Korona aşısı, kâr, patent ve göçmenlik hali

Foto: Pixabay

Almanya’dan dünyaya koronavirüs aşısı konusunda iki haftadır yayılan haberler milyonlarca insanı umutlandırdı. Zira birinci dalganın ardından başlayan ikinci dalgada sayılar katlanarak artıyor. Ve önümüzdeki kışın oldukça zor geçeceği şimdiden ifade ediliyor. Virüsün yayılmasını engellemek için siyaset cephesinde alınan önlemlerin ciddi bir sonuç vermediği artık biliniyor. Özellikle Almanya’da vaka sayısının ilk dalgaya göre çok daha fazla olmasının arkasında, hükümetin işyerlerini ve okulları kapatmaya yanaşmaması var.Siyaset cephesinde bir çözüm bulunmadığı bu dönemde, umut verici önemli bir adım bilim cephesinden geldi. Merkezi Mainz’de bulunan Biontech işetmesinin ABD’li ilaç tekeli Pfizer ile yaptığı işbirliği sonucu geliştirdiği ve yüzde 90 başarı şansı tanınan “BNT162B2” adı verilen aşının bulunması, bilim cephesinden önemli bir başarıyı ifade ediyor. En azından şimdiki veriler o yönde.

TÜRKİYE KÖKENLİ İKİ BİLİM İNSANININ BAŞARISI

Bu başarının altında yıllar önce Almanya’ya göç eden, Mainz’deki Biontech şirketinin yöneticileri Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci’nin imzasının olması, özellikle Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenleri gururlandırdı. Sonuçta hayat hikayeleri ve yaşadıkları, Türkiye kökenli göçmenlere pek de yabancı değil.

Sadece Almanya’daki Türkiye kökenliler değil, son birkaç gündür başka kesimler de Şahin ve Türeci ile bir şekilde kendilerini ilişkilendirme çabası içinde.

Türkiye kökenliler aşıyı “bizden birileri”, Türkler “bir Türk”, Aleviler “bir Alevi”, ırkçılara karşı Almanya’nın bir göç ülkesi olduğunu savunanlar “bir göçmen”, Almanlar “Alman bilim insanları” ya da “Alman firması” buldu diyor.

İskenderun’daki Uğur Şahin’in doğduğu ev bulunup, hemşerileriyle röportajlar yapıldı. Haklı olarak gurur duyduklarını söylediler.

Şahin’in Kölnlü hemşerileri de gururlu. Yerel Express gazetesi mezun olduğu Nippes semtindeki Erich Käster Lisesi’ndeki arkadaşlarını bularak konuşturdu. “Korona dâhisi bu okuldan çıktı” diye manşet attı. Babasının Ford fabrikasında işçilik yaptığını yazdı. Fabrikada örgütlü sendika da emekli babasının izini bulmaya çalışıyor.

AŞIDAN İLK ÖNCE KİMLER YARARLANACAK?

Koronavirüs aşısının bulunması, giriş kapısı Çin’in Vuhan kentinde olan, dünyanın dört bir kıtasını labirent gibi birleştiren tünelin ucundaki ışığın Almanya’nın Mainz kentinde olduğunu ifade ediyor. Bir yıldır dünyanın içinde düştüğü durumdan ötürü biraz daha umutsuzluğa düşen insanlığın yeniden ayağa kalkıp “daha adil ve güzel bir dünya kurmak mümkün” demesinin öneminin büyüdüğü bir dönemden geçiyoruz. Zira iyi ve yaşanılabilir bir dünya kurulmadığı takdirde yeniden benzer felaketlerin yaşanması güçlü bir olaıslık.

Son birkaç gündür Alman ve dünya basınında yer alan haber ve yorumlara bakılırsa herkesin tünelden çıkışı aynı zamanda olmayacak. Üstelik yüz binerce insanın tünelden çıkmadan hayatını kaybetmeye devam etmesi de söz konusu.

Denilebilir ki; aşıyı bulmak ne kadar önemliyse aşıyı kısa zamanda dünyanın dört bir yanına hızlı bir şekilde dağıtıp, acil ihtiyacı olanlara ulaştırmak da o kadar önemli. Eğer bu yapılamayacaksa, önemi ve anlamı ileri sürüldüğü kadar büyük olmayacak.

