Kimine can pazarı, kimine kar kapısı!

TONGUÇ KARAHAN

İkinci koronavirüs dalgasının kasıp kavurduğu dünyamızda bugünlerde bütün umudumuz aşının bir an evvel devreye girmesine bağlandı. Korona belasından korunmak, canımızı kurtarmak ve olabilirse ‚yeniden normalleşmek‘ için, kimi tereddütlerimize rağmen gözümüz aşılamanın bir an evvel devreye girmesinde. Adeta can pazarının yaşandığı böylesi bir dönemde, ellerini oğuşturarak, rakiplerini dirsekleyerek dört gözle bekleyen birileri daha var: İlaç tekelleri!

Korona salgınıyla hayatlarımızın altüst oluşu hepimizi huzursuz etti, yaşam tarzımızda köklü değişikliklere yol açtı, korkularımızı, gelecek endişemizi, iş güvencesizliğimizi, gelir kaybımızı arttırdı… Üstelik ucu da açık, belirsizlik sürüyor.

Her ülkede milyarlarca insan on milyonlarca emekçi bu haldeyken, sevinen, ellerini oğuşturanlar da var. Herşeyi ama herşeyi alınıp satılır bir mal olarak gören kapitalistler!

Şimdi de can korkumuzu, koronayı, gelecek umutlarımızı pazarlamaya, krizi fırsata çevirmeye çalışıyorlar.

Korona salgını öncesinde de durum farklı değildi; Sağlık hakkını eze eze yok eden sermaye zihniyetli politikalar, ‚hastalık, tedavi, ilaç, aşı‘ gibi kavramları, birer sanayiye, alınıp satılan ve fahiş karlar elde edilen bir ticarete dönüştürmüştü. Korona salgını ve korona aşısı ile bu insanlık dışı tablo, çok daha açık ve çarpıcı hale gelmiş oldu. Biz can derdindeyken, ilaç tekelleri muazzam bir yarışa koyularak, ortaya çıkan fırsatı nasıl kara dönüştürürüz hesabındalar: Hangi şirket aşıyı önce bulacak, kim daha çok satacak… kıyasıya bir rekabet kıyasıya bir hırs. Nasıl olmasın yüzbinlerle, milyonlarla değil yüz milyonlarla, milyarlarla ifade edilen bir pazar sözkonusu. Bizim düşündükçe endişemizin, onlarınsa hırs ve iştahlarının kabardığı koca bir pazar!

HASTALIĞIN KARA DÖNÜŞÜMÜ

Sağlık ve ilaç hepimizi ilgilendiren vazgeçilmez bir konu. Öyle ya her işin başı sağlık. Peki sağlığımızın başında kimler var? Kapitalist dünyanın geldiği nokta: Paran kadar sağlık. Paran kadar kaliteli, yeterli beslenir; paran kadar tedavi ve ilaç imkanı bulursun…

Bu derece vazgeçilmez ve hayati önem taşıyan sağlığımız ve ilaçlar, özellikle son yüzyılda devasa bir sanayi haline geldi. Kar oranı düşen, devrevi krizlerle bunalan, rekabet yüzünden daha azla yetinmek durumunda kalan bu yüzden de sürekli yeni kar alanları, yeni fırsatlar, yeni teknikler bulmak için fır dönen sermaye sahipleri için bulunmaz bir nimet, muazzam bir kar alanı haline geldi sağlığımız ve ilaçlar. Günümüz kapitalizmin en karlı sektörlerinden bir oldu sonuçta. Biz hastalıklarımıza çare ararken, ilaç şirketlerinin kasaları şiştikçe şişti. İşte bazı somut rakamlar:

Dünya ilaç sektörünün 2018 rakamlarıyla ulaştığı hacim 1 trilyon 200 milyar dolar oldu. Peki ilaç sanayine, sağlığımıza ve bu ilaç pazarına kim hükmediyor dersiniz?

İlaç pazarını denetim altında tutan ve kaymağını yiyen on ülke ve on ilaç tekeli var. Dünya ticaretinin toplamının yüzde ikisini kaplayan ve sürekli büyüme içinde olan ilaç sektörünün satıcı devleri ise 2019 yılı itibarıyla, Almanya (97 milyar dolar), İsviçre (81 milyar dolar), İrlanda (63 milyar dolar) ABD (54 milyar dolar), Belçika 52 milyar dolar, Hollanda (46 milyar dolar), Fransa 35 milyar dolar, İngiltere 32 milyar dolar, İtalya (30 milyar dolar), Çin (20 milyar dolar) oldu. İlaç alan ve satan farkı bakımından da Almanya liderliği elde tutuyor: 2018 itibariyle ilaç ticaretinden 38,8 milyar dolar ticaret fazlası elde etti. Ve toplam on ülke, alımları ve sayımlarıyla dünya ilaç pazarının yüzde 90’ını oluşturmakta.

