Ünlü eğitim refomcusu Maria Montessori 150 yaşında

Almanya’da neredeyse bütün eyaletlerde okullar açıldı öğrenciler ders başı yaptılar. Korona döneminden okullar, öğrenciler ve eğitimciler de nasibini aldılar. Ama eğitim dünaysının sadece salgından kaynaklı sorunları yok. Toplumsal alandaki bütün yapısal sorun ve çelişkiler eğitim alanında da kendini gösteriyor. Elbette çözüm sadece eğitimin reforme edilmesi değil, toplumsal hayatı belirleyen temel kural ve işleyişin, temel çelişki ve politikaların değişmesiyle köklü çözümler getirmek mümkün olacak. Ama eğitim alanında ortaya koyduğu yaklaşım ve uygulamlarla eğitim dünyasında etki uyandırmış isimler de yok değil. Bunlardan biri de Avrupa genelinde yankı uyandırmış ve günümüzde Almanya’da da birçok okulda kendi adıyla anılan eğitim modelini oluşturmuş Montessori…

İtalyan eğitimci Maria Montessori çocukların neyi ve nasıl öğrenmek istediklerine en iyi kendilerinin karar verebileceğine inanıyordu. Bu nedenle anaokulları ve okullar için hala güncel ve tüm dünyada yaygın olan konseptler geliştirdi.

Eğitimi dünyayı değiştirmenin anahtarı olarak gördü ve pedagojisiyle çocuklara güç vermeye çalıştı.

Maria Montessori aslında öğretmen olmak istemiyordu. 31 Ağustos 1870’te Ancona eyaletindeki küçük bir İtalyan kasabasında doğdu, ancak aile kısa süre sonra Roma’ya taşındı. Babasının istekleri dışında, ancak liberal annesinin desteği sayesinde, İtalya’da tıp okuyan ilk kadınlardan biriydi. Maria aslında bir doktor olarak başladı ve sonra Roma’da çok hızlı bir şekilde tamamen ihmal edilmiş çocuklarla çalışmaya başladı. O zamanlar zaten bir kadın hakları aktivisti olarak aktifti. İtalyan kadın hareketinde yönlendirici rol oynadı ve Eylül 1896’da Berlin’deki „Uluslararası Kadın Hareketleri Kongresi“ nde İtalyan kadınlarını temsil etti.

Psikiyatri alanındaki çalışmalarında, o sırada sadece gözaltında tutulan ve hiç ilgilenilmeyen engelli çocukların sefaletiyle karşılaştı, dehşet içinde kaldı ve yardım etmek istedi.

DOKTORLUĞU BIRAKTI

Maria Montessori, onlara şefkat ve teşvik edici bir ortam sağlanırsa tüm bu çocukların bir şeyler öğrenip gelişebileceklerini gözlemlediğinde tıbba sırtını döndü. Pedagoji ve antropoloji okudu, üniversitede ders verdi ve çeşitli finansman projeleri başlattı. Bu arada özel hayatında dramatik ve sancılı bir dönem yaşadı: 1898’de meslektaşı Giuseppe Montesano’dan bir çocuğu oldu, ancak evlenmemeye karar verdi ve çocuk koruyucu bir aileye yerleştirildi. Evlenmiş olsaydı, toplumdaki kamusal faaliyet alanının dışında bir anne ve ev hanımı olacaktı. Bunu istemedi ama olabildiğince kısa sürede oğlu Mario Montessori’yi tanıdı. Mario Montessori daha sonra en büyük destekçilerinden, işbirlikçilerinden ve arkadaşlarından biri oldu ve daha sonraki yıllarda onunla birlikte pedagojisini geliştirmeye devam etti.

FAŞİZMİN GAZABINA UĞRADI

1907’de Maria Montessori, Roma’nın fakir bölgesi San Lorenzo’da pedagojisinin temellerini geliştirdiği ilk gündüz bakım merkezi olan „Casa dei Bambini“ yi açtı. Materyallerini ve yöntemlerini „normal“ çocuklar için erişilebilir kılmak için fırsat bekleyen Maria Montessori, çocukların evinin yönetimini devraldı. Zihinsel ve fiziksel olarak normal çocukların da tekliflere nasıl yaklaştığını burada deneyimledi. Hızla uluslararası alanda tanındı: Kitapları birçok dile çevrildi, tüm dünyada konferanslar ve seminerler verdi. Ancak 1920’lerin sonunda, bireysel eğitim ilkeleri artan bir baskı altına girdi. İtalya’da Mussolini yönetiminde ve yakındaki diğer ülkelerde eğitim kurumları kapatıldı. 1934 yılında Mussolini faşizmine muhalefetten dolayı İtalya’dan ayrılmaya zorlandı ve Barselona’ya gitti. 1936’da İspanya Savaşı sırasında İngiliz gemisiyle kurtarıldı. Aynı yıl evini Hollanda Laren’e taşıdı. 1940 yılında, Hindistan 2. Dünya Savaşı’na girdiğinde, o ve oğlu Mario düşman yabancılar olarak gözaltına alındı. 2. Dünya Savaşı boyunca Montessori’nin Hindistan’dan ayrılmasına izin verilmedi ve bu zamanı bebekleri araştırmak ve gözlemlemekle geçirdi.

