Almanya’nın “Tersaneler Birliği” hayalleri

Dünya genelinde iktidar sahibi olabilmenin koşulları arasında güçlü bir silahlı deniz kuvvetlerine sahip olmak çok önemlidir. Buna bağlı olarak deniz araçları, ki bunun önemli bir bölümü donanma ağırlıklı olmalı, üreten güçlü bir sektörde olmazsa olmazlardandır. Alman sermayesi, öncesi bir yana son 20 yıldır ulusal çapta “tersaneler birliği” veya AB düzeyinde bir “tersaneler birliği” ihtiyacını her fırsatta dile getiriyor. Hükümet ve Alman Silahlı Kuvvetleri komutanlığı da “ulusal çıkarlar” adına bu konuda hem fikirler.

Gel gelelim işin ucunda uçsuz bucaksız kâr etmek, ulusal piyasaya hakim olmak (tekel olmak), uluslararası alanda ciddiye alınır bir konuma gelmek olunca “ulusal çıkarlar” konusundaki “en iyimser” sermayedarlar bile taviz vermek yerine rakiplerini yutarak büyüme hayallerinden vazgeçmiyorlar.

ULUSAL GÜVENLİK” KARARI

Bütün sermayenin çıkarları doğrultusunda hareket eden devlet, tek tek sermayedarlara baskı uygulamaya, sınırlar koymaya çalışıyor. Deniz araçları sektöründe devletin baskıları var. Örneğin Gerhard Schröder (SPD) başbakanlığı döneminde donanmaya araç üreten şirketlere sınırlama getirmişti. Schröder, denizaltı teknolojisinde dünya genelinde en iyiler arasında olan Almanya’dan teknoloji transferini engellemek için yabancı şirketlerin bir tersane veya mühendislik şirketinin hisselerin yüzde 25’ini satın alma işlemini, “ulusal güvenlik” gerekçesiyle hükümet iznine bağlamıştı.

Schröder döneminde ayrıca Thyssenkrupp’a ait olan TKMS’in (“Thyssenkrupp Marine Systems”) öncülüğünde ulusal bir tersaneler birliği kurulması için çok uğraştı ama başarılı olamadı. Aynı dönem Alman-Fransız ortaklığı için de Airbus tekeli örnek alınmış, her iki ülkenin ekonomi ve savunma bakanlarının da bizzat katılımı ile görüşmeler yapılmış ama bir sonuç alınamamıştı. Airbus’ta Almanya ve Fransa arasında devam iktidar çatışmasının yeni kurulacak bir konsorsiyumda da yaşanma ihtimali çok güçlü olduğu için söz konusu şirketler buna yanaşmadılar.

KİLİT TEKNOLOJİ” KARARI

Bu yılın şubat ayında Merkel Hükümeti önemli bir hamle yaparak ulusal tersaneler birliği konusundaki kararlılığını ortaya koydu. Bakanlar kurulunun 12 Şubat 2020’de aldığı kararlar, donanmaya üretim yapan şirketlerin teknolojisini, ki bu Almanya’daki tüm tersaneleri kapsıyor, “kilit teknoloji” (“Schlüsseltechnologie”) ilan etti. Bu karar daha önce alınan “ulusal güvenlik” kararını neredeyse gereksiz hale getirecek bir karar.

Bundan böyle ortaklıklar, ortak projeler vb. de hükümet iznine bağlanıyor.

Diğer yanda ise Alman Deniz Kuvvetlerinin (ADK) ihaleye açtığı 5,5 milyar euro hacimli MKS 180 fırkateyn sınıfını gemilerin yapımında Hollandalı tersane “Damen”i ana şirket olarak seçilmesi de Alman tersane sahiplerine verilmiş bir sinyaldi. Söz konusu ihaleye dahil olan Alman şirketleri birleşme konusunda ilk adımı atmak zorunda kaldılar.

Aylarca hükümetin bizzat katılımı ile tersaneler arası konsolidasyonu sağlamak üzere TKMS, Lürssen ve German Naval Yards Kiel (GNYK) arasında yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamamıştı. TKMS’in sermayedarları İtalyan Fincanteri ile birleşme eğiliminde olduklarını bu görüşmelerde ortaya koymuştu. Bunun üzerine ise ADK ilk kez TKMS’in hiç dahil olmadığı bir ihale dışı bırakarak sonuçlandırdı. Diğer iki tersane ise Hollandalıların emrinde çalışmak kaldı. Hükümetin “tersaneler birliği” konusunda ciddi olduğunu artık anlayan Lürssen ve GNYK birleşmek için görüşmelere Mayıs sonunda başladılar.

Önümüzdeki aylarda TKMS’i de bu müzakerelere çekme çabası artacağına kesin gözüyle bakılıyor, en azından şirketin denizaltı bölümünün yeni kurulacak şirketin bünyesine alınmasına çalışılacak.

İŞYERLERİNİN KORUNMASI…

Almanya genelinde tersanelerde 18 bin emekçi çalışıyor. Mühendislik büro ve şirketlerini, yan sanayi (sadece bu alana üretim yapan yan sanayi pratik olarak yok gibi) dahil edildiğinde rakamın 25-30 bin emekçiye ulaştığı tahmin ediliyor.

Önümüzdeki yıllarda ister sivil ister askeri (veya her iki alanda da) üretim yapan tersaneler arasında ulusal ve Avrupa genelinde yutma-birleşme eğilimleri artacak. Uluslararası alanda rekabet gücünü artırmak içinde bu kaçınılmaz görünüyor. Bu ise binlerce iş sahasının yok edilmesi anlamına gelecek. Gelişmiş teknolojiyle daha az işçiyle daha fazla üretim yapmak özellikle birleşme/yutma sonrası daha fazla gündeme geldiği diğer sektörlerde de görülüyor. Sonuç olarak işyerlerinin korunması adına yapılan tüm açıklamaların gerçeği yansıtmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Alanın uzmanları önümüzdeki yıllarda iş sahalarının yüzde 30’unun yok edilmesini bekliyorlar. (YH) (Foto: Pixabay)