‚EVDE KAL‘ demek kolay

Avrupa koronavürüste ikinci dalga sürecine girdi. Sosyal ve fiziksel mesafenin yeniden sınırlandırıldığı bu dönemde kurallar sertleştirilirken üretimin durdurulması, çalışanların eve gönderilmesi gündemde değil. Çünkü, hükümetler için belirleyici olan hedef kısmen toparlanma sürecine giren ekonomideki büyüme trendinin devam etmesi. Peki ya işçilerin sağlığı ne olacak?

Koronavirüste iki dalga kapıyı çaldı. Almanya’da günlük vaka sayısı birinci dalganın yaşandığı Mart-Nisan aylarının da üzerine çıktı. Her gün yeni bir rekor açıklanıyor. Bu nedenle sürecin önümüzdeki bahar aylarına kadar bu şekilde devam edeceği ve halkın önemli bir kısmının virüse yakalanması bekleniyor.

Yaz tatilinden önce ikinci vakanın geleceğine dair açıklamalar yapılmasına rağmen önlemler konusunda çok fazla ciddi adım atılmadığı açık olarak görülüyor. Günlük ve haftalık ters sayısı kapasitesinin artırılmasına bağlı olarak virüsün yayılma hızının düşürülmesi için siyasetçilerin önerdiği tek çözüm, birinci dalgada da olduğu gibi “Evde kal” oldu. En son Başbakan Angela Merkel yayınladığı Podcast’ta ısrarla zorunlu olmadıkça evden çıkılmamasını, tatile gidilmemesini istedi.

Mümkün olduğu kadar her alanda az insanla görüşülmesini, evde kalınmasını isteyen Merkel bunun nasıl yapılabileceği konusunda somut bir tek cümle dahi sarf etmedi. Bütün fabrikaların üretime devam ettiği, okulların açık kaldığı koşullarda evde kalmanın mümkün olmadığı bilindiği halde, pandeminin yayılmasını engelleme adına yapılan bu çağrının karşılığının olmadığı açık.

Birinci dalgadan farklı olarak hükümetin ikinci dalgada işyerlerini ve okulları kapatmaya yanaşmadığı anlaşılıyor. Merkel de yayınladığı mesajında bunun altını özenle çizdi. Dolayısıyla virüsün en çok yayıldığı alanların başında gelen işyerleri ve okullar önümüzdeki dönem açık kalmaya devam edecek.

ÖZELLİKLE TÜRKÇE VE ARAPÇA ÇEVİRİYLE HANGİ MESAJ VERİLMEK İSTENİYOR

Merkel’in verdiği mesajların özellikle Türkçe ve Arapça alt yazılarla da paylaşılması da ayrıca dikkate değer. Bunda ilk etapta Merkel’in ülkede yaşayan diğer kesimlere de mesajlarını ulaştırmak istendiği sonucu çıkıyor. Bu elbette olumlu. Zira, sağlık için mümkün olduğu kadar çok dilli mesajların verilmesi anlamdı. Ancak, mesajların sadece bu iki gruptan göçmen grupların korona kullarına uymadığı, virüsün yayılmasını arttırdığı sonucu da çıkarılabililir. Ki, aşırı sağcı kesimleri uzun süredir bu algıyı Alman halkı içinde yaygınlaştırmak için çaba sarf ediyor. Dolayısıyla kaş yapayım derken göz çıkarmaya dönüşebilir. Bu algının toplumda oluşmaması için daha fazla dilde kuralları anlatacak düzenlemelerin yapılması, diğer dillerde yayın yapan devlet kurumlarının etkili hale gelmesi sağlanarak bu açık giderilebilir.

ORTAK TUTUMDA ÇIKARLAR ÇATIŞIYOR

Merkel bu çağrıyı yapmasına rağmen pek çok uygulama konusunda ortak tutum almak çoğunlukla zor olabiliyor. Bu nedenle birçok konuda da karar alınamıyor. Son haftalarda tartışma konusu olan konaklama yasağı bunu net olarak gösterdi. Bavyera ve Baden-Württemberg’in başını çektiği eyaletler başka eyaletlerden gelenlerin otellerde konaklanmasının yasaklanmasını isterken, özellikle turizmin yayın olduğu kuzey eyaletleri buna karşı çıktı. Bu nedenle alınan kararların arkasında çıkarlar daha belirleyici olabiliyor. Benzer bir durum sanayide üretimin kapasitesinin düşürülmesi için de geçerli. Korona döneminde zorunlu olmayan sektörlerde çalışmanın durdurularak, çalışanların tam ücret karşılığında eve gönderilmesine işverenler yanaşmıyor. Bu kesimler birinci dalgada başlatılan yaygın kısa çalışmaya da bir süre sonra itiraz ederek, normal üretime geçilmesi için hükümete baskı yapmış, hükümet de buna boyun eğmişti. Bu nedenle şu anda yeniden pandemi nedeniyle üretimin durdurulması pek gündemde değil.

