Sol Parti ‘sitemin bekçiliği’ni kabul edecek mi?

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya’da genel seçimlere tam bir yıl varken, partiler şimdiden kiminle nasıl koalisyon ortaklığı yapacaklarını hesaplıyor. Tartışmanın asıl olarak “sol cephede” yaşanması ise dikkat çekici. CDU içinde başkanlık yarışı ve ona bağlı olarak kimin başbakan adayı olacağı tartışmaları henüz bitmiş değil. Parti başkanlığına aday olan Armin Laschet, Friedrich Merz ve Norbert Röttgen farklı grupların temsilcileri. Dolayısıyla, her üçünden kimin parti başkanı olacağına bağlı olarak koalisyon seçenekleri de çeşitlenebilir.

“Sol cephede” ise SPD, her zamankinden farklı olarak bu kez Başbakan Yardımcısı Olaf Scholz’u fazla tartışma yapmadan, kısa sürede başbakan adayı olarak ilan etti. SPD’nin eşbaşkanları Saskia Esken ve Norbert Walter-Borjans’ın federal düzeyde Sol Parti ile de koalisyon ortaklığı yönündeki açıklamalarına Scholz henüz net bir yanıt vermiş değil. Daha çok sandıktan çıkacak sonuca göre hareket edeceği, Sol Parti’nin desteğiyle başbakanlık koltuğuna oturmaya da karşı çıkmayacağı tahmin ediliyor.

Bir diğer muhtemel ortak Yeşiller ise anketlerde SPD ile başa baş bir oya sahip. Bu nedenle Yeşiller de başbakanlığa aday. Sol Parti’de eşbaşkanlar değişimi de ortaklık sürecini hızlandırabilir. Ekim sonunda Erfurt’ta yapılacak parti kongresinde eski eşbaşkanlar aday olmayacak. Şimdiden Hessen Eyalet Başkanı Janine Wissler ve Thüringen Eyalet Başkanı Susanne Henning-Wellsow adaylıklarını açıkladılar. İkisi de SPD ve Yeşiller ile ortaklığı ifade eden “R2G” koalisyonuna sıcak bakıyor.

Sol cephede en fazla tartışma ise Sol Parti içinde yaşanıyor. Öyle ya neoliberal ve savaş politikalarının uygulayıcısı iki partiyle koalisyon ortaklığı yapmak, aynı zamanda partinin mevcut programına aykırı hareket etmeyi gerektiriyor. Ya da partinin politikasını buna uydurmayı… Sol Parti, 2007’de Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) ile SPD’den ayrılanların kurduğu Emek ve Sosyal Adalet İçin Seçim Alternatifi (WASG) arasında yapılan görüşmelerin artından üç ana direk üzerinde kurulmuştu: Sosyal politika, savaşa karşı barış ve antifaşizm.

Asıl olarak bu üç konuda SPD ve Yeşiller’den farklılık gösteren Sol Parti’nin sosyal konularla ve antifaşizm konusunda bir anlaşmaya varmasının çok sorun olmayacağı biliniyor. Asıl sorunlu alan ise dış politika, silahlanma ve militarizm. Eyaletler bazında dış politika belirleyici bir icraat olmadığı için her üç parti eyaletler düzeyinde kolayca koalisyon ortaklığı kurabildi. Federal düzeyde de bunun olabilmesi için Sol Parti’nin dış politikasında bir değişikliğe gitmesi gerekiyor.

GYSİ’NİN BİTMEYEN ÖZLEMİ: DEVLET PARTİSİ

Sol Parti’nin dış politikaya yönelik taleplerinden vazgeçerek, Alman sermayesinin dünya üzerindeki çıkarlarını savunan bir parti olması tartışması yeni değil. Daha doğrusu Alman solu açısından da yeni bir durum değil. Devrimci bir geçmişe sahip SPD’deki asıl kırılmanın Birinci Dünya Savaşı konusunda tutum olduğu biliniyor. Partinin önemli bir bölümü Alman sermayesinin çıkarlarına bağlı olarak savaş politikasına ve silahlanmaya destek vermişti. Buna karşı çıkan kesimler partiden ayrılarak Bağımsız Sosyal Demokrat Parti’yi (USDP) kurmuşlardı. Daha sonra da savaş tezkeresine karşı oy kullanan Karl Liebcknecht ve yoldaşı Rosa Luxemburg önderliğinde Almanya Komünist Partisi (KPD) kurulmuştu.

