Avrupa’yı sarsan terör eylemleri ve tartışmalar

Zeynep ARSLAN
Viyana

Avrupa ülkeleri üst üste terör saldırılarıyla sarsıldı. Son olarak Avusturya’nın başkenti Viyana’da saldırı gerçekleşti.  Fransa’nın merkezinde 16 Ekim’de gerçekleştirilen terör saldırılarından sonra Avusturya sağ-muafazakar Halkçı Parti (ÖVP) ve neoliberal Yeşiller’den oluşan koalisyon hükümetinin entegrasyon bakanı Raab, “Bizde de Çeçen unsurlar mercek altına alınacak”, Başbakan Kurz ise “Hristiyanları koruyacağız” demişti. Avusturya’da daha önce geçtiğimiz haziran ayında göçmenlerin yoğun yaşadıkları “Onuncu bölge”de kendisine “ülkücü” ve “Erdoğancı” diyen gençler, önce 1 Mayıs etkinliklerine daha sonra da kadınların düzenledikleri bir mitinge saldırmış, bu saldırılar üç gün devam etmişti. Geçtiğimiz günlerde aynı bölgede bir kiliseye saldıran grubun yine bu gençlerden oluştuğu söylentiler arasında. Viyana emniyet birimlerinin olayla ilgili araştırması devam ediyor.

2 Kasım 2020 tarihinde ise Viyana IŞİD sempatizanı bir teröristin saldırısıyla kana bulandı. Son bilgilere göre 4 ölü ve 7’si ağır olmak üzere 22 yaralı var. Saldırganın 20 yaşında, daha önce IŞİD’e katılmak için Suriye’ye gitmek üzereyken yakalanan, 22 ay hapis cezasına çarptırılan fakat 7 ay hapis yattıktan sonra “iyi hal” indiriminden faydalanarak serbest bırakılan, Viyana doğumlu, Arnavut asıllı Kurtin S. olduğu açıklandı. Avusturya İçişleri Bakanı Nehammer, “Görünen o ki terörist kendisini çok iyi kamufle etmiş” dedi. Viyana’nın Sosyal Demokrat Belediye Başkanı Ludwig ise saldırganın erken tahliyesinin tartışılacak konulardan biri olacağını dile getirdi.

FRANSA ÖRNEĞİNDE GÖÇ POLİTİKASI

1970’li yıllarda işçi hakları ve emekçi kesimler üzerinde uygulanılan ırkçı politikalara karşı sendika ve işçi hareketlerinde örgütlenen göçmen nüfusun çocukları, günümüzde ırkçılığa karşı İslamcı kurumlarda örgütleniyor. Entegrasyon ve göç konularında yapılan araştırmalar, özellikle 20-30 yaş grubu arası Fransalı Müslüman Arap kesimlerde, önceki nesillere nazaran ciddi bir İslamcı muhafazakarlaşma gözlemliyor.

Özellikle 1980’li yılların ikinci dünya paylaşım savaşı sonrası görülen kapitalist büyümenin ve sosyal demokrasi eksenli refah devletlerinin oturması döneminin bittiğine tanıklık ediyoruz. Sürecin Fransa Cumhuriyetine yansıması sağ ve gerici siyasi yapılanmaların büyümesi oluyor. Önceleri daha liberal bir çizgiyi korumaya özen gösteren Macron giderek daha sağ bir yapıya doğru yatay geçiş yapıyor. Bunun giderek sivrileşen köşeleri ise Erdoğan ile girdiği karşılıklı polemikler oluyor. Ekonomik sıkışmalara paralel olarak toplum gruplarının birbirine kutuplaştırılması siyaseti bir klasik olarak burada da elverişli oluyor ve Macron da şu günlerde önümüzdeki yıl olması beklenen seçimlere doğru, sağ-radikal, ırkçı Le Pen’in “Ulusal Cephe”si (Front National) ile sıkı bir rekabet içine girdi. 1980’li yıllardan itibaren ciddi bir büyüme arz eden Ulusal Cephe’nin ırkçı söylemlerinin hedefinin neredeyse tamamını Arap Müslümanlar oluşturuyor. Macron bu yarışta artık Sarkozy siyasetinin uygulayıcısı haline geldi.

