Almanya’da dündem bugüne Türkiyeli göçmenlerin örgütlenmesi

Türk Federasyonu ve Ülkücüler ekseninde başlayan tartışma bir kez daha Almanya’daki Türkiye kökenli örgütlenmelerin neden ve nasıl kuruldukları üzerinde düşünmeyi gerektiriyor. Almanya’ya göçün 60. yılına girmeye hazırlandığımız bu süreçte geriye dönüp baktığımıza dini ve milli temelde kurulan örgütler varlık nedenlerini hiç değiştirmedi. Dini ve milli değerlerin korunması adına bir taraftan Türkiye kökenliler sömürülüp mağdur edilirken, diğer taraftan farklı uluslar ve inançlar arasında önyargılar pekiştiriliyor, paralel yaşam dayatılıyor.

YÜCEL ÖZDEMİR

Değişik kaynaklara göre Almanya’da ilk Türk derneği 1962’de “Köln ve Çevresi Türk İşçiler Derneği” adıyla kurulmuş. Türkiye ile Almanya arasında 31 Ekim 1961’de imzalanan İşgücü Anlaşması’ndan sonra hızlı bir şekilde Türkiyeli nufüs artmaya başlayınca, nerede ve nasıl ibadet yapacakları sorunu da ortaya çıkıyor. Marx Frisch’in dediği gibi, “İşgücü çağırdık ama insanlar gelmişti.”

Camiler, dernekler, cemaatler olmadığı için asıl ibadet yerleri “işçi haymlar” idi. Araştırmacı-gazeteci Metin Gür’ün Avrupa’da İslamcı Örgütler kitabında ilk mescidin 1967 yılında o zaman Köln Başkonsolosluğu’nda sosyal ataşe olarak görev yapan Sabri Sözeri tarafından Barborossa Caddesi’nde kurulduğu belirtiliyor. O dönem Köln Başkonsolosluğu da bu bölgede yer alıyordu. Hal böyle olunca Barborossa mescidi, hem ibadet hem de sosyal açıdan dini ve milli değerleri güçlü olanlar için çekim merkezi olur o yıllarda.

Bu ilk örgütlenmenin Köln’de olması da elbette tesadüf değil. Ford ve Deutz AG gibi büyük fabrikalarda kısa zamanda Türkiye’den binlerce işçi getirilmişti. 1965 yılında tarihi Dom Kilisesi’nde bir ilk olarak toplu bayram namazı bile kılınmıştı. İlk derneğin ve ilk mescidin kurulduğu Köln geçmişten bugüne Almanya’daki Türkiye kökenli örgütlerin adeta “başkentliğini” yapıyor. Halen de pek çok çatı kuruluşunun merkezi Köln’de.

DİNCİ VE MİLLİYETÇİ ÖRGÜTLENMELER

İlk gelen işçiler dini ve milli değerlerinin yanı sıra, doğal olarak Türkiye’de iken etkisi altında oldukları partileri, cemaatleri, siyasi görüşleri de beraberinde Almanya’ya getirdiler. Bu nedenle Barbarossa mescidi cemaat ve siyasi akımların cirit attığı yer haline gelmişti. Metin Gür’ün aktardığına göre, mescitte asıl olarak Milli Görüş ve Süleymancılar (Bugünkü adı İslam Kültür Merkezleri) hakimdi. Bir süre sonra tartışmalar alevlenip ve bölünmeler yaşandı. Daha sonra Milli Görüş’ten ayrılarak şeriatçı Anadolu Federe İslam Cumhuriyeti’ni kuran Cemalettin Kaplan da bu mescidin imamlarındandı. 