Bugün Sol Parti’nin dış politikasının programatik olarak değiştirilmesini isteyenlerin başında Meclis Grubu Dış Politika Sözcüsü Gregor Gysi çekiyor. Daha önce PDS, Sol Parti eşbaşkanlığı, meclis grup başkanlığı gibi pek çok görevde bulunan Gysi tartışmayı bir gazeteye verdiği demeçle başlattı. “Sol Parti için 30 yıllık muhalefet yeterli. Artık başka bir rol oynamamız gerekiyor” diyen Gysi, SPD ve Yeşiller ile “R2G” koalisyonunun kurulmasına can atıyor.

Bunun için de partinin NATO ve yurtdışına asker göndermeme politikasına karşı çıkıyor: “Almanya NATO üyesi olarak kalabilmeli ve arabulucu rolü üstlenmeli. Yurtdışına asker gönderme konusunda ise duruma göre davranılmalı” diyor. Sol Parti ise programatik olarak Almanya’nın NATO’dan çıkmasını ve yurtdışındaki askerlerin geri çekilmesini istiyor. Bunun yanı sıra yurtdışına silah satışının durdurulmasını talep ediyor.

Almanya, üyelik nedeniyle her yıl NATO’ya 333 milyon Euro ödüyor ve miktar 2021’den itibaren 33 milyon Euro daha artacak. Yine NATO’nun belirlediği “yüzde 2” şartı çerçevesinde askeri harcamalar için ayrılan bütçe artırılıyor. Daha önce 36 milyar Euro olan bütçe bu yıl için 42 milyar Euro’ya çıkarıldı. Hedef 2023 yılına kadar 72 milyar Euro.

Sadece bu bile Almanya’nın NATO’dan ayrılmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bunun yanına NATO’nun işlediği savaş suçlarını eklediğimizde parti programındaki talebin ne kadar doğru olduğu bir kez daha görülüyor.

Gysi’nin parti programının dışında yaptığı bu çağrı elbette hemen yerine gelecek bir durum değil. Dahası bir sonraki seçimlerde Sol Parti’nin koalisyon ortağı olup olmayacağı belli olmadan verilen mesajların amacı elbette parti içinde bir tartışmanın yapılarak, ideolojik açıdan bir hazırlık yapmayı hedefliyor. Başka bir değişle Gysi’nin mesajlarının pratikten çok teorik değeri var ve uzun vadeli olarak partinin açıktan bir sistem partisi olması için zemin yaratılmak isteniyor. Aynı söyleşide Gysi bunu açıktan şu şekilde ifade ediyor: “Sol Parti bir ‘protesto partisi’ değildir. Kendisinde başka bir kimlik bulmak zorunda. Uzlaşmaya açık olmayanlar demokrat değil.”

Sistem partilerinden kopuş eğiliminin güçlendiği, bunun bir bölümünün protesto mahiyetinde sağda biriktiği bir dönemde Sol Parti’nin “protesto partisi” olmadığını söylemek, gelişmeleri doğru okumamak, sağın ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey değildir. Almanya bugün acil şekilde sosyal temelde bir protesto hareketine ihtiyaç duyuyor.

ÖNEMLİ OLAN SAVAŞ KARŞITLARININ NE YAPACAĞI

Doğrularla yanlışları aynı sepete koymakla nam yapmış Gysi’nin partinin çizgisini değiştirmek için daha önce de bazı girişimlerde bulunmuştu. Örneğin, Almanya’nın Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında yurtdışına asker göndermesi gerektiğini savunmuştu. Ancak bu isteği Münster’deki parti kongresinde oy çoğunluğuyla reddedilmişti. Amacına ulaşamamıştı ancak bu konudaki fikirlerini değiştirmediği ortada. Gysi’nin Sol Parti’si açıktan bir sistem partisi yapma çabası anlaşılan o ki devam edecek. Önemli olan buna karşı çıkanların ne yapacağı.

32 milletvekilinin, birçok eyalet örgütünün ortak bir açıklamayla Gysi’nin dile getirdiklerine karşı bayrak açması anlamlı. Keza barış hareketinin bu açıklamayı desteklemesi de önemli. Parti programına sahip çıkarak karşı hareket geliştirmek önemli. Parti programındakileri beğenmeyen Gysi ve arkadaşlarının ayrılmaları belki Sol Parti’nin biraz oy kaybetmesine yol açabilir, ancak daha sağlıklı bir sol hareketin gelişmesi açısından yararlı olacaktır. (YH)