Avrupa, ülkücü dernekleri neden yasaklıyor?

YÜCEL ÖZDEMİR

Avusturya ve Fransa’dan sonra Almanya da MHP’nin Avrupa’daki uzantısı durumundaki ülkücü dernekleri yasaklamak için önceki gün önemli bir adım attı. Federal Parlamentoda yapılan tartışmalar sırasında bütün partiler “bozkurtçu, milliyetçi-ülkücü” derneklerin yasaklanması çağrısı yaptı. Dört partinin sunduğu önerge kabul edildi. Bu adımdan sonra top hükümette. Yani Federal İçişleri Bakanlığında.

Böylece Alman polisi bir gece ansızın bozkurtçu olarak mimlediği derneklere baskınlar düzenleyip, suç aletlerine el koyabilir. Türkiye’de Mecliste bulunan, hatta hükümet ortağı olan bir partinin doğrudan uzantılarının Avrupa’da yasaklanmaya başlanması, kim ne derse desin, sıradan bir gelişme değil.

Bu gelişmenin bir yanı Erdoğan’a mesaj içeriyor. Örneğin, Bild gazetesi birkaç gün önce “Erdoğan’ın arkadaşlarının dernekleri yasaklanıyor” başlığını atmıştı. “Arkadaşlıktan” MHP kastediliyor.

“Arkadaşları”nın yönettiği dernekler yasaklandığına göre sıra, doğrudan Erdoğan tarafından yönetilen UID, DİTİB gibi derneklere de gelebilir. Dolayısıyla bozkurtçu derneklerin yasaklanması sadece bir başlangıç olarak görülebilir.

Diğer yanını ise bu derneklerin Avrupa içinde potansiyel tehlike hale gelmesi oluşturuyor. Özellikle Türkiye kökenli muhalif kesimlere yönelik bu grupların saldırılar düzenleyebileceği, geçtiğimiz yaz aylarında Viyana’da, kısa bir süre önce de Paris’te görülmüştü. Viyana’da Kürtlere ve Türkiye kökenli sosyalistlere, Paris’te ise Ermenilere yönelik sopalı saldırılar düzenlenmişti.

Türkiye’de rejimin muhaliflere yönelik izlediği baskı politikası bu örgütler eliyle Avrupa’ya taşınmış durumda. Özellikle Türkiye kökenli aydınlar, siyasetçiler ve akademisyenlere karşı pek çok kez tehdit içerikli açıklamalar yapıldı, mesajlar gönderildi. Bu nedenledir ki; Federal Parlamento üyesi Türkiye kökenli politikacılar Sevim Dağdelen ve Cem Özdemir uzunca bir süredir polis koruması altında.

Yasak kararı Türkiye’deki baskı ve sindirme politikalarının Almanya’ya taşınmasına karşı, gecikmiş olsa da anlamlı bir adım. Ancak yasağın tek başına sonuç getirmeyeceği de biliniyor. Önemli olan, özellikle Almanya’da doğup büyüyen, Türkçe dahi konuşmakta zorlanan üçüncü ve dördüncü kuşaktan gençlerin neden bu örgütlerin peşinde gittiği sorusuna yanıt bulmaktır.

Öte yandan önceki gün parlamentoda söz alan hükümet partilerinin sözcüleri, Türk aşırı sağcı örgütlerin yasaklanmasını isterken, Alman aşırı sağcılar söz konusu olduğunda aynı tutumu sergilemediler. Özellikle Hristiyan Demokratların, ırkçı NPD’nin yasaklanmasına pek sıcak bakmadığı biliniyor.

Madem ırkçılık sadece bir millete özgün durum değil, o zaman bütün milletlerden ırkçı örgütlerin yasaklanması Almanya’nın başlıca görevi olmalı. Dahası, işe Alman ırkçı örgüt ve partileri yasaklayarak başlaması çok daha yerinde olacaktı. Bu yapılmadığı için Türk milliyetçileri karardan bir mağduriyet çıkararak, daha fazla güç toplamanın yollarına başvuracaklar.

Ne oldukları yıllardır bilinen bozkurtçuların yasaklanması elbette sadece yukarıda ifade ettiğimiz nedenlerle sınırlı değil. Denilebilir ki, asıl neden bu grupların göç gerçeğine aykırı davranarak, Almanya’nın parçası olmayı reddederek, Türk devletinin uzaktan kumanda ettiği uydusu gibi hareket etmekte ısrar etmeleridir.

Türkiye’den göçün üzerinden yaklaşık 60 yıl geçtiği halde bu gruplar Alman halkıyla birlikte yaşamayı reddederek, paralel gettolar şeklinde yaşamakta ısrar ediyorlar. Herhangi bir konuda Avrupa devletleri üzerinde baskı kurmayı planlayan Türk devleti, öncelikle bu kesimleri harekete geçiriyor. Bu kimi zaman gösteri ve yürüyüş düzenleme, kimi zaman da istihbarat toplama şeklinde olabiliyor.

Hukuksal açıdan yaşadıkları ülkelerin vatandaşları olan ve önemli mevkilere gelen, ancak siyasi açıdan Türk devletinin görevlisi gibi davranan bu kesimler gelinen aşamada “potansiyel tehlike” olarak görülüyor.

Yasak kararıyla birlikte belki mevcut bozkurtçu dernekler belki basılıp yasaklanmayabilir. Ancak bununla asıl olarak bozkurtçularla bağlantı içinde olanların devlet aygıtı içinde yer alamayacağı meselesi yasal çerçeveye kavuşturulmuş bulunuyor. Dolayısıyla milliyetçi Türk çevreleriyle bağlantılı olanlar “güvenlik” gerekçesiyle kolayca işe alınamayabilir, belli bir göreve getirilemeyebilir. Benzer bir adım diğer uluslardan milliyetçi akımlar için de atılabilir.

Özetle, Almanya sadece yabancı milliyetçi faşist örgütleri değil, bütün ırkçı-faşist örgütlemeleri ve propagandaları yasaklamalıdır. Bu Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli işçi ve emekçilerin de çıkarınadır. Irkçı cinayetlerin engellenmesinin yolu da buradan geçiyor.

Almanya’ya göç eden Türkiye kökenli gençlerin, emekçilerin çıkarı, aynı kaderi paylaştıkları Alman emekçileriyle birleşerek her türden ayrımcılığa, haksızlığa karşı mücadele etmektir. Türk devletinin Almanya’daki kolu ya da Türkiye’deki partilerin emir eri gibi davranmak yarardan çok zarar veriyor. Bu nedenle meclisin bozkurtçular konusunda verdiği kararı, Almanya’da her türden gericiliğe karşı birlikte mücadele için bir şans olarak görmek gerekiyor.