Avrupa, ABD seçimlerini bekliyor

YÜCEL ÖZDEMİR

ABD’de 3 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimlerine iki hafta kaldı. Cumhuriyetçilerin Adayı Donald Trump’ın mı yoksa Demokratların Adayı Joe Biden’in mi kazanacağı, pek çok ülke ve kıtada olduğu gibi Avrupa’da da dikkatle izleniyor. İzlenmesi de gerekiyor. Zira ABD seçimlerinin sadece ABD’yi ilgilendirmediği, genel olarak dünyanın gidişatını önemli bir ölçüde etkilediğini herkes biliyor.

Trump’ın 2016’da başkanlık koltuğuna oturmasından sonra hem içeride hem dışarıda bol provokasyonlu, çok gerilimli bir sürecin olması bekleniyordu. Nitekim, Trump başkan olduktan sonra bütün müttefikleriyle ilişkileri germe üzerinden bir politika izledi. İş birliği ve diyalogdan çok dayatmacı, ABD sermayesinin çıkarlarını pervasız şekilde her şeyin üzerinde tutan bir tutum içerisinde oldu. Elbette bu durum sadece Trump’ın kişisel yapısıyla açıklanamaz. Çünkü dünya üzerinde emperyalist devletler arasında süren pazar ve nüfuz mücadelesinde ABD’nin etkisi ve gücü zayıfladıkça daha saldırgan bir dış politikanın devreye konulacağı az çok tahmin edilebiliyordu.

Denilebilir ki; “Zücaciye dükkanına giren fil” misali dünyaya dalan Trump’ın dört yılı kazasız belasız bitirmesi, üstelik bir dönem daha aday olmaya cesaret etmesi bir başarıdır. Dört yıl içinde sadece dışarıda değil içeride de zor dönemler yaşadı; azil tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Bu elbette Trump’a tam destek veren sermaye güçlerinin, tekellerin şimdilik badireyi atlattığı şeklinde okunabilir. Korkutma, tehdit ve şantajla dünyayı bir dört yıl daha yönetmek istiyorlar. Eğer seçilirse ikinci dönemin daha da sert olacağı söylenebilir.

Avrupa, özellikle de liderlik için kolları sıvayan Almanya, Trump’ın izlediği gerilim ve tehdit politikasından rahatsız olduğunu pek çok kez ortaya koydu. Buna rağmen Trump geri adım atmayarak gerilimi arttırma yoluna gitti. Özellikle Rusya ile Almanya arasında doğrudan doğal gaz akışını sağlayan Kuzey Akımı 2 Boru Hattı, Trump’ın dört yıl boyunca AB’ye yönelik izlediği gerilimin merkezinde oldu.

ABD’nin Almanya Büyükelçisi Richard Grenell çoğu zaman bir sömürge valisi gibi davrandı, Alman şirketlerine projenin durdurulması için tehdit içerikli mektuplar gönderdi. Buna rağmen Alman hükümeti cesaret edip Grenell’i “İstenmeyen kişi” ilan etmeye yanaşmadı.

Tehdit, şantaj ve yaptırımların ardından bitimine 90 kilometre kalan Kuzey Akımı 2’nin inşaatı şimdilik durmuş bulunuyor. Almanya’nın umudu Trump’ın kaybetmesi ve ilişkilerin görece normalleşmesi. En azından Biden’in aynı tarzda sert bir dış politika izlemeyeceği beklentisi hakim. Temelden büyük bir değişimin olmasını ise kimse beklemiyor. Yine de Biden’ın seçilmesi durumunda AB-ABD ilişkilerinde “yeni bir başlangıç” yapılacağı propagandası yapanların sayısı epey fazla.

Buna rağmen, Avrupa kimin seçileceğinden bağımsız olarak, ABD’den “Bağımsızlaşmak” için çeşitli hamleler, planlar yapmaya devam ediyor. Önceki gün Handelsblatt gazetesinin “Avrupa yanıt veriyor” şeklinde manşete çıkardığı haberde, ABD’nin ekonomik yaptırım kararlarına karşı nasıl bir savuna yapılacağına yer verildi.

Alman Dışişleri Bakanlığının da katkılarıyla bir think tank (düşünce kuruluşu) olan European Council on Foreign Relations (ECFR) tarafından hazırlanan raporda, Avrupalı şirketlerin asıl olarak ABD’nin yaptırım kararlarından korunması için izlenecek yollar sıralanıyor. “AB’nin ekonomik yaptırım planlarına karşı savunmasız kaldığı”ndan hareket eden kurum bu nedenle özellikle ABD ile bu alanda mücadele için finansal açıdan bağımsız hale gelmek için “dijital avro”, “Exportbank” gibi kurumların oluşturulması öneriliyor.

Bu nedenle, ABD ile Almanya-Fransa merkezli AB arasında hegemonya mücadelesi kimin başkan seçileceğinden bağımsız devam edecek.

Peki sandıktan kim çıkabilir?

Anketler Biden’ın önde olduğunu gösteriyor. Ancak her seçimde taraf değiştirme özelliği olan eyaletlerden çıkacak sonuca göre bu beklenti boşa da çıkabilir ve Trump ikinci kez başkanlık koltuğuna oturabilir.

1984’ten beri seçimlerde yaptığı doğru tahminlerle tanınan Washington DC Amerikan Üniversitesi Öğretim Üyesi Sosyolog Allan Lichtman, Spiegel Online’a yaptığı açıklamada, bu kez Trump’a şans vermiyor ve ilk Irak savaşını başlatan baba Georg H. W. Bush gibi seçime girip de ikinci kez seçilemeyen başkan sıfatını alacağını söylüyor. Lichtman konuşmasında önemli bir noktaya daha dikkat çekiyor: “ABD’deki seçimleri anketler, reklamlar, afişler, düellolar belirlemiyor. Asıl olarak sosyal çelişkilerin durumu belirliyor.”

ABD’de başkanlık, ilerici, devrimci bir seçenek çıkmadığı sürece, tahterevallide olduğu gibi bir Cumhuriyetçilere bir Demokratlara gitmeye devam edecek.

Geride bıraktığımız dört yıl içinde ABD’de sınıflar arası çelişkiler derinleşti, sosyal sorunlar büyüdü. George Floyd’un katledilmesinden sonra ortaya çıkan büyük toplumsal hareket de bunu gösterdi. Obama döneminde, 2008 ekonomik krizinin de etkisiyle işsizlik 1982’den bu yana en yüksek düzeye (yüzde 9.6) ulaştı. Şimdi pandeminin de etkisiyle yüzde 8.9’a ulaşmış bulunuyor.

Bakalım bu durum seçimleri bu kez nasıl etkileyecek. Bekleyip göreceğiz.