Avrupa’nın ‚korona bilançosu‘

YÜCEL ÖZDEMİR

ek çok kaynağa göre, bir yıldır insanlığın başına bela olan koronavirüs ilk olarak 31 Aralık 2019’da Çin’in Vuhan kentinde görüldü. 11 Şubat 2020’de Dünya Sağlık Örgütü (WHO) virüse Kovid 19 adını verdi, bir ay sonra, 11 Mart’ta, bunun bulaşıcı pandemi olduğunu ilan etti.

Bir yıllık sürecin sonunda yaşadıklarımızın büyük bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu gösterdiğini söylersek çok da yanlış olmaz. Ancak bu felaketin ağır faturasının baş sorumlusunun virüsün yayılmasını bir türlü engelleyemeyen hükümetler olduğunu daha başında ifade etmemiz gerekiyor.

Virüs bir yıl önce Vuhan’da ortaya çıktığında piyasaya sürülen en yaygın senaryo, bunun Çin’in yükselişini durdurmak için laboratuvarda üretilip yayıldığı yönündeydi. Ne var ki, bir yılın sonunda iddianın boş bir senaryo olduğu, Çin’in değil batının (ABD ve AB) en çok etkilendiği görüldü. Dünkü verilere göre dünya genelinde bugüne kadar yaklaşık 74.5 milyon insan koronavirüse yakalandı, 1milyon 650 bin insan da yaşamını kaybetti.

En büyük kaybı, 17 Aralık itibariyle, 314 bin ölü ile ABD verdi. Onu 184 bin ile Brezilya, 144 bin ile Hindistan takip ediyor. AB genelinde bir hesap yaptığımızda ise, 17 Aralık itibariyle yaklaşık 4 milyon 500 bine yakın vaka, 320 bine yakın ölüm söz konusu. AB’de ölü sayısı bakımından İtalya (66 bin), vaka sayısı açısından ise Fransa (2.4 milyon) başı çekiyor.

Sadece ölüm sayıları üzerinden bir hesap yapıldığında bugüne kadar pek dikkat çekmeyen bir gerçek ortaya çıkıyor. O da AB’nin ölü sayısı bakımından dünya birincisi olmasıdır. Başka bir değişle son bir yıl içinde en fazla insan AB’de hayatını kaybetti.

AB adına, koronavirüse karşı kararlar alan, paketler hazırlayan liderler ve ülkeler bu gerçeği pek öne çıkarmıyorlar. Tek tek ülkelerdeki duruma değinerek gerçeği geçiştiriyorlar.

Sayılar ABD’den sonra dünya kapitalizminin kalbi sayılan AB’nin de koronavirüsle mücadelede sınıfta kaldığını açık olarak gösteriyor. Buna rağmen Almanya Başbakanı ve AB Dönem Başkanı Angela Merkel, önceki gün mecliste milletvekillerinin sorularını yanıtlarken, “Genel olarak doğru bir politika izledik” diyebiliyor. Merkel’in bu açıklamayı yaptığı gün Robert Koch Enstitüsü bir önceki gün tam 952 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Bu koronavirüsün ortaya çıkmasından bu yana Almanya’da bir günde gerçekleşen en fazla ölü sayısı.

Benzer bir durum diğer AB ülkeleri için de geçerli.

Dolayısıyla ortada AB genelinde iflas etmiş bir politika söz konusu. Bu kadar insanın hayatını kaybetmesinin asıl nedeni izlenen yanlış politikalar. Koronavirüs konusunda çok daha az bilginin olduğu bu yılın başında sert önlemlerle kapanma yoluna başvuran Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin hükümetleri, daha sonra peyderpey önlemleri sermayenin istediği şekilde yumuşatarak, hayatı normalleştirdiler. Sermaye örgütlerinin fabrikaların açılması, çalışma yaşamının normalleştirilmesi, üretimin devam etmesi yönündeki baskısı sonuç verdi. Binlerce ve on binlerce işçi aynı fabrikada çalıştırılırken sağlıkları hiçe sayıldı. Keza sendikaların bütün uyarılarına rağmen okullar açıldı.

Bunun sonucu olarak da sayılar aşamalı olarak bütün Avrupa ülkelerinde hızla artmaya başladı. Ve gelinen aşamada, İtalya ve Belçika’da bir yıl içinde ölenlerin sayısı İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en yüksek düzeye ulaştı.

Savaş yıllarından daha fazla insanın hayatını kaybetmesinin bir yanını sağlık hizmetlerinin yetersizliği oluştururken diğer yanını hükümetlerin sermayenin gösterdiği hedefler çerçevesinde ısrarla üretimi normalleştirmesi teşkil ediyor.

AB açısından koronavirüsten ölenlerin sınıfsal kökeni konusunda henüz elimizde ciddi bir veri olmamakla birlikte, bilgiler doğru bir şekilde tasnif edildiğinde, Avrupa’dan başlayarak dünyanın dört bir yanında asıl olarak emekçi sınıfların pandeminden ötürü öldüğü elbette bir gün açığa çıkacaktır. Böylece pandeminin “Sınıf farkı gözetmediği” iddiasının da safsata olduğu görülecektir.

Vaka ve ölü sayısının zirve yaptığı AB ülkeleri, şimdi yeniden kapanma kararları alarak, bir şeyler yapmaya çalıştıklarını halka göstermeye çalışıyorlar. Tam bir ikiyüzlülük örneği. Çünkü, Avrupa’da Noel ve yılbaşı döneminde okullar ve büyük işletmeler bu süreçte zaten genellikle kapalı. Şimdi yaptıkları sadece kapsamı biraz genişletip, aşı için zaman kazanmaktan başka bir şey değil.

Koronavirüsle mücadelede sınıfta kalan AB ülkeleri, bir yıl içinde Çin’e bakıp hareket etselerdi belki vaka ve ölü sayısı bu kadar yükselmeyebilirdi. Adı komünist kendisi kapitalist olan Çin’de dün itibariyle vaksa sayısı 86 bin, ölü sayısı ise 4 bin 634 idi. 1.4 milyar nüfusu olan bir ülkedeki vaka ve ölü sayısındaki düşüklük bazı doğru adımların atıldığını gösteriyor. Bunun başında uzun süreli sıkı kapanma ve yoğun testler geliyor. Sadece Vuhan’da 76 gün sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Şimdi ise eğlence partileriyle Avrupa basınına haber oluyor.

Bu durumdan sonuç çıkarma niyetinde olmayan AB ülkeleri, Çin’in başarısını götürüp “Otoriter rejimin varlığına” bağlıyorlar. Son bir yıldır AB ülkeleri de pek çok demokratik hak ve özgürlüğü rafa kaldırdıkları halde insan hayatını kurtarmayı başaramadılar.

Bütün bunlardan ötürü AB ülkelerinin pandemiyle mücadele politikaları önümüzdeki yıl çok daha fazla sorgulanacaktır.