Korona değil ihmal öldürüyor!

Foto: Pixabay

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya’da koronavirüs salgınına bağlı vaka ve ölüm sayıları üst düzeyde seyretmeye devam ediyor. 11 Aralık’ta bir günlük vaka sayısı 29 bin 875’e, ölü sayısı 598’e kadar çıktı. Böylece tam bir yıl önce ortaya çıkan koronavürüs nedeniyle Almanya’da toplam vaka sayısı 1 milyon 300 bin, ölü sayısı da 21 bini geçmiş oldu.

Sadece bu rakamlar bile Avrupa’nın ekonomik ve teknolojik açıdan en gelişkin ülkesi olan Almanya’da durumun ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koyuyor. Ekonomik gücü, alt yapısı, sağlık imkanları daha sınırlı olan ülkelerde ise durum daha da vahim. Peki Almanya neden ve nasıl bu hale geldi?

2020’nin yaz tatilinden önce vaka ve ölü sayısı bakımından görece dünyanın iyi ülkeleri arasında olan Almanya, gelinen yerde virüs karşısında kontrolü kaybetmiş görüntüsü veriyor. Başta sıkça eleştirilen “sürü bağışıklığı” tezi, Almanya’nın da fiili olarak devreye koyduğu bir plan haline geldi.

1. DALGA VE 2. DALGA FARKI

2. dalga olarak nitelenen yaz sonrası dönemde vaka ve ölüm sayılarının hızlı bir şekilde artmasının arkasında asıl olarak federal ve eyalet hükümetlerinin önlem almaması bulunuyor. Günlük vaka sayısı 5-6 bin arasında olduğu 1. dalga evresinde okulları ve işyerlerini kapatan, sokağa çıkmayı yasaklayan, sert tedbirleri hayata geçiren hükümetler, günlük vaka sayısının 25-30 bin civarına çıktığı 2. dalga evresinde gelişmeleri tam anlamıyla seyretti.

Sendikaların eğitimin başlatılmaması, kitlesel çalışmanın olduğu ve hayati önemde üretim yapmayan fabrikaların açılmaması yönünde yaptığı uyarılara kulaklar tıkandı. İlk dalganın sonunda sermaye örgütleri ve işverenlerin üretimin normale geçmesi için yaptığı baskılar sonuç verdi ve ikinci dalgada hükümet bunları gündemine almaya dahi yanaşmadı.

Bu nedenle günlük vaka sayısının zirve yapması sürpriz değil. Daha da yükselmesi sürpriz olmayacak. Sayılar yükseldiği halde ekim ayı sonunda 1 Kasım’dan itibaren asıl sorumluluğu yurttaşlara yükleyen “yumuşak önlemleri” devreye koyan hükümet, beklendiği gibi bununla da vaka ve ölü sayısını düşürmeyi başaramadı. En sonunda Noel Bayramı fırsat bilinerek bazı sert kısıtlamalar gündeme getirildi. Okullar kısmen kapatılırken, kitlesel üretimin yapıldığı işletmelerde ise çalışma durdurulmadı. Bu nedenle yaz tatilinden sonra gerçekleşen ölümler ve artan vakalar siyasetçiler tarafından resmen seyredildi.

VAKA ARTIŞINA RESMEN GÖZYUMULDU

Başta Der Spiegel olmak üzere pek çok medya organı bunu “hükümetin gelişmeleri doğru bir şekilde değerlendirmediği” ya da “olacakları öngörmediği” şeklinde değerlendirse de, gerçekte olanlara göz yumulduğu bugün çok daha iyi görülebiliyor. Yaz aylarında turizm ve uçak şirketlerinin baskısı üzerine tatile gitme konusunda esnemeler yapan hükümet, daha sonra da virüsle mücadeleyi ciddi bir sorun haline getirmedi. Buna bir de hiçbir kural tanımayan binlerce korona karşıtının katıldığı gösteri ve yürüyüşlere izin verme gibi tutumlar eklendiğinde gerçekten de ciddiye alınmadığı anlaşılıyor.

