülmesi Almanya-Rusya ilişkilerini germişti. Almanya, cinayetin arkasında Rus istihbaratının olduğunu ileri sürmüştü. Zira, Khangoşvili daha önce Çeçenistan’da Rusya’ya karşı savaşmıştı. Bu nedenle Rusya tarafından ortadan kaldırılması kuvvetle muhtemel.

Geçmişte KGB ajanlığı yapan ve yurt dışında görev alan Putin’in kurduğu rejim bırakalım Rusya içinde, Rusya dışında da muhaliflere hayat hakkı tanımadığına göre, Navalni’yi kolay şekilde Almanya’ya teslim etmesi ve kendisine karşı siyasi malzeme olarak kullanılmasına imkan sağlaması pek akla yatkın gelmiyor. Ya da bu Navalni’den öldürmeden kurtulmanın bir yolu mu?

Şu günlerde bolca Putin’in nasıl da tehlikeli, otoriter bir rejim kurduğundan dem vuran Alman siyasetçileri ve basını elbette kendi sorumluluklarını bir yana bırakıyorlar. Putin’in muhaliflere karşı bu denli tehlikeli bir düzen kurmasının arkasında Almanya’nın verdiği ekonomik ve siyasi destek bulunuyor.

Eski Başbakan Gerhard Schröder tam anlamıyla Putin’in kankası. Başbakanlıktan ayrılır ayrılmaz Alman-Rus ortaklığıyla yapılan Kuzey Akımı Doğal Gaz Hattı’nın başına getirildi. Halen de bu görevini sürdürüyor. Alman-Rus ticari ilişkiler hacmi devasa boyuta ulaştı. Bu nedenle, Putin’in ayakta kalması Alman sermayesinin bir bölümünün kazanması anlamına geliyor. Batıyla Rusya arasında gerilim tırmandığında Almanya hep ticari ilişkilerin sarsılmaması için frenleyici ülke rolünü oynuyor.

Dolayısıyla, Navalni üzerinden bir kez daha demokrasi, insan hakları, basın özgürlüğü adına koparılan gürültü tam anlamıyla samimiyetsizlikten başka bir şey değil. Gerçi Almanya bunu hep yapıyor. Rusya, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, BAE… gibi otoriter rejimlerin iş başında olduğu ülkelerle başta silah satışı olmak üzere her alanda ticari ilişkiler aksatmadan sürdürmeye devam ediyor.