Faili meçhul ırkçı kundaklamalar mı?

Amadeu Antonio Vakfı’nın tuttuğu listeye göre 1990-2020 yılları arasında 213 kişi Almanya’da ırkçı şiddetin kurbanı olmuş. Bunların bir kısmı devletin resmi kayıtlarında yer almıyor. Bunların yanı sıra Amadeu Antonio Vakfı, 13 kişinin de ırkçı saldırılar sonucu öldürülmüş olabileceğini tahmin ediyor. Ancak geçen hafta içinde ortaya çıkan yeni bilgilere göre ırkçı saldırılar sonucunda öldürülenlerin bunlarla sınırlı olamayacağı görülüyor. Bugüne kadar gerçekleşen pek çok kundaklamanın arkasında da ırkçıların olabileceği şüphesi güçleniyor.

Bu konuda dikkat çeken üç büyük olay söz konusu. Bunlardan ilki Bavyera eyaletinde bulunan Kempten’de bundan tam 30 yıl önce 17 Kasım 1990’da Türkiye kökenli bir ailenin evinin kundaklanması. 5 yaşındaki bir çocuğun öldüğü, iki kardeşinin yaralandığı yangının ırkçı saldırı sonucu çıkmış olabileceği konusunda yeni deliller ortaya çıkmaya başladı. „Zeit Online“ ve „Tagesspiegel“ gazetelerinin haberine göre, 17 Kasım 1990’da çıkan yangına ilişkin dosyaların talep edilmesi üzerine dosyaları karıştıran bir savcı, olayın bir kundaklama olduğunu gösteren Neonazilerin yazdığı bir itiraf mektubu buldu. Gamalı haç işaretinin yer aldığı ve “Anti Kanaken Front Kempten” imzasını taşıyan mektupta, “Çok başarılı olan saldırının sadece bir başlangıç olduğu, Kempten’in Alman olmayan tüm yaratıklardan temizlenene kadar dinlenmeyecekleri‘ ifadelerin yer aldığı kaydedildi. Mektupta ayrıca, ‚Kempten eşcinsel, solcu, yabancı ve diğer domuzlar tarafından rahatsız edilmeyen ilk şehir olacak‘ ifadelerinin bulunduğu belirtildi. 

Bunun üzerine Münih Savcılığı, dosyayı yeniden açarak soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında ırkçıların itiraflarının yer aldığı mektubun polis tarafından görmezden geldiği belirlendi. Yangının ardından başlatılan soruşturma, olaydan 1.5 yıl sonra kapatılmış ve ’sebebi belli olmayan yangın‘ olarak kayıtlara geçirilmişti. Yangından önce kriminal polis, olayın Türkiye kökenliler arasında yaşanan tartışma sonucunda çıkmış olabileceğini de ileri sürmüştü.

DUISBURG’DA IRKÇI SALDIRI ŞÜPHESİ GÜÇLÜ

Kempten’dekine benzer bir olay yıllardır Duisburg’da tartışılıyor. 1984 yılında 26 Ağustos’u 27 Ağustos’a bağlayan gece çoğunlukla Türkiye kökenlilerin yaşadığı bir bina kundaklanmış, 7 kişi hayatını kaybederken, 23 kişi de yaralanmıştı. Ölenlerin çoğu en üst katta oturan Satır ailesinden olmuştu. Ancak olayın ırkçı bir saldırı olmadığı açıklanıp, üstü kapatılmıştı. Ne var ki, 1993 yılında Duisburg-Hamborn’de sığınmacılar yurdunu kundaklayan Evelin D. adındaki ırkçı, 1984’deki saldırının da kendisi tarafından yapıldığını söylemişti. Ancak bu pek inandırıcı bulunmamıştı. Psikolojik tedaviye gönderilen Evelin D. 2010 yılında ölmüştü. Eldeki bilgiler ve veriler Duisburg’da 7 insanın hayatını kaybetmesine yol açan yangının ırkçı bir saldırı olabileceğini gösterirken, güvenlik birimleri ve savcılıklar iddiaları ciddi bulup değerlendirmeye almıyor. Duisburglu antifaşist güçler ise iki yıldır olayın bir ırkçı saldırı olarak tanınması için mücadele ediyor.

LUDWİGSHAFEN’DEKİ YANGIN DA KUŞKULU

Benzer bir yangın da 3 Şubat 2008’de Ludwigshafen’de meydana gelmişti. 9 Türkiye kökenli yangında hayatını kaybetmiş, 60 kişi de yaralanmıştı. Yangının ırkçı bir saldırı sonucu çıkıp çıkmadığı epey tartışılmıştı. Sonunda soruşturmayı yürüten Frankenthal Başsavcısı, yangının büyük bir olasılıkla „ihmal“ nedeniyle çıktığını söyledi. Başsavcı, olayın ırkçı bir saldırı ya da teknik arızadan kaynaklanma ihtimalinin ise yok denecek kadar az olduğunu kaydetti. Kesin ifadelerden kaçınılması aynı zamanda ırkçı bir saldırı olabileceği ihtimaline de kapı kapatılmıyor. Zira, Ludwishafen’de yangının olduğu dönemde adeta her gün bir Türkiye kökenlinin evi şüpheli bir şekilde kundaklanıyordu. Hatta bir ara NSU adlı terör örgütünün de Ludwigshafen’deki kundaklamayı yapmış olabileceği ileri sürülmüştü.

Kempten’de ortaya çıkan yeni bilgiler aslında benzer şekilde şüpheli yangın ve kundaklamaların bir kez daha masaya yatırılması gerektiğini gösteriyor. Şüpheli olanların arkasında Neonazilerin çıkması durumunda ırkçı tehlikenin tahmin edilenden de büyük olduğu anlamına gelecektir. Irkçı saldırıların güvenlik birimleri tarafından gizlenmesi halinde tehlikenin boyutları da kuşkusuz ürkütücü olacaktır. (YH)

%d Bloggern gefällt das: