İşçi eylemlerinin birleşebilmesinin zemini var

SİNAN ÖZBOLAT
Korona salgını öncesi birçok tekel yaşanan ekonomik durgunluk nedeniyle on binlerce işçiyi işten atacağını, fabrikaların bazı bölümlerini kapatarak, üretimi iş gücünün daha ucuz olduğu ülkelere taşıyacağını ilan etmişti.

İşçiler o dönem fabrikalarda işten atmaları ve nasıl mücadele edeceklerini tartışırken ve daha birçok şey netleşmemişken, üzerine korona salgını geldi.
Zaten var olan ekonomik durgunluk, korona salgını ile birlikte daha da derinleşti ve krize evrildi. Korona salgınını birçok açıdan fırsata çevirmeye çalışan sermaye çevreleri, bir yandan devam eden toplu iş sözleşmelerini sıfır zamla sonuçlandırmak, diğer taraftan da işten atmaların kapsamını genişletmek için salgını öne sürerek “haklılıklarını” ortaya koymaya çalışıyorlar.
Bu yetmiyor hükümet yüzlerce milyar (1,3 trilyon euro) kamu kaynağını tekelleri kurtarma adına aktarıyor. Tabii sözde işyerlerini kurtarmak için propagandası eşliğinde bu yardımlar yapılıyor. Ancak görüyoruz ki bu kadar kaynak aktarmaya rağmen işten atmalar, sıfır zam dayatmaları, sosyal kesintiler her geçen gün artıyor.

MÜCADELE EĞİLİMİ GÜÇLENİYOR
Bu dönemde başta sağlık çalışanları olmak üzere, kamu çalışanları, perakende satış mağazalarında ve toplu taşımada çalışanlar zor koşullarda çalışmaya devam ettiler. Alkış, kahraman ilan etme gibi hamasetten öteye gitmeyen gösterişlerden başka emekçilerin lehine bir gelişme olmadı.
Kuzey Almanya’da otomotiv, uçak ve gemi sanayi başta olmak üzere son aylarda AIRBUS, tersaneler ve MAN gibi birçok irili ufaklı işletmede salgın koşullarının elverdiği ölçüde büyük-küçük birçok eylem, uyarı grevi gerçekleşti. Enerji, ısınma endüstrisinde GAS işletmelerinde süren toplu sözleşme görüşmelerinde ücretlere yüzde 4,2, çıraklara 55 Euro ücret artışı ve sözleşmenin 12 ay ile sınırlı olması talep ediliyor.
İşçilerin bir kısmı TİS sürecinde çalışma koşullarını ve ücretlerini iyileştirmek için mücadele ederken, Hamburg AIRBUS, Buxtehude AIRBUS, Stade AIRBUS, Kiel’deki Thyssenkrupp Marine Systems, MAN Itzehoe, MAN’nın Hamburg işyerlerinde, (ve Almanya genelindeki MAN fabrikalarında) Nord-Ostsee Automobile ve Schaeffler’in Hamburg fabrikalarında çalışan işçiler ise işten atmalara karşı mücadele ediyor.
Blohm+Voss tersanesinde ve et sanayinde yeterince önlem alınmaması üzerine çalışan taşeron işçilerin büyük bir bölümünde korona virüse yakalnamsı nedeniyle üretimin durması ise bu dönemin bir başka sorununa işaret ediyor.
İşçiler arasında işten atmalar başta olmak üzere, ücret kayıplarına karşı verdikleri mücadele adı geçen fabrikalarda geliştiği gibi genel olarak yaşam koşullarının kötüleşmesine ve yoksullaşmaya karşı artan öfkenin mücadele etme eğilimini dünden daha fazla güçlendirdiği gözleniyor.

