Yakında insan yok olacak

Svenja Hauerstein

‚Yakında insanlık yok olacak, onun yerine dişil insan, maskulin insan ya da kadın ve erkek insanlar olacak.‘

Gendern” yani toplumsal cinsiyetçilik olarak gösterilen bu anlamsız akım devam edecek olur ve dile gerçekten yerleşerek paradigmalara çevrilirse, bundan sonra kadınlar artık insan olamayacak. Bundan sonra genel kavramlar gönüllü olarak erkeklere devredilecektir. Birden bire “insan”, “doktor” ya da “aşçı” kavramları sosyal terimler olmaktan çıkarak özgün maskulin kavramlar olacaklardır. Burada toplumsal cinsiyetçilik akımı amacının tersini hayata geçirmiş olacaktır. Kadın ve erkek arasına temelli bir ayırımı sokacaktır ki, istenen bunun bir birlik içerisinde gerçersiz kılınmasıdır.

Kadın doktor” dediğimde erkek doktorları dışlamış olurum. Sadece “doktor” dediğimde, kadın doktorları dışladığım iddia ediliyor. Ancak “doktorlar” diye bir terim de var? Ya da “Doktorlar Birliği”! “Doktor” kelimesini duyduğumuz zaman otomatik olarak bunun bir erkek olduğunu mu düşünüyoruz? “Doktor” kavramının prototipi bir erkek doktor mudur? Eğer böyleyse, erkeklerin baskıladığı bir toplumda yaşıyoruz demektir. Eğer bunu değiştirmek istiyorsak, somut yaşamsal gerçeklerimizi, yani toplumu yeniden biçimlendirmemiz gerekmektedir. Dildeki ifade biçimlerini törpülememiz yeterli değildir. Yani nedeni etkisiyle, temeli görünüşüyle karıştırmamak esastır.

VARLIK BİLİNCİ BELİRLER

Dilin biçimleri üzerine kafa yormak yerine pratik olarak davranışlarımızı ve ilişkilerimizi değiştirmemiz ve dilin biçimlerini toplumsal ilişkilerimizin bu biçimlerine uydurmamız gerekmektedir. Bunu yapmadığımız ve kadınlar gerçekte eşit muamele görmedikleri sürece toplumsal cinsiyetçilik üzerine doğrucu politikalar hiç bir şeyi değiştirmez. Bu tutum sorunu tek yanlı kılar ve somut toplumsal ilişkilerden uzaklaşmayı sağlar. Varlık bilinci belirler, gerçeklik düşünceyi.

Toplumsal cinsiyetçilik alışkanlık haline gelecek olursa dildeki değişiklikler kadının gerçekten eşit muamele görmesinden dolayı değil sırf kibarlıktan olacaktır. Zira ilk önce dikkatimizi çeken yenilikler, yenilik olmaktan çıkacaktır. Görevini yerine getirmek ve vicdanı rahatlatmak için toplumsal cinsiyetçilik savunulmuş olacaktır. Burada söz konusu olan sadece gösteriştir. Şimdiden bazı çevrelerde toplumsal cinsiyetçiliğe karşı çıkmamakla suçlanmak yani “Nicht-Gendern” suçlaması, bununla etiketlenmek normal bir davranış biçimi oldu. En güzeli ise kelimelerin sonuna eklenen ve nefret edilen –er takılarının yerine feminin kelime takılarını getirerek, “Gender” puancıklarını toplamak olurdu.

‚DIE WASSERKOCHERIN‘!

Aslında –er’lerin fonksiyonu, bir fiilden isim üretmektir, bir şeyi maskulin yapmak değildir. Örneğin öğretmekten öğretmen, sallanmaktan salıncak üretmek gibi. Bir fiilden bir ‚yapan‘ üretilir. Kelime takısı –er, genelde meslek isimlerinde kullanılır. Burada isim takısı “der” maskulin meslek isimlerinin önüne gelir ve bu şekilde isimi kullanmak zorunlu olur. Gerçi, yemek pişirmekten ‚yemek pişiren‘ olmaz ama örneğin su pişiricisi (Wasserkocher) olur. Ve burada “der Wasserkocher” dan “die Wasserkocherin” üretmek cisimlerin cinsleri olmadığı için anlamsız olur.

