Erdoğan Doğu Akdeniz’de neden u-dönüşü yaptı?

Foto: Pixabay

YÜCEL ÖZDEMİR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son günlerde Avrupa liderleriyle yaptığı görüşme trafiğinin ardı arkası kesilmiyor. 22 Eylül’de önce AB Dönem Başbakanı ve Almanya Başbakanı Angela Merkel ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile üçlü bir video konferansı yaptı. Ardından “Şahsımla çok sıkıntın olacak” dediği Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile telefonda görüştü. İletişim Dairesi Başkanlığı görüşme talebinin Macron’dan geldiğini açıkladı.

Eğer bu doğruysa, Macron’un Merkel ve Michel “zirvesi”nden çıkan sonuç üzerinden Erdoğan’a görüştüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. Zira, son haftalarsa her iki lider arasında laf atışmaları yaşanmıştı. Macron’un Erdoğan’ın verdiği sözleri bir de kendi kulağıyla duymak istediği anlaşılıyor. Cam sıkıntısından aramadığı ortada.

22 Eylül’deki görüşme trafiğinin ardından, Türkiye konusunda önemli yaptırım kararlarının alınmasının beklendiği, dün ve bugün yapılması planlanan AB Olağanüstü Zirvesi, Michel’in karantinaya alınması gerekçesiyle bir hafta ertelendi. Bu bir haftayı görüşmelerde konuşulanların belirgin hale gelmesi için tanınan süre olarak da okunabilir.

Nitekim, Erdoğan bir gün sonra AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile video konferanslarla devam etti.

Türkiye cephesinden görüşmelere dair bütün bilgiler İletişim Daire Başkanlığı ve AA tarafından geçildiği için, ayrıntılarda Avrupa tarafının ne dediği pek anlaşılmıyor. Haberlerde Erdoğan’ın gerilimi düşürmek için diyalogdan yana olduğu öne çıkarılıyor. Bu görüşmeler öncesinde Yunanistan, Mısır ve İsrail’e de zeytin dalı uzatılmıştı.

Almanya’da görüşmenin yapıldığına dair bir tek Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert’in sosyal medyadan paylaştığı mesajlar var. Seibert’in mesajında Türkiye ile Yunanistan arasında deniz sahasını belirlemek için doğrudan görüşmelerin yapılmasının ele alındığı belirtiliyor.

Basında ise Merkel ve Macron ile yapılan görüşmelerden sonra Erdoğan’ın u-dönüşü yaptığı yazılıyor. Örneğin Frankfurter Rundschau’dan Enno Eidens, Erdoğan’ın Yunanistan ile doğrudan görüşmeyi kabul ettiğini, Yunan Dışişleri Bakanlığı’nı kaynak olarak göstererek ilk doğrudan görüşmenin İstanbul’da olacağını yazdı. (23.09.2020)

Eidens’in yazdıklarına göre görüşme trafiğinden çıkan sonuç bir “Akdeniz Konferansı”nın yapılması olmuş. Konferansın taraflarının kimler olacağı henüz belirsiz. Belli olan Almanya ve Fransa’nın masada olacağı. Bu açından Merkel, tarafları sakinleştirerek görüşme masasına oturtmayı başarmakla, hedefine varmış görünüyor. Fransa ise Yunanistan ve Kıbrıs’a yaptığı askeri yığınakla mevziyi güçlendirmiş görünüyor.

Türkiye, Almanya’nın bu arabuluculuk girişimi ve Fransa ile olan çelişkisinden yararlanarak, masanın kurulması için askerî açıdan sınırı zorlayarak, tansiyonu yükseltti. Bu gerilimde, Avrupa’nın kapısında büyük bir savaşın çıkacağına başından itibaren pek ihtimal verilmiyordu. Anlaşılan o ki, askeri tatbikatlar, navteksler, “Eyyler”, “vaylar”… hepsi bir pazarlık masasının kurulması içinmiş.

Haftalık Die Zeit gazetesinden Michael Thumann, Erdoğan’ın viraj alarak diyaloga kapıyı açmasının arkasında üç nedenin olduğunu yazıyor: ”Birincisi iç politika açısından kriz olabildiğince büyütülerek varılmak istenen hedeflere ulaşıldı. […] Erdoğan’ın sert şekilde Türklerin haklarını koruduğunun mesajı verildi. İkincisi Erdoğan muhtemel askeri bir çatışmanın faturasını gördü. […] Türkiye çatışma durumunda bölgede yalnızlaşacak. Üçüncüsü Avrupa Parlamentosu Türkiye’ye yaptırımları onayladı. Erdoğan’ın Atina’ya karşı konuşmaya devam etmesi durumunda bunun AB liderlerinin katılacağı zirve tarafından onaylanması şansının da olduğunu gördü. Böylece bir dönüş yaparak Merkel ile görüştü.” (24.09.2020)

Thumann, Erdoğan’ın bu dönüşünde Almanya’nın diyalog, Fransa’nın güç gösterisinin birlikte etkili olduğunu da yazıyor.

Verilen mesajları alt alta dizdiğimizde Erdoğan’ın Avrupa’ya sert çıkışları gitmiş, yerine diyalogdan, uzlaşmadan yana bir lider profili çıkıyor karşımıza. O zaman insan ister istemez sormadan edemiyor: “maden sorunlar diyalogla çözsün deniliyorsa, o zaman neden Akdeniz’e savaş gemileri gönderildi, navteksler ilan edildi? Yunan ve Fransız savaş gemileriyle burun buruna gelindi?”

Masanın kurulması için askerî açıdan tansiyonun yükseltilmesi Doğu Akdeniz’de asıl prensip haline getirildiği görünüyor. Erdoğan’ın kısa vadedeki hedefi AB’nin yaptırımlarını ötelemek. AB Dışişleri Bakanları, hafta başında Libya’ya yönelik silah ambargosunu deldikleri için Türk firmalarını yaptırım listesine almıştı. Benzer bir kararın Akdeniz’de doğal gaz aramalarına katılan Türk firmalarına karşı alınması bekleniyor. En azından Kıbrıs ve Yunanistan haftaya ertelenen AB Zirvesi’nde masaya bu taleple oturacak.

Dolayısıyla, diyalog mesajlarına aldanmamak gerekiyor. Her an tansiyon yeniden yükselebilir. Çünkü, Doğu Akdeniz’e egemen olmak için süren paylaşım mücadelesi öyle kolay dinecek gibi görünmüyor.