Kriz zamanlarında korkuların üzerimizdeki etkileri

Korku son derece insani bir duygudur. Özgürlüğümüzün bir ifadesidir ve hatta bizi performansımızın zirvesine taşıyabilir. Ama kontrolden çıktığında bizi felç ve kör eder. Peki, özellikle içinde yaşadığımız gibi kriz dönemlerinde korkularımızla nasıl başa çıkabiliriz?

Bulaşma riski, işsizlik, yalnızlık – korona kışının başlangıcında korkmak için birçok nedenimiz vardır. Ve bize maske taktırdığı, mesafemizi koruduğu, kendimizi ve başkalarını koruduğu sürece virüsten daha az korkmamız gerektiği tavsiye ediliyor. Ancak korku kalıcı bir rahatsızlık haline geldiğinde, bizi felç ettiğinde veya aklımızı başımızdan aldığında, bu bir sorundur. Öyleyse, hem birey olarak hem de toplum olarak korkularımızla başa çıkmanın sağlıklı bir yolunu nasıl bulabiliriz?

ENDİŞE ÖZGÜRLÜKLE BAĞLANTILIDIR

Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard, „Özgürlük umudu endişeyle ilan edilir“ der. Erfurtlu filozof Bärbel Frischmann, bu varoluşsal felsefe perspektifinden yararlanarak: Endişe ve özgürlük ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır, endişe insan olmanın temel bir parçasıdır. Çünkü endişe, önümüzde başka daha güzel bir geleceğimiz olduğunu, insan olarak şekillendirilebilir olduğumuzu, hayatımızı şekillendirdiğimizi ifade eder. Endişenin bu „varoluşsal“ boyutuna ek olarak, Frischmann endişe ve korku arasında ayrım yapar. Endişeler, “belirsizliğin psikolojik, refleks olarak işlenmesi, başıma zor bir şey gelebileceği beklentisiyle ilgilidir. Öte yandan korku, fiziksel olarak örneğin kaçarak veya kavga ederek tepki verdiğimiz çok özel tehlikelere yöneliktir. Göttingenli psikiyatrist ve endişe araştırmacısı Borwin Bandelow, onu filogenetik terimlerle düşünme sistemimizin en eski parçası olan „endişe beyni“ içinde bulur. Tehlikeli durumlarda öne çıkar ve ideal olarak en yüksek fiziksel performansı elde etmemizi sağlar.

KİTLESEL HİSTERİ AKLI DURDURUR

Prensipte, korkunun doğru orantılısı olumlu bir şeydir, hem Frischmann hem de Bandelow bu konuda hemfikirdir. Ne yazık ki, bir kriter olarak her zaman güvenilir bir şekilde işlemez, kasıtlı olarak hareket etme yeteneğimizi, özgür karar alma gücümüzü de zayıflatabilir. Korku her zaman gerçek risklerle orantılı değildir: Bazen, Frischmann’ın da vurguladığı gibi, „ortada birşey yokken“ bir tehlike olduğuna inanmamıza bile yol açar. Bu durum sadece bir bireyde değil, aynı zamanda toplumsal düzeyde de gerçekleşir: Haklı temellere dayanan korkular, bir yandan, iklim değişikliği konusunda olduğu üzere, “çok üretken anlamda tehlikeler için riskler konusunda farkındalık” sağlayabilir.

KORKU MANİPÜLASYONU

Frischmann, „Toplumlarda bu korkulardan fazlasıyla var ve bunlardan bazıları manipülatif olarak körüklenebilir“ diyor. „Erken modern dönemdeki cadı avlarını düşünün; sosyal histerinin, belirli ihtiyaçlara veya belirli ideolojik koşullara tepki göstermesi, şeklinde ortaya çıktı, çünkü belirli olaylar için günah keçisi kullanılması gerekiyordu.“

Bandelow’un bu tür mantıksız korkulara gösterdiği bir örnek olan salgının başlangıcında olduğu gibi tuvalet kağıdının istiflenmesi zararsız görünebilir. Alman halkının önemli bir kısmının aşı olmak istememesi halinde ise bunun daha ciddi sonuçları olacaktır. Bandelow, „Aşı korkusu yayılırsa en az iki veya üç yıl daha Korona’ya sahip olurduk.“ diyor. Korku araştırmacısı, bunun sürü bağışıklığı oluşmadan önce Almanya’da 160 bin’den fazla korona ölümüne yol açabileceğini tahmin ediyor. Ayrıca komplo teorilerindeki mantıksız korkuları da örneğin „chemtrails“ veya „5G“ de korkunun ruhu kemirdiğini gösteriyor.

PERSPEKTİF VE DOĞRU TUTUM

Ekonomik kriz veya iklim krizi gibi toplumsal düzeyde korkular söz konusu olduğunda, asıl mesele perspektifleri birlikte geliştirmek olmalı: „Birbirimizle konuşmalı ve olasılıkları, çözüm yollarını keşfetmeliyiz.“

Ayrıca, Bandelow‘ „Korona çölünde bile her çölü atlatabileceğimiz dört devemiz var. Bunlar „korku“, „sağlıklı kadercilik“, „tedbirlerimizi alarak sabır“ ve „mizah“. Çünkü korona ile ilgili yaptığımız mizah korkumuzun ciddi olduğunun göstergesi kadar korkumuzu yenmek için etkili bir ilaç bulduğumuzun göstergesidir.“ diyor.

Deutschlandfunk’tan çeviren: Semra Çelik

(Foto: Pixabay)