Bunun olabilmesi için ise koronavirüs aşısına aşırı kâr getiren, özellikle ilaç sanayisinde yeni sermaye birikimin önüne geçecek bir anlayışın, sistemin olması gerekiyor. Öncelik herkese kolay, hızlı ve ucuz şekilde aşıya ulaşma olanağı sağlanmalı.

Bugüne kadar yapılan açıklamalar ve röportajlara bakılırsa üretim asıl olarak Biontech ve ABD’li ortağı Pfizer tarafından gerçekleştirilecek. Bir aşı dozunun yaklaşık 20 dolardan satılacağı ifade ediliyor. En önemlisi de zengin ülkeler parayı basıp ilk üretimden ısmarlamaya başladılar. AB, iki gün önce 300 milyon aşı dozunu satın almak için anlaşma imzaladı. Bunun 100 milyonunun Almanya tarafından alınacağı ilan edildi. Yoksulların ve yoksul ülkelerin aşıya ulaşması birkaç yılı alabilir. Bu da aşı bulunduğu halde insanların koronavirüsten ölmeye devam edeceği anlamına geliyor.

HALKIN VERGİLERİYLE BULUNAN AŞI HALKA SATILACAK

Bunun asıl nedeni içinde yaşadığımız kapitalist sistemdeki aşırı kâr ve rekabet hırsı. Bilimsel gelişmelere kâr-zarar marjı üzerinden yaklaşıldığı için, sürekli “nasıl daha fazla kâr edilebilir” yaklaşımı esas alınıyor. Bu nedenle aşıyı bulan şirketlerin borsa değeri kısa sürede 20 milyar dolara ulaştı.

Halbuki; aşının patent hakkı sadece geliştirende değil, ortak bir anlaşmayla kâr marjının düşük tutularak, bütün ilaç fabrikaları tarafından üretilmesinin önünün açılması durumunda koronavirüsten ölenlerin sayısı hızlı şekilde düşürülebilir.

Bugün aşıyı bulan ve üretecek firmaların devletler tarafından halktan alınan vergilerle özel olarak desteklendikleri için bunun olması gerekiyor. Sınır Tanımayan Doktorlar tarafından yapılan açıklamaya göre altı aşı adayına 12 milyar dolar devlet yardımı yapıldı. Biontech/Pfizer Almanya ve ABD toplam 2,5 milyar dolar yardımda bulundu. Diğer aşı adayları AstraZeneca /Oxford University 1,7 milyar dolar, Johnson&Johnson/BiologicalE 1,5 milyar dolar, GlaxoSmithKline/Sanofi Pasteur 2,1 milyar dolar, Novavax /Serum Institute of India 2 milyar dolar ve Moderna/Lonza 2,48 milyar dolar yardım aldı. (aerzte-ohne-grenzen.de)

Görüldüğü gibi halktan alınan vergilerle geliştirilme çalışması yürütülen aşı ya da aşılar şimdi parayla halka satılıp aşırı kârlar elde edilmek isteniyor. Buna karşı yeni bir toplumsal bilinç ve harekete acil olarak ihtiyaç var.

ŞAHİN VE TÜRECİ’DEN BEKLENEN…

Bu nedenle bugün pek çok kesimin gurur kaynağı olan Şahin ve Türeci’den beklenen, herkesin en hızlı ve ucuz şekilde aşıya ulaşmasını sağlamalarıdır. Bunu yapmadıkları takdirde idealist bilim insanları olarak çıktıkları yola, bilime yabancılaşan, sermaye sahibi şirket menajeri olarak devam edecekler. Aşıyı dünyanın dört bir yanında insanların hayatının normalleşmesi için değil, daha çok sermaye birikimi için kullandıkları takdirde bilim insanı değil sermaye sahibi patronlar gibi davrandıkları anlamına gelecektir. O zaman da bugün kendileriyle duyulan gururların büyük bir bölümü boşa çıkacaktır. (YH)