1946 yılında Hindistan’dan Hollanda’ya döndü. Döndüğünde, eserinin neredeyse tamamen yok olduğunu gördü. Ancak çocukların evlerini ve okullarını yeniden inşa etmek için yorulmadan çalıştı. 1947’de ise Londra’da Montessori Merkezi’ni kurdu. Ve iki dünya savaşına tanık olduktan sonra, eğitim ve barış arasındaki bağlantıyı özellikle vurguladı. Maria Montessori 6 Mayıs 1952’de öldü.

MONTESSORİ EĞİTİM SİSTEMİ NEDİR?

Bu yaklaşıma göre, öğretmenlerin rolü yalnızca öğrenciye yardımcı olan rehberler olmaktır. Bu düşüncesi Montessori’nin eğitim anlayışının temelini oluşturur.

Geleneksel eğitimin aksine öğretmen baskın rol almaz ve çocuğun her davranışını kontrol altına almaya çalışmaz.
Geleneksel eğitimde öğrenciler daima dinleyici rolündedir. Çok fazla söz hakları yoktur. Sadece dinleyen ve araştırmayan, sorgulamayan daimi öğrenci rolündedirler. Çocuğun en önemli güdülerinden biri olan “merak duygusu” giderek körelir. Montessori eğitiminde ise çocuk hep dinleyen değil, soru soran, merak eden, araştıran ve keşfeden rolündedir.

Montessori eğitiminde çocuk, keşfederek öğrenir, öğretmene düşen rol ise çocuğun eğilimlerini gözlemlemek ve karakterine uygun teşviklerle dünyayı keşfedişine rehberlik etmektir.
Bu anlayışa göre çocuklar kendileri için önceden hazırlanmış ama doğallıktan uzak olmayan bir ortamda dünyayı keşfedeceklerdir. Bu güvenli ortamda, gerçek dünyadakine çok yakın çeşit çeşit tecrübeler edinerek hayata hazırlanacaklardır. Maria Montessori çocuklara özel, bu doğal ortamda kullanılacak ‘dünyayı açan anahtarlar’ olarak adlandırdığı materyalleri tasarlar.

Materyaller, işte bu tecrübelerin çocuk tarafından kolay öğrenilmesini sağlar. Montessori eğitimi hareketin çocuk için çok önemli olduğunu düşünerek çalışmaları çocukların hareket edebilmeleri için uygun hale getirir.

Montessori eğitiminde oyun ortamı çok önemlidir, çünkü çocuklar oyunu sadece vakit geçirmek ya da eğlenmek için oynamaz, oyun esnasında dünyayı ve yaşadıkları çevreyi keşfederler. Bu nedenle sınıf ortamı çocuğun oyun oynaması için en elverişli koşullara sahip olmalıdır ve sınıfta tehlike olasılığı minimum hale getirilmelidir.

EZBER DEĞİL ÖĞRENME ZEVKİ

Geleneksel eğitimin hedefi, öğrencinin davranışlarının konulmuş kurallarla değişmesi ve dayatılan bilginin öğrenci tarafından ezberlenmesidir. Çocuklar genellikle grup içinde çalışırlar ve fazla hareket etmelerine izin verilmez.
Hâlbuki bireyin hak ve özgürlüklerini rencide etmeyen Montessori sisteminde çocuk oturarak, ezberleyerek değil, kendi hızına göre ve dilediği kadar dokunarak, deneyerek, görerek öğrenir.
Montessori Eğitimi, her çocuğun öğrenmeye meyli olduğunu kabul eder. Başarı ölçütü, çocukların birbirine kıyasla ne kadar öğrendiği değil, çocuğun öğrenmekten duyduğu mutluluktur.

(Hazırlayan: Semra Çelik)