Metalcileri ne bekliyor?

Foto: Ali Çarman

Almanya’nın en büyük işkolunda TİS görüşmelerinin ilk turu başladı. IG Metall, “Yüzde 4 hacimli taleple” masaya oturmasına karşın işçiler reel ücret kaybıyla karşı karşıya kalabilirler. Bu TİS döneminde sorun sadece ücretleri ve istihdamı korumak olmayacak, aynı zamanda sözleşmelerin kolektif koruma rolünü korumakta gündemde.

SERDAR DERVENTLİ

IG Metall ve Gesamtmetall’in bölge örgütleri 2021 yılı TİS görüşmelerine başladılar. 14 Aralık günü Hamburg’da (Bezirk Küste) sahil bölgelerindeki 140 bin emekçiyi kapsayan görüşmeler yapıldı. Gazetemizin baskıya ve dağıtıma hazırlandığı günlerde 16 Aralık günü NRW, BW, Berlin & Brandenburg, Aşağı Saksonya bölgelerinde, 17 Aralık günü Hessen, Rheinland-Pfalz, Saarland, Osnabrück-Emsland, Saksonya-Anhalt ve Bavyera’da ve 18 Aralık günü ise Thrüringen ve Saksonya’da ilk tur görüşmeleri yapılacaktı.

Almanya’nın en büyük işkolu olan metal ve elektro sanayisinde 4 milyon civarında emekçi çalışıyor. Bu sanayi dalındaki otomobil gibi kilit sektörler de gözetildiğinde metal TİS görüşmelerinin diğer işkollarını çok yakından ilgilendirdiği görülecektir.

SON UZLAŞMA NE GETİRDİ?

Bu yılın başında IG Metall metal işverenlerine önerdiği moratoryumla yürürlükteki TİS’leri 9 ay uzatarak ücretlerin dondurulmasına onay vermişti. Karşılığında ise metal işverenleri ekonomik kriz ve korona salgınını nedeniyle işçi çıkarmayacaklardı. Bunun üstüne Federal Hükümette işten çıkarmaların önüne geçmek için kısa çalışma parası yönetmeliğini değiştirerek ödeme süresini uzattı. Yine işyerlerini koruma adına ekonomik durumları kötüleşen şirketlerin yasal olan iflas bildirim zorunluluğunu 2021 yılına kadar erteledi.

Ayrıca işletmeleri korumak için devlet kasalarının kapıları neredeyse sonuna kadar açıldı; 1,4 trilyon Euro hacminde devasa ve çok yönlü kurtarma paketi sermayenin emrine sunuldu.

Kısacası “işyerlerini koruma” adına IG Metall’in moratoryum önermesine gerek yoktu, devlet sermayesine birçok olanak sundu ve sunmaya devam ediyor. IG Metall yöneticilerinin hoşuna gitmese de; özellikle son 12 ay içinde “sosyal partnercilik” adına sermayenin rekabet gücünü korunmasını gözeten ve metal emekçilerinin aleyhine gelişen durum “istenmeyen ama kabul edilebilecek tali hasar” (“kollateralschaden”) olarak sineye çekildi.

IG Metall yönetiminin “tali hasar” olarak sineye çektiği (tabi kendilerini böyle demiyor) durumda yüz binlerce emekçinin hakları gasp edildi, on binlercesi işten atılmaya bekler durumda. Sözleşmeleri tek taraflı fesheden, sendikaya, “bizimle masaya oturacaksanız bizim koşullarımızda oturacaksınız” diye rest çeken sadece MAN ve Continental değil, bunlar sadece, en büyüklerden olduklarından, göze batanları.

ÖNEMLİ OLAN İŞ Mİ?

Alman Sanayicileri Birliği BDI’nin bir dönemler başkanlığını yapan ve kısa bir süre öncesine kadar AfD ile ortak hareket eden Hans-Olaf Henkel, 1999 sonbaharında Die Welt gazetesine yazdığı bir yorumun başlığını “Sosyal, iş yaratan şeydir” (“Sozial ist, was Arbeit schafft”) olarak koymuştu. Henkel’i böyle bir yazı yazmaya zorlayan şey ise o dönem* gündemde olan “sosyal adalet” tartışmalarıydı. Halkın önemli bir bölümü tekellerin ve servet sahiplerinin vergi yükü artırılmasını ve işsizler üzerinde baskıların sona erdirilmesini talep ediyordu.

Henkel’in bu sözü sadece burjuva medyada yankı bulmadı, etkisi kısa süre içinde SPD içinde olduğu gibi sosyal demokrat sendika merkezlerine kadar yaygınlaştı. Bundan böyle “önemli olan işti”. Daha doğrusu ne tür çalışma ve ücret koşullarında olursa olsun istihdam altında olmaktı. Bu neoliberal mantığın devamında ise Hartz yasaları yürürlüğe konuldu.

Bugünde sosyal demokrat sendika merkezlerine hakim neoliberal mantık bu: Önemli olan işyerlerinin korunması! Hem ne pahasına olursa olsun. Bugün yüzlerce metal fabrikasında işçiler ücret karşılığı olmadan haftada 2-4 saat fazla çalışıyorlar. “İşyerini koruma” adına Noel ikramiyeleri, izin paraları yok denecek düzeye çekildi, vardiya zamları düşürüldü, her yıl bir milyar saat dolayında fazla mesainin karşılığı ise hiç ödenmiyor. Tüm bunca feragat işyerlerinin korunması adına yapılıyor.