İlk beş büyük ilaç tekeli ise şunlardan oluşuyor:

1. “Johnson & Johnson” (ABD, 2017 itibarıyla 76.4 milyar dolarlık gelire sahip)

2. “Pfizer” (ABD, 2019 itibarıyla yıllık geliri yaklaşık 50 milyar dolarlık gelire sahip )

3. “Novartis” (İsviçre, 2020 yılı itibarıyla yıllık 50 milyar dolara yakın gelire ve 125 bin dolayında çalışana sahip)

4. “Sinopharm Group” (Çin, yıllık 42 milyar dolara yakın gelire sahip)

5. “Hoffmann-La Roche” (İsviçre, yıllık yaklaşık 40 milyar dolara sahip)

ŞAHİN-TÜRECİ ÇİFTİ: KAHRAMAN MI KAPİTALİST Mİ?

Kimileri bir kahraman ilan etti ve Nobel’i çoktan hak ettiğini düşünüyor, kimileri Marie Curie ve eşine benzetiyor, kimleri de onun Türklüğü, Aleviliği, İskenderunlu oluşu ya da Almanlığından pay çıkararak gururlanıyor!

Elbette korona salgını gibi bir bela karşısında önemli bir iş çıkardıkları ortada. Ama bunu bilim ve insanlık adına yaptıklarını söylemek pek mümkün değil; çünkü onlar da yukarda milyar dolarların uçuştuğu ilaç endüstrisinin hatırı sayılar kapitalistlerinden.

Şimdilik 1500 çalışana ve piyasa değeri 20 milyar euro olan BioNTech şirketinin sahibi olan Uğur Şahin, Özlem Türeci’nin Almanya’nın en zengin 100 kişisi arasında ve dünya zenginleri listesine 456. sıradan dahil olmaları bilim aşkından öte başarılı bir ’sağlık kapitalisti‘ olmasına işaret ediyor.

Prof. Dr. Şahin’in babasının Ford’ta işçi olması da bu gerçeği değiştirmiyor. Ve sorun onların kişisel özelliklerinin ötesinde sağlığın ve ilacın bir meta olarak işlem gördüğü kapitalist çarkın bir parçaları olup olmadıkları.

Şahin ve Türeci çiftinin başarıları koronayla da başlamıyor. Biontech’i kurmadan önce ortağı oldukları şirketin adı da manidar: “Ganymed” (Bildiğimiz ganimet; savaş sonrası elde edilen pay!)

Bu şirketlerini 1,4 milyar euroya Japon bir firmaya satan çift, daha sonra Avusturyalı kanser ve bağışıklık uzamanı ‚meslektaşlarıyla‘ birlikte BionTech’i kuruyor ve karlarına kar katıyorlar.

Bazı gazetelere demeç veren Şahin, “bunu bir insani görev kabul ettiklerini ve ekiplerini toplayarak ‚artık işimiz bu virüsü yenmek” diyor. Ürettikleri yeni nesil olarak adlandırılan aşının önemli bir özelliği mRNA teknolojisi ile geleneksel yöntemlere göre daha hızlı ve daha fazla aşı üretilebilir olması. Nitekim yıl sonuna kadar 100 milyon dozdan fazla aşı üretmeyi planlayan Biontech’in, herkesin dört gözle aşı beklediği bir ortamda turnayı gözünden vurduğu anlaşılıyor.

“Kazanıyor ama insanlığı da kurtarıyor” diye düşünenler olabilir, ama sorun tam da burada yatıyor: Bilim, insanlığın değil, patentlerin, borsaların, muazzam tekel karlarının, özel mülkiyetin hakim olduğu kapitalist çarkın hizmetine sunuluyor. Bu Şahin ve Türeci çiftinin özel bir kusurunu değil elbette; ama dünyayı ve insanlığı zehirleyen bu onların ve şirketleri Biontech’in de bu sömürü ve kar sisteminin, tatlı karların uçuştuğu ilaç sanayinin bir parçası oldukları gerçeğini ortaya koyuyor.