2020’den 2021’ye kalanlar: Karanlığa rağmen umut

Foto: Pixabay

İnsanlık tatlısı az acısı çok bir yılı geride bıraktı. Ama bu yıl öncekilerden çok farklıydı. Dolayısıyla takvim yapraklarının değişimini ifade eden sıradan bir yıl değildi. Önceden yapılan bütün hesapların, planların ve öngörülerin değiştiği bir yıl oldu.

2020; on milyonlarca insanın koronavirüse yakalandığı, yaklaşık 2 milyon insanın bu virüsten hayatını kaybettiği bir yıl olarak çekip gitti. İnsanlık tarihinde ilk kez bir yıl içinde bu kadar insan bir virüs nedeniyle hayatını kaybediyor. Bununla da kalmadı ekonomiden kültüre, sanattan siyasete ve sosyal ilişkilere kadar her alanda güçlü izler bıraktı. Bu izlerin etkisi 2021’de de önemli ölçüde devam edecek. Daha önceki yüzyıllarda görülen benzeri salgın hastalıklardan farklı olarak koronavirüs hızlı bir şekilde dünyanın dört bir yanına yayıldı. Zira karşı karşıya olduğumuz kriz daha yılın başında bölgesel olmaktan çıkmış, küresel bir karakter kazanmıştı.

2020 “pandemi yılı” olduğu için pek çok olay, gelişme az hatırlanır oldu. Ne gerçekleşen işçi eylemlerini, ne George Floyd’un katledilmesinden sonra ABD’den başlayarak dünyanın dört bir yanına yayılan ırkçılık karşıtı büyük direnişi, yıkılan sömürgeci heykellerini, ne Donald Trump’ın seçim hezimetini ne Maradona’nın ölümünü ne de daralma sürecine giren kapitalist ekonomiyi konuşuyoruz.

Sadece bugün değil, yıllar sonra geriye dönüp 2020’de bakıldığında akıllara, günlük hayatta kullanmak zorunda olduğumuz maskeler, kapalı dükkanlar, seyahat yasakları, evde kalma zorunluluğu, İtalya’da askeri araçlarla taşınan cesetler… gelecektir.

SİSTEMİ ZENGİNLER DEĞİL DÜŞÜK MAAŞLA ÇALIŞTIRILANLAR AYAKTA TUTTU

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra doğanların ancak bilim-kurgu filmlerinde görebildikleri sahnelerin çoğu gerçek hayatta karşılık buldu. Bu nedenle özellikle Almanya’da Mart 2020 en çok duyduğumuz cümlelerden birisi “sanki bir filmin içindeyiz” olmuştu. Hükümetin verdiği bir kararla okullar, işyerleri, lokantalar kapatılıp, temel gıda malzemesi satan mağazaların önünde uzun kuyruklar oluşmuş, raflar boşaltılmıştı. Deterjan, tuvalet kâğıdı, sabun, makarna, un, şeker en fazla aranan ürünler olmuştu.

Virüse karşı en önde savaşan sağlık çalışanları için ise haftalarca balkonlardan alkışlar yükseldi. En fazla düşük ücretin verildiği hasta bakıcılık, hemşirelik, tezgahtarlık, toplu taşıma aracı şoförleri, temizlik işçileri… birden sistemi ayakta tutan (Systemrelevant) meslekler olarak anılmaya başladı. Gerçekten de pek çok meslekten insan bu zor günlerde evinde kalıp, kendisini ve ailesini virüsten korumaya çalışırken, “Systemrelevant” mesleklerde olanlar gece gündüz demeden çalışmaya devam ettiler. Hem de düşük maaş almaya devam ederek. Maaşlarının arttırılması yönünde dile getirilen taleplerse çoğunlukla bir seferlik ikramiyelerle geçiştirildi. Sağlık sisteminde ise ciddi bir değişikliğe gidilmedi ve yılın sonuna gelindiğinde hastanelerin kapasitesi dolmaya başladı.

ALMANYA AÇISINDAN BİR DURUM DEĞERLENDİRMESİ

2020’de olanları Almanya açısından değerlendirdiğimizde birbirinden farklı dönemlerin olduğunu söylemek mümkün. Mart-Ağustos ayları arasında yaşanan birinci dalgada, hızlı kapanma kararıyla vaka ve ölü sayısı düşük oldu. Bu açıdan başarılı bir evre olduğunu söylemek mümkün. Devletin maddi olanakları, aslan payı tekellere verilmek üzere, cömertçe kullanıldı. “Sıfır borçlanma” politikası bir yana bırakılarak harcamalar yapıldı. Bu dönemde sermaye örgütlerinin fabrikaların açılması, üretimin normalleştirilmesi yönündeki çağrılar bir süre sonra karşılık buldu. Bir daha da üretimin durdurulması ya da yavaşlatılması hükümet tarafından gündeme getirilmedi. Bu nedenle ikinci dalga olarak adlandırılan yaz sonrası aylarda vaka ve ölü sayısı hızla arttı. Ve Almanya’nın önceki “başarılı performansı”nı gölgede bıraktı. Yılın sonuna doğru Almanya’daki ölü sayısı 30 bini geçti, vaka sayısı 1,7 milyona dayandı.