KARANLIK KIŞ”I SAĞLIKLI GEÇİRMEK İÇİN

Görünen o ki; insanlık Aralık 2019’da ortaya çıkan koronavirüsün yıl dönümüne çözümsüz ve çaresiz bir şekilde girecek. Özellikle sermaye hükümetlerinin, pandeminin yayılmasına karşı yeni bir çözümümün olmadığı, bu nedenle de sorumluluğu vatandaşlara attıkları artık anlaşılıyor. Dahası ilk dalgada atılan kimi adımlar şimdi, “ekonominin geleceği”, “refah” ve “ülkenin çıkarları” adına hayata geçirilmeyecek. Bu nedenle de ikici bir “Lockdown”un yapılmayacağı ısrarla tekrarlanıyor. Hal böyle olunca da halka “kurallara uyma”, “kendinizi korumak” gibi çağrılarla “başınızın çaresine bakın” dışında başka bir şey denilmiyor.

İnsan hayatının korunması için devletin bütün imkanlarının seferber edilmesi ise seçenekler arasında yok. Devlerin imkanları, belirlenen kurallara uymayanları cezalandırmak için kullanılıyor. Hal böyle olunca da ekonomik ve sosyal açıdan sürekli daha fazla sorunlar yaşayan emekçi sınıflar üzerindeki baskı artıyor. İşverenlerin yüzbinlerce işçiyi işten atmak için yaptıkları planlar da bu baskıların katmerleşmesine, gelecek kaygısının artmasına yok açıyor. Bu nedenle pandemi koşulları devam ettikçe işten atmaların yasaklanması, tekellerin kasalara tuttuğu servetleri bugün için kullanması sağlandığı takdirde insan hayatını kurtarmak için herkesin evde kalması daha gerçekçi bir çağrı olur. Özellikle mesele bir kamu hizmeti olan söz konusu olduğunda devletin halka “başınızın çaresine bakın” demeye hakkı ise hiç yok. (YH)


YENİ KORONA KISITLAMALARI

Başbakanı Angela Merkel ile 16 eyaletin başbakanı 14 Ekim Çarşamba günü yaptıkları dokuz saatlik toplantının ardında yeni kısıtlama kuralları karar altına aldılar. Buna göre korona vakalarının yoğunlaştığı yerlerde gösterge değerlere göre aşamalı olarak maske zorunluluğu genişletilecek, etkinlik ve kutlamalarda da katılımcı sayısı daha katı bir şekilde sınırlandırılacak.

İlk aşamada bir hafta içinde 100 bin kişide 35’ten fazla vaka tespit edilmesi durumunda önlemler sertleştirilecek. Vaka sayısı 100 bin kişide 50’nin üzerine çıkması durumunda da maske zorunluluğu ve sosyal mesafe kısıtlamalarının kapsamı genişletilecek. Almanya genelinde maske zorunluluğu şu anda sadece alışverişte ve toplu taşımada geçerli. Riskli bazı bölgelerde ise belirli açık alanlarda ve kamusal binalarda da maske zorunluluğu uygulanıyor.

İlk aşamada vakaların yoğunlaştığı bölgelerde düzenlenecek kutlamalar için katılımcı sayısı 35’ten 25’e düşürüldü. Özel kutlamaların katılımcı sayısı da 15’le sınırlandırıldı. Vaka sayısının bir hafta içinde 100 bin kişide 50’nin üzerinde çıkması durumunda ise hem özel kutlamalarda hem de kamusal alanda yapılacak kutlamaların katılımcı sayısı 10’a düşürülecek. Diğer büyük etkinliklerin katılımcı sayısı ise 100’le sınırlandırılacak.

Kentler ya da ilçe yönetimleri, vaka sayılarının artması durumunda restoran ve barların belirli saatlerde yasaklanması kararı alabilecek. Vakaların bir hafta içinde 100 bin kişi de 50’yi aşması durumunda da saat 23.00’ten itibaren alkol satışı yasaklanacak. Bu önlem vakaların arttığı birçok kentte uygulanmaya başlandı. (YH)