Bu tarihten sonra dini ve milli duyguları sömürme temelinde çalışmalar yapanlar kendilerine ayrı dernekler kurmaya başladılar. İlk olarak 1973’de İslam Kültür Merkezleri çatı örgütlenmesi kuruldu. ‚Erbakancılar‘ olarak bilinen Milli Görüşçüler ise önce yerel dernekler şeklinde örgütlendiler, sonra çatı örgütü olan Avrupa Milli Görüş Teşkilatı’nı (AMGT) kurdular (1976). MHP’nin uzantısı Türk Federasyonu ise 1978’de kuruldu. Almanları “gavur” olarak tanımlandığı bu ilk yıllardan itibaren Hristiyan dini ve kültüründen korunma adına yaşanılan ülkeye entegrasyon reddedilirken, Türkiye’deki gelişmelere paralel olarak sola ve sosyalizme düşmanlık da temel politikalarıydı.

1980 askeri darbesine kadar asıl olarak bu örgütler üzerinden Türkiye kökenli göçmenleri kontrol altında tutmanın gayreti içinde olan Türk devleti, darbeden sonra cemaatleri bir yana bırakarak bir “devlet cemaati” olan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ni (DİTİB) kurdu (1984).  Türk Federasyonu’ndan ayrılanların başını çektiği Avrupa Türk İslam Birliği (ATİB) de 1987’de kuruldu.

Başkaca da küçük dernek, cemaat olmakla birlikte bugün Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenleri dini ve milli temelde bir arada tutmaya çalışan akımların bu beş örgütten ibaret olduğu söylenebilir. Geçmişte ve bugün aralarında pek çok çıkar çatışması olmakla birlikte, Alman hükümeti bunları muhatap haline getirmek için “Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi (KRM)” çatısı altında bir araya getirdi. Kamu okullarında İslam din dersinin okutulması başta olmak üzere İslam’la ilgili konularda bu kurum muhatap alınıyor ve bu örgütler aynı zamanda “Alman İslam Konferansı”nın üyesi. Değişik projeler altında devlet tarafından maddi yardımlar da veriliyor.

Aralarındaki siyasi çıkar farklılıklarına rağmen hepsinin birleştiği ana nokta ise Türkiye kökenlileri dini ve milli değerler üzerinden bir arada tutarak, Alman toplumundan kopuk paralel yaşamalarını sağlamak. Bu politika özünde Alman devletini de çok rahatsız etmediği için bunlarla mücadele yerine muhatap almayı tercih ediyor.

SOLDAN MİLLİ VE DİNİ DEĞERLERİ KORUMA ÖRGÜTLERİ

Sadece bu kurumlar değil, ‚laik-demokratik‘ kesimde bulunan pek çok derneğin de asıl varlık nedeni yine “değerlerin korunması” üzerinden sürdürülüyor. 1996 yılında Hamburg’da kurulan, Alman ve Türk devletlerinin desteğiyle Prof. Hakkı Keskin’in başını çektiği Almanya Türk Toplumu (ATT) aynı eksende yer alıyordu. Bugün özellikle Alman devleti tarafından muhatap kabul edilen sayılı örgütler arasında yer alan ATT, bir taraftan göç gerçeğini kabul ederken diğer taraftan Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin Türk olarak kalmaları için azınlık hakları talep ediyor. Bu nedenle milli değerlerin korunması, ayrı bir grup olarak görülmesini istiyor. Keza, 1989’da kurulan ve devlet nezdinde muhatap görülen Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) da asıl varlık nedeni Almanya’ya göç eden Alevilerin Alevi olarak kalmaları ve yaşamalarını sağlamak. Faaliyetlerinin asıl hedefi de bunu içeriyor. Bu çerçevede Almanya’nın birçok eyaleti AABF ile anlaşma imzalayarak Alevilik derslerinin okutulması yetkisini verdi. Toplamda bakıldığında AABF de diğer cemaatler gibi hitap ettiği kitleyi dini/inanç değerler üzerinde bir arada tutmanın mücadelesini veriyor.

