Doğal gaz hesapları

YÜCEL ÖZDEMİR

Dünya genelinde doğal gaz kaynaklarına ulaşma ve el koyma üzerinden emperyalist rekabetin kızıştığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye ile Yunanistan, Almanya ile Rusya ve yine Almanya ile ABD arasındaki gerilimlerin arkasında doğal gaz görünüyor.

Son birkaç yıldır ABD Başkanı Donald Trump’ın her fırsatta bahsettiği, en son ise yaptırımlarla gündeme getirdiği Almanya ile Rusya arasında doğrudan doğal gaz akışını sağlayan Kuzey Akımı 2 projesi, Berlin ile Moskova arasında da tartışma konusu olmaya başladı.

Almanya’daki Amerikancıların önemli bir kısmı, bitmesine 150 kilometre kalan, bu yıl içinde bitirilmesi planlanan hattın tamamen durdurulmasını istiyorlar. Rus muhalif Aleksey Navalni’nin zehirlenme olayını bunun için dolgu malzemesi kullanıyorlar.

Uzun bir süredir ABD ile Almanya arasında gerilime neden olan Baltık Denizi altına döşenen 1230 kilometre uzunluğundaki Kuzey Akımı 2 hattının taşıyacağı doğal gaz, Almanya’nın ihtiyacını da aşıp, Almanya’yı stratejik açıdan Avrupa’daki “Rus doğal gaz tankeri” haline getiriyor. 2011’de devreye giren ve yıllık kapasitesi 60 milyar metreküp olan Kuzey Akımı 1’e ses çıkarmayan ABD’nin, Kuzey Akımı 2 konusunda kazan kaldırmasının asıl nedenlerinden birisi bu.

Kuzey Akımı 2’nin yılda nakledeceği 55 milyar metreküp doğal gazın büyük bölümünün Almanya dışındaki AB ülkelerine nakledilmesi hedefleniyor. Dolayısıyla bu hat sadece Almanya’yı değil pek çok Avrupa ülkesini de uzun vadeli olarak Rusya’ya bağımlı hale getiriyor.

Trump’ın hedefindeki Kuzey Akımı 2, her ne kadar Alman-Rus menşeli görünse de aslında bir “Avrupa projesi”. Yüzde 50’si Rus tekeli Gazprom’a, geri kalan yüzde 50’si ise Alman tekelleri E.ON ve Winstershall, İngiliz-Hollanda tekeli Royal Dutch Shell, OMV (Avusturya), Engie’ye (Fransa) ait. Her tekelin hattındaki payı yüzde 10. Projede iki Alman tekeli olduğu için elbette Almanya diğer AB ülkelerinin önünde. Buna rağmen özellikle Fransa ve Avusturya’nın gelişmelere müdahil olmaması dikkat çekici.

Sadece Almanya-Rusya ve Almanya-ABD arasındaki “gazlı” ilişkilere bakıldığında, önümüzdeki yıllarda dünyanın pek çok yerinde doğal gaz paylaşımı konusunda benzer gelişmelerin olacağı konusunda önemli ipuçları görülüyor. Zengin doğal gaz rezervlerine sahip ülkelerle en fazla doğal gaza muhtaç ülkeler arasında karmaşık, karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin gelişeceği söylenebilir.

Çünkü, dünya çapında enerji kullanımında petrolden doğal gaza geçişin hızlandığı bir dönemde bulunuyoruz. Emperyalist ülkeler ve onların tekelleri arasında özellikle elektrikli araba üzerinde son yıllarda hızlanarak yaşanan keskin rekabet, önümüzdeki birkaç on yıl içinde, en azından sanayileşmiş ülkelerde petrolle çalışan taşıt sayısını azaltacak. Keza sanayide de hem ucuzluk hem çevreye daha az zarar verdiği gerekçesiyle doğal gaz kullanımı yaygınlaşıyor. Geniş kitleler arasında gelişen çevre bilinci bunu adeta zorunlu hale getirecek.

Bu nedenle enerji paylaşım savaşları asıl olarak eskisi gibi petrol kuyuları üzerinde değil doğal gaz havzalarının paylaşımı üzerinde yaşanacak gibi görünüyor. Zengin doğal gaz rezervlerine sahip ülkelerin önemi artacak, bildiğimiz petrol ülkeleri zamanla önemlerini yitirecek.

2019’da hazırlanan BP dünya enerji raporuna göre, 2018 itibariyle dünya genelinde toplam 197 trilyon metreküp doğal gaz rezervi tespit edilmiş. Ortadoğu; İran, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), sahip olduğu rezervler bakımından önemini sürdürecek. Dünya genelinde tespit edilen rezervler açısından Rusya ve İran’dan sonra üçüncü sırada yer alan Katar’ın önemi artıyor. Katar, günümüzde çıkardığı doğal gazı asıl olarak sıvılaştırarak Çin başta olmak üzere Asya ülkelerine satıyor. Elde ettiği gelirle pek çok ülkede yatırımcı durumunda. İlk sıradaki Rusya ise çıkardığı doğal gazı asıl olarak nakil hatlarıyla Avrupa’ya satarak önemli bir gelir elde ediyor. İkinci sıradaki İran bir tek Türkiye’ye satış yapabiliyor. (crp-infotec.de/energie-erdgas/)

Rezerv bakımından dünyada dördüncü sırada bulunan Türkmenistan da enerji paylaşımı konusunda gelecekte adından en çok söz ettirecek ülkelerden birisi. Türkmenistan, halihazırda doğal haz hattı üzerinden en fazla Çin’e satış gerçekleştiriyor. Keza Venezuela hem doğal gaz hem de petrol bakımından Latin Amerika’nın en önemli ülkesi olarak kalmaya devam edecek. Bu nedenle ABD’nin hedefinde.

Doğal gaz kaynakları ve kaynaklara yakınlık ve kullanım bakımından Rusya ve Çin’in ABD’ye göre çok daha avantajlı olduğu görülüyor. Bunun farkında olan ABD kendi ihtiyacını karşılamak için sürekli doğayı tahrip ederek kaya gazı çıkarmanın peşinde.

Henüz kayıtlarda yer almayan Doğu Akdeniz’deki doğal gaz rezervlerinin dünyadaki enerji paylaşımı mücadelesinde önemli bir yere sahip olacağı ise, Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilimden anlaşılıyor.

Tarih, enerji ve ham madde kaynaklarına ulaşmanın çoğunlukla savaşla, insan hayatıyla sonuçlandığını gösteriyor. Dolayısıyla emperyalistlerin “gaz hesapları” aynı zamanda yeni savaş planları anlamına geliyor.