Ortaçağda bir hümanist Desiderius Erasmus

SELÇUK KOZAN

Avrupa’da Ortaçağ, Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşü ve Rönesans`ın doğuşu arasında bir dönem olarak adlandırılıyor. Veba ve savaşların yaygın olduğu, ayaklanmaların yaşandığı, dini otoriteyi sarsacak her adımın sert bir şekilde cezalandırıldığı bu çağda, kilise ve feodal güçlerin toplumun ilerlemesine ayakbağını olduğu bir dönem olarak dikkat çeker.

Dönemi sorgulamak, eleştirmek bir çok bilim insanı ve düşünür açısından kolay değildi. Bu cesareti gösterenlerse, bedelini hayatlarıyla ödüyorlardı. Bir çok düşünür, bilim insanı engizisyon mahkemelerinde ölümle cezalandırıldılar. Örneğin Erasmus’un ölümünden 64 yıl sonra İtalyan filozof, rahip, gökbilimci Giordano Bruno, 1600 yılında engizisyon mahkemesinde yargılanıp sapkın ilan edildi ve Roma’da diri diri yakılarak idam edildi.

Yeni fikirlerin ortaya çıkması mevcut durumun eleştirilmesi özellikle kilise eleştirisi o günün koşullarında ister istemez saldırıların da hedefi olacaktı. Rönesans, bilim,sanat edebiyat ve felsefe gibi bir çok alanda yeni bir çağın başlangıcıydı. Rönesansla birlikte sanat ve bilimde ilerlemeler olsa da, karanlık çağ olarak da adlandırılan Ortaçağ’a özgü koşullar Rönesans’da da devam etmiştir. Erasmus işte bu çağda yazdıklarıyla hümanizmin önemli düşünürlerinden biri olmuştur.

1465 yılında Hollanda’nın Rotterdam kentinde doğan Erasmus,13 yaşında annesini kaybettikten sonra kilise korosuna katılır. 15. Yüzyıl’ın ikinci yarısında Kuzey Avrupa’yı etkisi altına alan Rönesans süreci, Erasmus’un Augustin Manastırına girdiği yıllara denk gelir. O dönem antik Yunan felsefesini ve klasiklerini öğrenmek için tek yerdi. Burada rahip olan Erasmus geleneksel anlamda bir etkinlik göstermez. Kilise çevresini ve din adamlarını pek sevmemiştir. Kilise öğretileriyle çelişkiye girer. Dini makamlardan izin alarak cüppe giymez. Bilim ve düşünceye izin vermeyen skolastik düşünce öğretisini eleştirmeye başlar.

25 yaşına geldiğinde Latince ve Yunanca öğrenmeye başlar. 29 yaşına geldiğinde bir piskopos tarafından Fransa’ya gönderilir. Erasmus 1495’te Paris’te Montagu Kolejinde 1 yıl teoloji eğitimi alır.Daha sonra İngiltere’ye gider burada Yunanca ve teoloji dersleri verir. İtalya, İsviçre, Hollanda seyahatları sırasında etkili yazılar yazar. İngiltere ziyaretinde John Colet ve ileride en kadim dostu olacak „Ütopya“ yazarı Thomas More ile tanışır. Burada kendisini daha da özgür hisseder; söylemleri hızla yayılır ve insanlar üzerinde büyük bir etki bırakır. Aynı zamanda çevirileriyle antik çağ düşüncesinin Avrupa’ya yayılmasında büyük bir rol oynar.

Dönemi açısında kiliseleri karşısına alma cesareti bulan Erasmus, 1509 yılında yazdığı “Deliliğe Övgü” kitabı ile büyük bir yankı uyandırmıştır. Kitapta sanat, edebiyat, bilim, savaş, politika ve bütün ilişkilerde her zaman deliliğin egemen olduğu açıklanır.

Deliliğe Övgü” adlı kitabı 1509 yılında İtalya’dan İngiltere’ye yaptığı yolculuk sırasında yazdı. Kitabı „Ütopya“ eserinin yazarı  ve dostu Thomas More‘a adadı.

Rotterdamlı Erasmus’tan dostu Thomas More’a

„Bir şeyler yapmaya karar verdiğimden, fakat ciddi bir eser meydana getirmek için uygun durumda bulunmadığımdan, deliliğe bir övgü yazarak neşelenmek istedim.
Belki, ‚Hangi Minerva bu garip fikri size ilham etti?‘ diyeceksiniz. İlk önce, sizi düşünürken, soyadınız Morus, bana Greklerin deliliğe verdikleri Moria adını hatıırlattı.

Fakat size, pek sağlam olmayan davalar bile ellerinde gayet iyi birer dava haline girecek kadar mükemmel bir avukat olan size, ne diye savunma araçları telkin edeyim? Hoşça kalınız, ey azizim Morus, şimdi artık sizin olan bu deliliği iyi savununuz!“ (Deliliğe Övgü, Önsöz)

DELİLİĞE ÖVGÜ KİTABI

Erasmus’da bu Ortaçağ döneminde kendisi de bir rahip olmasına rağmen kiliseleri eleştirmeye başlamasıyla öne çıkar. 16. Yüzyıl’ın başında özellikle kurumsallaşmış dine, özelde Katolik kilisesine karşı bir eleştirel sürece girer. Dinin baskıcı ve otoriter yaklaşımını asla kabul etmez. Erasmus yaşamı boyunca gereksiz dini ritüellere karşı çıkmış ve öğrenmenin önemine ve insanı oluşturan en önemli şeyin akıl olduğunu vurgulamıştır: “Şimdi, kesin olarak tamamen bizden, kimselerden mucizelere ve olağanüstü şeylere ait şu komik masalları dinleyen ve anlatanlardan söz etmek istiyorum. Gerçek hayatlara, ruhlara, cadılara cehennem yada bu tür olağanüstü şeylerin hepsine ait ve bütün şu inanılmaz hikayeleri, ne büyük zevk ve ne kadar istekle dinlerler! Anlatıcı akla yakın olmaktan ne kadar uzaklaşırsa, dinleyicilerini o derece etkileyeceğinden ve onların aç kulaklarını hoş bir tarzda gıdıklayacağından emindir. Bununla beraber, bütün bu şeylerin ancak söyleyen ve dinleyenlerincan sıkıntılarını gidermekten ibaret olacağı sanılmamalı; bunların daha derin bir faydası vardır: Rahiplerin ve keşişlerin tencereleri bunların sayesinde kaynar.” (Deliliğe Övgü, Erasmus)

O dönem Martin Lutter’in başlattığı reform hareketi Erasmus’u etkilemiştir fakat kiliseler içinde bölünmeye sebep olur diye, Erasmus tarafından desteklenmemiş, karşıda çıkmamıştır. Erasmus daha çok fikirsel bir mücadele tercih ederken savaşları sert bir dille eleştirir. Erasmus şiddet yoluyla reformlar yerine, uzlaşma ve barış taraftarı olduğunu, savaşın ise herkese zarar vereceğini düşünür: “Neden çıktığı çoğu zaman unutulmuş, birbiriyle çarpışan iki taraf için yararlı olmaktan ziyade zararlı olan kavgalara girişmekten daha delice ne vardır? (Deliliğe Övgü)