Federal İçişleri Bakanı Horst Seehofer bile gelinen aşamayı, “Sorun yurttaşların disiplinsizliğinde değil, yetersiz önlemlerde” diyebiliyor. Yaz tatili öncesinde daha etkili bir şekilde devreye konulan önlemler, tekellerin ve sermayenin dayatması sonucunda bir yana bırakılarak, adeta insan hayatı feda edildi. Örneğin, yaz tatilinden sonra Eğitim ve Bilim Sendikası (GEW) ısrarla okulların mevcut koşullarda açılmaması çağrısında bulunurken, eyalet hükümetlerinden başlayarak bütün hükümetler bunu ciddiye almadı. Okulların havalandırılarak derslerin başlamasını isteyen hükümetler, havalandırma için gerekli sistem konusunda ise bütçe ayırmaya yanaşmadı. Hal böyle olunca geriye kış aylarında sınıf pencerelerinin açık tutularak ders yapılması kaldı. Uzaktan eğitim için çok konuşulmasına rağmen gerekli altyapı hazırlanmadı. Zira bunun için gerekli olan bütçe de hükümetler tarafından ayrılmadı. Basında 300 bin öğrencinin karantinada olduğuna dair çıkan haberler de ciddiye alınmadı ve yaz sonrasında alınan karardan geri dönülmedi.

TEST AZ, MASKE YOK

Keza bu süreçte hızlı testler yapılmadığı gibi, isteyen her vatandaşın test yapmasının önüne sürekli engeller çıkarıldı, bazı yerlerde paralı hale getirildi. Keza herkese FFP2 maskeleri takmayı öneren hükümetler bu maskelerin parasız dağıtılması için ise bütçe ayırmadı. En son gelen eleştirilerin ardından riziko grubunda olanlarla 60 yaş üstünde olanların bu maskeleri ücretsiz alabileceğine karar verildi. O kadar propagandası yapılan Corona-APP’in hiçbir işe yaramadığı, boşuna birileri kazansın diye yaptırıldığı bugün daha iyi anlaşılıyor. 

HALKIN SAĞLIĞINA DEĞİL SERMAYENİN ÇIKARLARINA ÖNCELİK VERİLDİ

Toplamı açısından bakıldığında Federal Hükümet başta olmak üzere siyaset, koronavirüsle mücadelede halkın sağlığını düşünme yerine sermayenin çıkarlarına göre davrandı ve bu nedenle de ortadaki felaketin asıl sorumlusudur. 

Milyarlarca euro sermayeye, tekellere hibe edileceğine, çalışanlara tam maaş olarak verilip zorunlu olmayan işlerin dışındakilerin evde kalması sağlansa veya şehirlerarası ve kent içi ulaşım mümkün olduğu kadar azaltılabilse ve ek seferlerle rahatlatılsaydı, tablo bugünkü gibi olmayacaktı. 

Koronavirüsün ortaya çıktığı Çin’in diğer ülkelere göre başardığı en önemli fark da burada kendini gösteriyor. Olanları, “Çin’deki otoriter rejime” bağlamaksa, izlenen politikanın gizlenmesinden başka bir şey değil. Nitekim, koronavirüs ortaya çıktıktan bu yana Almanya başta olmak üzere bütün dünyada temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığı, kişisel bilgilere ulaşmak her açıdan kolaylaştırılırken daha yoğun bir otoriterleşmenin yaşandığı bir durum sözkonusu. Yani Almanya da dahil olmak üzere bütün ülkelerin siyasi iktidarları, fazlasıyla yetkiye sahip konumda bulunuyorlar. 

Koronavirüsün yayılmasını engellemeyen, etkili planlar ortaya koymayan ve halkın değil sermayenin sağlığını gözeten hükümet, şimdi bütün umudu aşıya bağlamış durumda. Ne var ki, bugüne kadar alınan yanlış kararlar, zamanında atılmayan adımlar aşı sürecinin de başarıyla tamamlanamayacağını, dolayısıyla önümüzdeki yılda da büyük ölçüde koronavirüsle yaşamaya devam edeceğimiz anlamına geliyor. (YH)