Benzer bir durum 1970’li ve 1980’li yılların başından itibaren Almanya’da kurulan Türkiyeli Kürt örgütlenmeleri için de söylenebilir. Türkiye’de Kürt halkının verdiği mücadeleye destek ve Almanya’da Kürt olarak kalmak temel politika olarak belirlendi ve bugün halen de devam ediyor. Ve asıl olarak ‚diaspora anlayışı‘ egemen. Hal böyle olunca yaşanılan ülkedeki gelişmelere bakış, müdahale ve katılımda ‚anayurttaki mücadeleye yapacağı katkı asıl kriter‘ olarak görülegeldi. Keza Kürt kimliğinin korunup geliştirilmesi de öncelikler arasında. 

BİRLİKTE YAŞAM NASIL MÜMKÜN OLACAK?

Örgütler cephesinde yaşanılanlara bakıldığında, ‚birlikte yaşam‘, ‚içinde yaşadığı toplumun parçası olma‘ konusunda genel olarak Türkiye kökenli göçmenlerin örgütlerin ilerisinde olduğu söylenebilir. Zira bugün hayatın pek çok alanında örgütsüz-doğal şekilde birlikte yaşam devam ediyor.

Nitekim asıl ihtiyaç olan ve göçmenlerin hayatını kolaylaştıracak olan da, ‚dini ve milli değerler‘ siyaseti değil, çalışma hayatından eğitime, politikadan kültürel yaşama, yaşanılan ülkedeki emekçi halkla birleşme ve ortak ihtiyaçlar-talpler için birlikte geleceği inşa etme tutumudur. 

Herkesin kendi dinini ve milli kimliğini güçlü bir şekilde koruduğu ve güçlendirmeye çalıştığı bir ülkede, aynı zamanda birlikte yaşamdan, yeni bir gelecek kurmaktan söz etmek pek gerçekçi bir yaklaşım değildir. 

Şu aralar pek revaçta görülse de etnik kökene ve dinsel değerlere indirgenerek yürütülen kimlik siyaseti ve milliyetçilik, göç tarihi ilerledikçe silinip marjinalleşmeye mahkumdur. Göçün ve göçmen kökenlilerin geleceği, hayatın akışına ve gerçeğine uygun olarak sınıfsal ayrışma temelinde, tek bir sınıfsal-sosyal kimlik içinde bütünleşmek şeklinde olacaktır. 


EMEK DEĞERLERİ ÜZERİNDEN BİRLEŞME ÇABASI

Almanya’da emek ekseninde mücadele eden Türkiye kökenli örgütlenmelerin tarihi de dini örgütlenmelerin tarihi kadar eski. Sol-sosyalist örgütlerin ilk kurdukları ortak örgütlenme Almanya Türkiyeli Öğrenciler Federasyonu (ATÖF) olur. 1962’de kurulan örgüt 1977’de dağılır. 1965’ten itibaren TİP/TKP sempatizanları belli kentlerde bir araya gelmeye başlıyorlar. 1968 gençlik hareketi Almanya’daki Türkiye kökenli göçmen işçiler arasında da etkili olur. Özellikle üniversite okumak üzere Almanya’ya gelen gençlerin çoğu 68 dalgası içinde yer alır. SPD ve onun gençlik örgütü JUSO ile bağlantı kurarlar. CHP taraftarları SPD’ye yakınlık duyarken 1977’de Berlin’de Sosyal Demokrat Halk Dernekleri Federasyonu’nu (HDP) kurarlar. 

Daha sonra ATÖF’e bölünmeler olur. TKP/TİP çizgisinde olanlar ise 1977’de Federal Almanya İşçi Dernekleri Federasyonu (FİDEF) kurarlar. O dönem Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde (DAC) çok sayıda kadrosu bulunan FİDEF, Türkiye’deki siyasi gelişmelerin yanı sıra eşit haklar, Almanya’da emek mücadelesinin parçası olmak için sendikalar ve barış hareketiyle yakın ilişkiler kurar. Doğu Bloku’nun çökmesiyle FİDEF de dağılır. Toparlama yönünde kimi girişimler olsa da başarılı olunmaz. Bugün 1980’de kurulan ve emek cephesinde yer alan Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) dışındaki örgütlerin halen asıl ilgi alanları Türkiye’deki gelişmeler olduğu söylenebilir.