Korona bitkinliği: Üzgün ve yorgunlar için

Margarete STOKOWSKİ
Spiegel Online

Her hastalık gibi Kovid-19 da yorar ve başlamasından aylar sonra, etkilenenlerin birçoğu normal günlük hayata dönebilmek için çok bitkin olur. Ancak pandemi kendi içinde de koronavirüse yakalanmayanların çoğunu yoruyor. Ve bir şekilde, kamuoyunda tartışılan duygular veya koşullarla daha az tartışılan duygu ve koşullar arasında bir uyumsuzluk var gibi görünüyor. Çok olan şey: Tartışılanların çoğu kızgın şekilde cahil veya bencil olanlar hakkında. Az olan şey ise kişisel veya toplumsal yorgunluk, endişe, üzüntü. Bu bir yandan bu anlaşılabilir bir durum. Kızgın olanlar gürültülü, üzgünler sessiz. Bazıları eylemler düzenliyor, diğerleri yapmıyor. Ama öfkeliler hakkında çok fazla konuşmuyor muyuz?

Haziran ayında, “Sosyoekonomik faktörler ve koronavirüsün Almanya’da yayılmasının sonuçları” araştırmasının nispeten iyimser sonuçları yayımlandı: “Yalnız ama dirençli insanlar izolasyonla beklenenden daha iyi başa çıktı” dendi. Korona krizinin Almanya’da yaşayan insanların refahı ve ruh sağlığı üzerinde daha önce varsayıldığı kadar olumsuz bir etkisi olmamıştı. Ancak yayın sadece nisan ayına kadar olan dönemi kapsamaktaydı. O zamandan bu yana epey bir süre geçti. Aynı araştırmadan elde edilen diğer sonuçlar, Almanya’daki birçok insanın yaşamı tehdit eden Kovid-19  riskini çok abarttığını gösterdi. Ortalama olarak, 0 ile 100 arasında bir sayı söylemeleri istenen katılımcılar, yaşamı tehdit eden Kovid-19’a yakalanma olasılığının yaklaşık yüzde 26 olduğunu tahmin ettiler. Bu, ya epeyce insanın koronavirüsten oldukça korktuğu ya da olasılık ifadelerini kullanma konusunda özellikle emin olmadıkları anlamına gelir. Ancak oldukça korkan insan varsa,  mevcut kamuoyu tartışmasının bu korkuların tablosunu verme ve analizini yapma konusunda yetersiz olduğu görülür. Egoizm hakkında konuşmak, kutlayan ve tatile giden insanlar hakkında öfkelenmek, eksik veya yanlış giyilmiş maskeleri tartışmak; zayıflık ve bitkinlikten, biten enerjilerden ve hâlâ var olan korkular üzerine konuşmaktan daha mı kolay?

Elbette bu son bahsedilen konularda çok fazla tantana yok ve ben de sosyal medyada çok tıklanmayı hedef alan bir video yayımlamaya kalksam parkta sorumsuzca piknik yapan insanları konu alırdım. “Korona yüzünden bu kadın bir daha otobüse binmeye ya da arkadaşlarına sarılmaya cesaret edemiyor ve işini kaybetmekten de korkuyor” yönünde bir video pek de ilgi çekmezdi. Ama herkesle ilgilenmek isteyen duyarlı bir toplumda yaşadığımı hayal edersem, bu korkular içindeki kadına bakmayı tercih ederim, daha doğrusu bu türden kaç tane var onu araştırırım.

Oldukça temkinli, ürkek, karamsar insanlarla arkadaş mıyım bilmiyorum ama son dönemde bu türden birçok insanla sohbet etme olanağına sahip oldum. Dayanışma ve kolektif öğrenmenin bir şekilde zor olduğu gerçeğine dair belirli bir yorgunluk veya şüphecilik veya hatta acı hissediyorlar. Tatile gidenlere, maske takmayanlara, okulların erkenden açılmasına, fabrikaların tam çalışmasına endişe ile bakıyorlar. Böyle bir tespit tatile giden herkesin dayanışmadan yoksun olduğu anlamına gelmiyor tabii ki. Aksine,  gündelik hayatını yeniden düzene sokabilen ve sokamayanlar var ve bana öyle geliyor ki ikinci grup şu anki tartışmalarda önemli bir rol oynamıyor.

Berlin’de bu hafta sonu Naziler yine koruyucu önlemlere karşı gösteri yapmak ve komplo teorilerini yaymak istiyor. Elbette sadece Naziler değil, aynı zamanda Nazilerin yanında gösteri yapmakta problemi olmayan insanlar da. İşler geçen seferki gibi giderse önceki gibi medya ve sosyal medyanın çok fazla ilgisini çekecekler.  Halbuki esas olarak, artık pandemiyi inkar edenler ve komplo teoricilerinin neyi temsil ettiği iyi biliniyor. Onları eleştirmek doğru ve önemli, ancak  yapılması gereken sesini çıkaramayanların, korkanların, yaşamlarını düzene sokamayanların yanında yer almak. Aynı toplumsal hareketlerin yaptığı gibi ezilenin, sesini duyuramayanın sesi olup ona güç vermek, kendine güven kazanmasına yardımcı olmak zorundayız.

(Çeviren: Semra Çelik)