Türkiye dosyası kabarık, yaptırım masada

Foto: Pixabay

Yücel ÖZDEMİR
Köln

AB dönem başkanlığını devralan Almanya’nın öncülüğünde son AB zirvesi bu perşembe başlıyor.

İki gün sürecek AB zirvesinde Türkiye ile ilişkiler Akdeniz’deki gelişmelere bağlı olarak masaya yatırılacak. AB başkanı olarak Almanya, bugüne kadar Türkiye’ye karşı sert yaptırım önerilerini yumuşatmıştı. Ancak, zirveden öncesine göze daha sert yaptırımların çıkması bekleniyor. Pazartesi günü yapılan AB dışişleri bakanları toplantısından sonra Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesinde yer alan haberde, AB dışişleri toplantısı sonrasında Türkiye’ye yaptırımları engellemenin Alman hükümeti için zorlaştığına dikkat çekildi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, toplantı sonrasında Türkiye’nin tutumunda “temelden bir değişiklik” gözlemlenmediğini belirterek “Aksine pek çok açıdan durum kötüleşti” diye konuşmuştu.

Doğu Akdeniz ve Ege’de Yunanistan ve Kıbrıs ile yaşanan gerilimi yatıştırmak için ara bulucu rolü üstlenen Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas da Almanya’nın uzlaşı için elinden gelen her şeyi yaptığını ama bu girişimlerin başarıya ulaşamadığını belirtti. Maas, “Maalesef Türk tarafından sürekli provokasyonlar geldi. Şimdi kararı AB zirvesinde liderler verecek” dedi.

İNGİLTERE İLE PAZARLIKLARDA UZLAŞMA SAĞLANAMADI

Yürüttüğü dönem sözcülüğü boyunca ekonomik gücünü arkasına alan Almanya’nın AB’nin sorunlarını azaltma, birlik ruhunu pekiştirme, çatlaklıkları giderme gibi hedeflerine ulaşamadığı görülüyor. Almanya dönem başkanlığını daha fazla birikmiş sorunlarla ocak’ta Portekiz’e devredecek. AB’in süregelen sorunlarına İngiltere ile kesin ayrılık süreci, Macaristan ve Polonya’nın AB bütçesine koyduğu veto eklenmiş bulunuyor.

Pazartesi günü tamamlanıp AB zirvesinde getirilmesi planlanan İngiltere ile serbest ticaret anlaşması, tarafların geri adım atmaması nedeniyle bitirilemedi.

1 Şubat 2021 tarihinden itibaren, İngiltere’nin AB’den her açıdan ayrılığını öngören geçiş süreci tamamlanacağı için, ekonomik ve siyasi ilişkilerinin yeni bir anlaşmayla düzenlenmesi gerekiyor.

Bugüne kadar taraflar arasında ciddi bir pazarlığın yaşandığı görülüyor. Her iki taraf da gelecekte avantajlar elde etmenin peşinde. Mal ve hizmetlerin serbest dolaşımını öngören anlaşmada üzerine uzlaşma sağlanamayan maddelerin başında devletlerin şirketlere yapacağı sübvansiyonların düzenlenmesi geliyor. AB içinde daha önce düzenlenen bu prensibin İngiltere ile yeni dönemde nasıl devam edeceği hâlâ belirsiz. İngiltere’nin şirketlere yapacağı sübvansiyonlarla, AB malları karşısında avantaj elde edip, daha ucuza piyasaya mal sürerek rekabet gücünü artırması engellenmek isteniyor. Bir diğer önemli tartışma konusu ise İngiltere kara sularında balıkçılık avlanması. Özellikle Fransa avlanmanın sürmesini istiyor. Aksi halde Fransa’daki balıkçılık sektörünün büyük darbe alacağı dile getiriliyor. İngiltere ise uygulamayı yeniden düzenlemek istiyor. Henüz bir uzlaşma sağlanabilmiş değil.