Pandeminin tetiklediği gelişmelerin beli başlı etkileri ve 2021’e yansımaları şu şekilde sıralanabilir:

a- Demokrasi ve temel haklar: Pandemiyle birlikte temel demokratik hak ve özgürlükler az sayıdaki bakandan oluşan “Korona Kabinesi” ve Başbakan Merkel’in eyalet başbakanlarıyla yaptığı toplantılarda itirazsız şekilde rafa kaldırıldı. Bir süre öncesine kadar adeta kutsanan “bireysel hak ve özgürlükler” Enfeksiyon Yasası ile bir yana itildi, halkın sağlığı için bunun zorunlu olduğu propaganda edildi. Her fırsatta burjuvazi tarafından kutsanan parlamentolar bir yana bırakıldı ve milyonlarca insanın kaderini yakından etkileyen kararlar çok küçük bir grup tarafından verildi, verilmeye de devam ediyor.

Gösteri ve yürüyüşler ya yasaklandı ya da çok az sayıyla katılımla yapılmasına imkân tanındı. Bazı gösteri ve yürüyüşler ise “sorumluluk gereği” düzenleyicileri tarafından (1 Mayıs-DGB) iptal edildi. Korona karşıtları tarafından düzenlenen gösterilerse, genel kuralların dışında muamele gördü.

Eğitim, çalışma ve sosyal hayatla ilgili kararlar alınırken sendikalardan, çalışanlardan, meslek örgütlerinden ve halktan görüş, öneri almayan hükümetin uyguladığı ve uygulamadığı tedbirler salgın karşısında büyük ölçüde yetersiz kaldı; vaka sayısı ve ölümler azalmadı. Hükümet temel hak ve özgürlerdeki kısıtlamalara 2021’de de aynı şekilde devam edecek gibi görünüyor.

b-Toplumsal hareket: Olağanüstü koşullar altında geçen 2020’deki gelişmeler sırasında en önemli toplumsal hareketin aşırı sağcılar, milliyetçiler, ‚komplo teoricileri‘, ‚ezoterikçiler‘ tarafından başlatılan eylemler olduğu söylenebilir. İlk haftalarda hükümetin aldığı çelişkili kararları kullanan bu hareketler, koronavirüsün demokrasiyi ortadan kaldırmak için çıkarıldığını propaganda ettiler ve azımsanmayacak sayıda destek buldular. Bu süreçte sosyal konumları sarsılan orta sınıflar ve onlarla birlikte çalışan kesimler de sürece dahil oldu. Bu nedenle, koronavirüs ile birlikte Almanya’da ortaya çıkan yeni toplumsal hareketin asıl zeminini sosyal konumları sarsılan orta sınıflar oluşturuyor. Süreç ilerledikçe bu kesimlerin radikalleştiği de görüldü. Genel olarak bakıldığında salgının hızlanması ve sürekli can almaya devam etmesi, yıl sonuna doğru bu kesimlerin ortaya attığı tezlerin ne denli tutarsız olduğunu ortaya koydu. Bu nedenle güç kaybetmeye başladıkları söylenebilir.

Sol cephede ise sendikalar (ver.di) bütün engellere rağmen uyarı grevlerine çıktı, ırkçılık ve savaş karşıtı hareketler koşullara bağlı olarak sokağa çıkmaya devam ettiler. Genel olarak solun bu süreçte sokakta görünebilir bir toplumsal hareket yaratmakta zorlandığı söylenebilir.

İnsan hayatının korunması için öncelikle savaşa ve silahlanmaya değil, sağlığa ve eğitime daha fazla bütçenin ayrılması gerektiği ve bu yönde bir toplumsal baskı oluşturulmasının aciliyet kazandığı görüldü. Bu ve buna benzer talepleri geniş halk kesimler arasında yaygın hale getirmek, “pandemi yılının” ortaya koyduğu en önemli gerçekler arasındadır.

Salgın dönemi eğitim, sağlık, konut, ulaşım, çalışma ve sosyal haklar alanındaki sorunları gölgede bırakmış görünse de, bu sorunların varlığı ortadan kalkmadığı gibi daha da katlanarak 2021’e taşınıyor. Bu nedenle, ekonomik, siyasi ve sosyal alanda birikmiş ve daha da artması muhtemel görünen sorunların, 2021’in başlıca gündemi olacağı ve “korona ile mücadelenin” yerini farklı sınıf ve tabakalar arasındaki çatışmaların alacağı görülüyor. (YH)