SENDİKAYA TABANIN BASKISI ARTIYOR
Hamburg’da toplu taşıma, temizlik işleri ve hastanelerde çalışan emekçilerin eylemlere katılımının, sendikanın beklentisinden daha fazla olması da bu eğilimi gösteriyor. İşçiler arasında saldırıları durdurma konusundaki tutumunun güçlendiğine işaret ediyor.
Buna karşılık sendikal bürokrasinin uzlaşmacı tutumu devam ediyor; kitlesel işten atma planları karşısında, “üretim merkezlerinin korunmasından”, hak gaspları planları karşısında “sosyal dengeli önlemlerden” söz etmeleri veya daha şirket temsilcileri somut bir şey söylemeden sendika yöneticilerinin, “fedakârlık yapmaya hazırız”, “kriz döneminde ayrılıklarımızı bir yana bırakacağız” türünden açıklamalar yapmaları özellikle fabrikalardaki aktif sendika temsilcisi işçiler tarafından tepkiyle karşılanıyor.
Yıllardır haklardan ve ücretlerden yapılan feragatlerin karşılığı bugün kitlesel işten atmalar, fabrikaların tümden veya kısmen kapatılıp üretimin, ücretlerin daha düşük ülkelere kaydırılması tepkileri artırıyor.
Yapılan eylemler esnasında olduğu gibi öteden beri ilişkide olduğumuz işçilerle görüştüğümüzde, tabandaki tepkinin sendika bürokrasisine yansıdığını, giderek artan bir baskı oluştuğunu söylüyorlar. Halen bu baskı yeteri derecede güçlü olmasa da, ileri işçiler mücadeleyi bu zemin üzerinde yükselebileceklerinin farkındalar.
Eylemlere katılan birçok işçi, “işverenlere sürekli tavizler verdiğimiz için bugünlere geldik. İşverenler her elde ettikleri tavizin ardından yeni saldırılarla geliyorlar. Artık buna dur demenin zamanının geldiğini” söylüyorlar.

GELECEK ENDİŞESİ MÜCADELEYE DE YANSIYOR
Fabrikalarda yaşanan grev ve eylemlilikler sürecinde konuştuğumuz birçok Türkiye kökenli işçi de dünden farklı olarak daha fazla gelecek endişesi taşıyor. “Artık hiç kimsenin işi garanti değil” diyorlar. Daha önce hiçbir işçi eylemine ilgi göstermeyen birçok işçi bu sürede yapılan eylem ve uyarı grevlerine katılıyor. “Bıçak kemiğe dayandı” görüşü birçoğunda hakim. İşçilerin çıkarları için ortak mücadelede birleşme eğiliminin güçlendiğini gözlemliyoruz. Metal fabrikalarında devam eden eylemler, belediye işçilerinin, toplu taşıma ve sağlık emekçilerinin TİS mücadeleleri işçilere, “Aslında herkesin tek başına eylem yapmaları yerine bütün işçiler olarak hep birlikte eylem yapsalar çok daha iyi olur” dedirtiyor.

DAHA FAZLA SORUMLULUK ÜSTLENMELİYİZ
Bu süreç farklı sektörlerde kısmen değişik biçimde yaşansa da gerçekte işçilerin talep ve istekleri ortak. Bunları iş güvencesi, insanca yaşanabilecek bir ücret artışı, daha iyi çalışma koşulları şeklinde özetleyebiliriz.
Başta Berlin ve Hamburg gibi büyük kentlerdeki sağlık emekçilerinin oluşturduğu inisiyatiflerin ileri sürdüğü, “hastanelere daha fazla personel alınsın”, “sağlık hizmetleri kamu tarafından ücretsiz verilsin” talepleri gibi, semtlerde kurulan inisiyatiflerin “ödenebilir konut”, “daha fazla sosyal konutun yapılması” talepleri de işçileri yakından ilgilendiriyor.
Mücadele eden bütün emekçi kesimlerin aslında talepleri ortak. Ortak talepler için başta sınıf bilinçli ve ileri işçiler olmak üzere emekten yana mücadele eden bütün kesimlerin enerjisini ve çabasını, işçi emekçi hareketini, mücadelesini ilerletmek ve birleştirmek için daha güölü ortaya koyması ve daha fazla sorumluluk istlenmemiz gereken günlerden geçiyoruz.