Bir diğer önemli tartışma konusu ise serbest ticareti düzenleyecek anlaşmanın ihlali durumunda verilecek cezaların nasıl olacağı. Bu konuda da taraflar arasında pazarlıklardan bir sonuç alınamadı. Önümüzdeki günlerde İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un Brüksel’e gelerek görüşmelere doğrudan katılarak devam etmesi bekleniyor. Gelişmeler, tarafların birbirine karşı üstünlük sağlamak için epey çabaladığını gösteriyor. Bir uzlaşmanın sağlanmaması durumunda ise 1 Şubat’ta AB-İngiltere arasında gümrük vergilerinin devreye girmesi, gümrük kapılarının yeniden devreye girmesi anlamına geliyor.

İngiltere ile AB arasında ayrılık anlaşması 24 Ocak 2020’de, 1 Şubat 2020’den geçerli olmak üzere imzalanmıştı. Anlaşmada, bir yıllık geçiş sürecinin sonunda serbest ticaret anlaşmasının devreye konulması kararlaştırılmıştı. Anlaşmanın en geç 31 Aralık 2020’de imzalanması da alınan kararlar arasındaydı. Bu nedenle zaman daraldıkça hem AB hem de İngiltere üzerinde baskı artıyor. Dönem başkanı olarak Almanya’nın süreci hızlandırmak için attığı adımlar da sonuç getirmemişti.

POLONYA VE MACARİSTAN’IN VETOSU KALDIRILABİLECEK Mİ?

Almanya’nın Portekiz’e devredeceği bir diğer önemli sorun ise Polonya ve Macaristan’da artan insan hakları ihlalleri ve bu ülkelerin eleştirilere karşı AB bütçesine koymuş oldukları veto. AB tarafından yıllardır verilen tavizler sonucunda temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği Polonya ve Macaristan, gelen uyarı ve yaptırımların önüne geçmek için AB bütçesini veto ederek birlik içinde yeni bir çatlağın oluşmasına yol açtılar. AB tarafından verilecek yardımların hukuk devleti prensiplerine bağlanması şartına karşı çıkan Polonya ve Macaristan’daki otoriter hükümetler, bu konuda gelen eleştiriler karşısında geri adım atma niyetinde değil.

Perşembe günü başlayacak AB zirvesinin en önemli konularından birisi olması beklenen Polonya ve Macaristan’ın vetosunun kaldırılması için hangi alanlarda taviz verileceği merakla bekleniyor. Zirve öncesinde Almanya’da yayımlanan Haldelsblatt gazetesine bir makale yazan Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, daha önce Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi tarafından karar altına alınan ekonomik yardımların hukuk devleti prensiplerine uyma şatını bağlanmasını reddetmeye devam etti. Polonya Meclis Başkanı Tomasz Grodzki ise zirve öncesinde hükümeti veto konusunda uyardı ve Polonya’nın AB’den gelecek maddi yardıma ihtiyacının olduğunu söyledi.

Polonya ve Macaristan, bu gerekçeyle AB’nin önümüzdeki yedi yıllık bütçe önerisini ve 750 milyar avroluk Korona Yardım Paketi’ni bloke etmişti. Dönem başkanı olarak Almanya Başbakanı Angela Merkel’in son ana kadar bir uzlaşmanın sağlanması için çabalayacağı belirtiliyor. Bir uzlaşmanın sağlanmaması durumunda Polonya ve Macaristan’ın başını çektiği gerici-otoriter ülkelerin AB’nin kararlarını daha fazla veto edeceği, dolayısıyla çatlağın büyümeye devam edeceği tahmin ediliyor. Vetoda ısrar edilmesi durumunda önümüzdeki dönemde AB içinde “veto hakkı” uygulamasının yeniden gözden geçirilebileceği de ifade edilenler arasında.

Daha önce, İngiltere işine gelmeyen kararları veto ederek, uygulamalardan muaf kalma politikası izliyordu. Anlaşılan o ki, İngiltere’nin ayrılması da AB içindeki çelişkileri bitirmemiş. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde ekonomik gelişmelere bağlı olarak özellikle Doğu Avrupa’daki üyelerle Batı Avrupa’daki üyeler arasındaki çelişkiler daha da derinleşecek gibi görünüyor.