Güncel toplumsal cinsiyetçilik tartışmalarında cinsiyet ve cinsiyetçilik birbirine karıştırılan ve aynılaştırılan iki ayrı gramatik kategoridir. Eğer bu tartışma düzgün yapılsaydı, “Gender” toplumsal cinsiyetçilik kavramı yerine “Sextern”, toplumsal seksizm kullanılırdı. Sorun daha ziyade cins ve çoğul terimlerde ortaya çıktığı ve bu özelliklerde insanlara yansıtıldığı için gelecekte sorunun çözümü cinsiyetçi ayırımların yapılmaması olurdu. Elbette bu bağlantıda somut kişiler üzerinden bunu yapmak anlamlı olurdu. Örneğin gramatik olarak bir şey ifade etmese de kim olduğu belli olan bir kadın hakimi, sadece hakim olarak nitelemek gibi. “Gender” toplumsal cinsiyetçi anlayışa uygun olarak kadını ya da erkeği olumsuzlamamak ya da onlara eşit davramak için iki yöntem var: Biri, cinsiyet ve cins bilincine ulaşarak “die Richter” isim takısı feminin “die”, kelime sonu –er “Richter” maskulin diye biten ancak hakimler anlamına gelen kelimeyi kullanmak, ve bunun sadece erkek hakimleri kapsamadığını, somut bireylerin kastedildiğini ve feminin biçime sahip olduğunu bilmektir. Bunu dile bir müdahale olarak görmemek gerekir, zira toplumsal cinsiyetçilik tartışmaları çerçevesinde yapılanlar da bu açıdan eleştirilebilir.

EŞİTSİZLİK DİL DEĞİL SINIFLI TOPLUMUN BİR SORUNUDUR

Gerçek şu ki, bu toplumda kadınlar eşit değildir. Örneğin onlar eşit işe eşit ücret alamazlar. Elbette bu durum rezilliktir. Ancak bu dile ilişkin bir sorun değildir. Bu toplumsal bir sorundur, kadınların yeniden üretim sürecinin bir unsuru olarak görüldüğü sınıflı toplumun bir sorunudur.

Almancada isim takılarının (der, die, das) dağılımı, bilimsel açıdan bir anlama sahip değildir. Bu nedenle Almanca isim takıları sistemini öğrenmek zordur. Belli bir ismin “der”, “die” ya da “das” ile başlamasının arkasında mantıksal bir sistem yoktur.

Dile, toplumsal ilişkilerimiz yansımaktadır. Bu bağlantıda “Gender” akımı, cinsiyetler sorununda gerçekten bazı şeylerin düzeltilmesi gerektiğine işaret eder. İnsanın kadın ve erkek olarak ikiye ayrılması yerine her iki cinsin “insanda” bütünleşmesine büyük bir değer verilmelidir. Örneğin İngilizce dilinde olduğu gibi isim takısının cins ayırımı yapılmadan kullanılması daha kolay, daha bütünsel ve edebi açıdan daha estetik olurdu. Bu şekilde “the teacher” kadına ya da erkeğe işaret etmeden kapsayıcı biçimde kullanılırdı.

Gender”le yani toplumsal cinsiyetçilik ile kadın ve erkek tam olarak birbirinden ayrı tutuluyor. Cinsiyetçi özellikler önemsizleştirilmek yerine ön plana geçiriliyor.

Farkılılık olmadığından dolayı farklılığın hiç bir rol oynamadığı bir eşitlik arzu edilen bir şey olamaz mı? Elbette bu retorik bir sorudur. Dişil biçimleri kaldıralım, erkeksi olanları da!

Dil, dünyanın bir aynasıdır ve dünyayı nasıl kavradığımızı gösterir. Bu kavrayış biçimleri sürekli değişir ve dilimizi değiştirerek neyi, nasıl değiştirdiğimizi bize gösterir. Bu şekilde her zaman bir adım gerideyken, bir adım da ileride oluruz. Kavramlar bizim aletlerimizdir, onlarla dünyayı anlar ve kavrarız. Eğer anlayacak bir şey ortada yoksa, söz konusu kavramın içi boştur.

(Çeviren Zahide Yentür)