SAĞ VE IRKÇI PARTİLERİN IRKÇI POLİTİKALARI

Fransa’nın Ulusal Cephesi gibi, 1990’larda Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) ciddi bir yükselişe geçerken, 2019 yazında ‘İbiza Skandalı’ sonrasında federal hükümet koalisyon ortaklığından atılmıştı. Eylül 2020’da ise Viyana yerel seçimlerinde FPÖ halk tarafından ciddi bir oy kaybına uğrayarak bir kez daha cezalandırıldı. Sağcı ve ırkçı kesimi temsil eden FPÖ’nün yarattığı boşluğu başkan Kurz’un liderliğindeki hükümet partisi, ÖVP dolduruyor.

Avusturya’da da özellikle son yıllarda Erdoğan siyasetinin etkin olduğu tartışmalar arasında. Etnik kimlikler üzerinden şekillenen ırkçı siyaset Avusturya ve Almanya’da daha çok “Türk karşıtlığı” üzerinden şekilleniyor. Diğer göçmen gruplarının aksine milliyetçi ve dindar tabana sahip 12-25 yaşlarında olan Türkiye kökenli gençler yoğun bir Erdoğan hayranlığı besliyor ve siyasetinden etkileniyor. Bu kesim gençler çeşitli dışlanma ve eşitsizlik durumlarını hissettikçe milliyetçi ve İslamcı kurumlarda örgütleniyor.

TÜRKİYE SİYASETİ BAĞLANTILI KURUMLAR MERCEK ALTINDA

Haziran ayında gazetelere “Ülkücü saldırı” diye manşet geçilen olaylardan sonra İçişleri Bakanı Nehammer, Türkiye’nin Avrupa’da nüfuz sağlamak üzere, Almanyalı ve Avusturyalı Türk gençlerine etki etme çabasından vazgeçmesi ikazında bulunmuştu. Almanya ilgili birimleri de kendi ordu ve güvenlik kuvvetlerinin içinde Türkiye istihbarat ve siyaset bağlantılı sağ-radikal Türkiye kökenli şahıs ve grupları mercek altına aldı.

Hal böyleyken, son yıllarda siyasal İslam’ı bir biçimde kontrol altına almaya çalışan Avrupa’da karikatür tartışmasını yeniden gündeme getirdi. Fikir ve düşünce özgürlüğünün temel ve evrensel bir değer olduğunu savunanlar, yükselen siyasal İslam’a karşı sert önlemler alınmasını talep ediyor. Özellikle Türk istihbaratı ve AKP kurum ve kuruluşlarına yakınlığı ile bilinen İslami kurumların yakın mercek altına alınması fikri uzun zamandır gündemde. Avusturya ve Almanya’da ATİB/DİTB (Avusturya ve Almanya Türk-İslam Birliği), yine Almanya ve Avusturya’da “Türk Dostluk Federasyonları” ve Enternasyonal Demokratlar, UID gibi kurumlar Türk siyasi birimlerinin uzantıları olarak, yaşam ve demokrasi kriterlerini olumsuz etkileyen unsurlar sayılıyor. Bu kurumlar, Avusturya ve Almanya güvenlik birimleri açısından özellikle mercek altında.

Fransa’da Bozkurtçu/Ülkücü ve sempatizanı kurum ve kuruluşların yasaklanması onaylandı. AB’nin ticari ve politik çıkarları uğruna Erdoğan siyasetine yıllardır göz yumması tartışması da yine gündemde yerini aldı.

MADALYONUN DİĞER YÜZÜNÜ GÖRENLER KÖŞEYE SIKIŞTIRILIYOR

İslam adı altında işlenen cinayetleri kınamakla birlikte küresel aktörlerin Ortadoğu, Asya ve Afrika devletlerinin üzerinde yüz yıllardır yürüttükleri siyasi ve ekonomik faaliyetleri de göz önünde bulundurmayı ana akım medya “siyasal İslam sorununu hafifletmek” ve “İslamcı teröristleri mağdur göstermek” olarak niteliyor.

Avrupa’da özellikle şu günlerde esmekte olan siyasi söylemler 11 Eylül ABD İkiz Kuleleri’ne saldırı akabinde geliştirilen siyasi atmosferi hatırlatıyor. Erdoğan ile resmedilen “siyasal İslam tehlikesi”nin karşısına dünyayı, Batı Avrupa evrensel ilkelerini, insan hak ve özgürlüklerini koruyacağı algısıyla Macron resmediliyor.

Avusturya hükümetinin “ulusal birlik” ve “yaşam tarzımız, özgürlüklerimiz ve demokrasimize saldırılara karşı kararlı mücadelemizi sürdüreceğiz” şeklindeki ifadeleri giderek daha otoriter bir çizgide olacaklarının sinyallerini veriyor.