Karşılığında ne oluyor, işyerleri gerçekten güvence altında mı? MAN ve Continental örnekleri biliniyor. IG Metall sadece kendi örgütlü olduğu alanda (özellikle otomotiv ve makine sanayisinde) 250 bin işyerinin akut tehdit altında olduğunu söylüyor.

Yani; önemli olan herhangi bir iş değil. Önemli olan insanın çalıştığı işten elde ettiği ücretle insanca geçinebilmesidir. Sadece bu da değil! Aynı zamanda çalışma koşulları insanca olmalı, fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklara neden olmamalı. Önemli olan iyi bir iş!

TALEPLER NE İÇERİYOR?

Başında bulunduğumuz bu TİS döneminde IG Metall “işyerlerini ve ücretlerin güvenceye almak, dijital ve ekolojik dönüşümü adil düzenlenmek” (“Arbeitsplätze und Einkommen sichern, digitalen und ökologischen Wandel fair gestalten”) istiyor.

Sendikanın ileri sürdüğü taleplere bakıldığında ücret talebi olarak ileri sürüldüğü düşünülen “yüzde 4” işçiler için yüzde 4 ücret artışı anlamına gelmiyor. Bayern ve Baden Württemberg Büyük TİS komisyonlarında yapılan tartışmalarda sendika yöneticileri, “Gelirleri güçlendirmek için, 12 aylık bir dönem için yüzde 4 hacminde ücret artışı” talebini şöyle açıklıyorlar: “Bu hacim (yani %4) aynı zamanda istihdamı korumaya yönelik çalışma sürelerinin düşürülmesi önleminde kısmi ücret denkleştirilmesi için de kullanılacaktır”.

Somut olarak yüzde 1,5’luk bir payın işyerlerini korumaya, yüzde 1,5’lik bir payın gelecek yatırımlara ve yüzde 1 gibi bir miktarın ise ücret artışına yansıması planlanıyor. Metal işçilerin gelirlerine yansıyacak miktar en iyi durumda yüzde 1 dolayında olacak – Yani reel ücret kaybı!

Gündeme olan “dört günlük çalışma haftası” ise “gerekli görüldüğünde” uygulanmak üzere talep ediliyor. İşletmede üretimin düşmesi bekleniyorsa işçi çıkarmak yerine haftalık çalışma günleri 5 günden dörde düşürülecek. Bugün metal sektöründe haftada 5 gün için 35 saat geçerli olduğuna göre haftada 4 gün için 28 saat geçerli olmalı. Ama IG Metall Genel Başkanı Jörg Hofmann, dört günde 32 saat çalışılmasını öneriyor. Bu ise pratikte olarak daha uzun süre çalışma ve daha fazla stres anlamına geliyor. Çünkü metal patronları haftada 35 saatte yaptırdıklarını 32 saatte yaptırma fırsatı yakalamış olacaklar.

Bugün uygulamada olan kısa çalışma parası yasası yerine toplu sözleşme geçirilecek. Veya bir başka deyişle kısa çalışma uygulamasının tüm yükü işçilerin sırtına yıkılacak. Tabi bu uygulama esnek çalışma modellerinin daha fazla gündeme gelmesinin de önünü biraz daha açacak.

Sendikanın taleplerle ilgili yaptığı açıklamalar bir kez daha incelendiğinde, IG Metall genel merkezinin sözleşmelerle ilgili bir süredir gündeminde olan “sözleşmeli bireysel çözümler”, (“tarifliche individuelle Lösungen”) uygulamasını yaygınlaştırma eğiliminde olduğu görülecektir. Bu ise sözleşmelerin “kolektif koruyucu” işlevini önemli ölçüde yitirmesine neden olacaktır – tabiri caizse “her koyun kendi bacağından asılır” uygulamasına geçiş anlamına gelecektir.

SON OLARAK

TİS dönemleri başladığında sermaye yanlısı basında “gereksiz ritüellerden” söz etmek moda oldu. Milyonlarca işçi ve emekçi açısından son derece hayati öneme sahip olan bir süreç “gereksiz ritüele” indirgenerek meşruluğu sorgulanır hale getiriliyor. İster fabrikalarda talebin belirlenme süreci olsun, ister görüşme aşamasında gündeme gelen uyarı grevleri ve süresiz grevler olsun tüm bunlar sermaye basını için “gereksiz ritüelden” ibaret.

Emekçiler için de bu süreç bir ritüel değil. Emekçiler için bu süreç çıkarları uzlaşmaz olan iki sınıfın karşı karşıya gelerek var olan durumu kendi lehlerine çevirmeye çalıştıkları, gerektiğinde süresiz grev ve lokavt araçlarıyla mücadele ettikleri, sürekli gündemde olan sınıf mücadelesinin önemli bir dönemidir. Dolayısıyla sınıfın çıkarlarını gözeten tüm emekçiler de bu dönemi böyle algılamalı ve ona göre davranmalılar.

* SPD/Yeşiller koalisyonu hükümette sermaye yanlısı politikalara ağırlık verirken WASG’nin kurulma çalışmaları başlamış, işsizlik ve “sosyal adalet” üzerine çok yaygın tartışmalar devam ediyordu.