AB 2020: Korona maskeyi düşürdü

Foto: Pixabay

Koronavirüs ekseninde 2020’de yaşananlara baktığımızda Avrupa Birliği’nde (AB) sıkça dile getirilen “dayanışma”nın boş bir söylemden ibaret olduğu açık olarak görüldü. Avrupa’da ilk olarak İtalya’da görülmeye başlanan koronavirüse karşı diğer ülkelerin aklına ilk gelen sınırları kapatmak oldu. İlk başta Avusturya tarafından atılan sınır kapatma adımı daha sonra diğer ülkeler tarafından takip edildi. Ve 19 Mart 2020’da AB genelinde ülkeler arasında sınır kontrolleri başlatıldı. Uzun bir süre sınırlar kapalı tutuldu. Zorunlu olmadıkça ülkeleri arası seyahatlere izin verilmedi. Böylece serbest dolaşımın, dayanışmanın adresi olarak gösterilen AB’de her ülke kaderiyle başa baş bırakıldı. Özellikle de en fazla ölü ve vaka sayısının olduğu İtalya.

Mart ve Nisan aylarında İtalya’dan gelen yardım çağrılarının çoğu karşılıksız kaldı. Virüsün merkez üssü haline gelen Balermo’da cesetler artık toplu şekilde askeri araçlarla taşınıp gömülürken, diğer Avrupa ülkeleri İtalya’ya solunum cihazı, maske ve dezenfektan dahi göndermeye yanaşmadı. Hele yoğun bakım sırasında kullanılan solunum cihazlarını üreten Almanya gibi ülkeler açıkça “önce ben” dedi. Ulusal çıkarlar ve güvenlik bir kez daha öne çıktı, teoride kaderleri birbirine bağlanan AB ülkeleri tek başına bırakıldı. Hal böyle olunca pandeminin ülkelerdeki etkisi özellikle birinci dalga döneminde çok farklı oldu. Zengin Almanya az vaka ve ölü sayısıyla övünürken, sağlık sistemi AB tarafından dayatılan programlarla özelleştirilerek iyice zayıflayan İtalya ve İspanya gibi ülkeler en fazla sarsılanlar oldu. Kolay bir şekilde toparlanmaları ise beklenmiyor.

Yaz aylarına doğru pandemi kısmen kontrol altına alınmaya başlandıktan sonra ise bu kez aylarca süren “ulusal benciliği” telafi etme adına sembolik yardımlar sunuldu. En son değişik pazarlıkların ardından AB ülkelerine dağıtılmak üzere 750 milyar Euro’luk bir fon AB Zirvesi tarafından kabul edildi. Fondan yararlanma da yine değişik şartlara bağlandı.

Bu zor yılda dayanışmadan çok ulusal çıkarlar ve dışarıya karşı korunma ön çıkarken, başarı adına söylenen tek şey “AB’nin bir arada kalmayı başarması” olarak gösteriliyor.

Der Spiegel’de yılın ikinci yarısında AB dönem başkanlığı devralmasını değerlendiren Markus Becker, Merkel’in izlediği politikayla bunu başardığını ifade ediyor. Bir yanıyla pek de haksız sayılmaz. Bir taraftan Yunanistan, Kıbrıs ve Fransa’nın AB’yi Türkiye’ye karşı açık tutum almaya çağırdığı Almanya’nın dönem başkanlığı döneminde, otoriter rejimlerin inşa edildiği Polonya ve Macaristan, AB’nin yedi yıllık bütçesini “ulusal çıkarlarını” öne sürerek bloke etme kartını öne sürdüler. Sonunda istediklerini almayı başardılar. Ülkelere yapılacak yardımlar, Avrupa Adalet Divanı kararı olmadan ülke liderleri tarafından kolay bir şekilde kesilemeyecek. Bu aynı zamanda her iki ülkenin otoriter rejimine zaman kazandırma anlamına geliyor.

Pazarlıkların ardından verilen tavizler üzerinden Almanya, zor geçen 2020’de AB ülkelerini, büyük sarsılmalar yaşanmadan bir arada tutmayı başardı. Ama bu aynı zamanda ulusal çıkar çatışmalarının çözülme yerine ertelenmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla AB’nin mevcut sorunlarına yenileri eklenerek 2021’e devredildi.

Halbuki, özellikle Almanya, dönem başkanlığı sırasında epey hedef önüne koymuştu. Bunların başında AB’nin ABD ve Çin’e karşı rekabet gücünün artırılması, Leipzig’de AB-Çin Zirvesi düzenleyerek çeşitli anlaşmalar imzalama, başka Kuzey Makedonya olmak üzere Batı Balkan ülkeleriyle üyelik müzakereleri başlatma vb. geliyordu. Hedeflenen pek çok adım atılmazken, pek çok açıdan çelişkilerin kendisini daha belirgin olarak ortaya çıkardığı bir süreç geride bırakıldı. Birleşik Krallık ile Brexit Anlaşması imzalanması ise geride 2020’nin tek başarısı. (YH)


AB’nin insanlık dışı sığınma politikası sürüyor

AB’nin insanlık dışı sığınmacılar politikası 2020’de de devam etti. Yıllardır sığınmacıların ülkelerin nüfusuna göre AB içinde paylaştırılması gerektiği yönündeki karar bir türlü hayata geçirilmedi. Özellikle gerici-faşist partilerin hükümette olduğu Polonya ve Macaristan bunu reddetmeye devam ediyor.

“Pandemi yılında” hali vakti yerinde olan insanlar bile virüsten korunmaktan zorluk çekerken, sığınmacılar topluca yurtlarda tutulmaya devam edildi. Bu nedenle başta Almanya olmak üzere birçok ülkede sığınmacı yurtlarında toplu koronavirüs vakası yaşandı.

Binlerce sığınmacının yaşadığı Yunanistan’ın Midilli adasındaki Moria kampında çıkan yangın ise kısa sürede Avrupa’da geniş yankı yarattı. Binlerce insanın insanlık dışı koşullarda tutulmasına karşı binlerce insanın katıldığı eylemler düzenlendi. Buna rağmen AB, Yunanistan’daki sığınmacı kamplarının boşaltılmasına yanaşmadı. Sadece kimsesiz çocukların ve zor durumda olan kadınların alınacağı açıkladı. Onu da sadece birkaç ülke yaptı. Bu nedenle AB sınırları içerisinde insanlık dramı devam ediyor. AB’ye ulaşmak isteyen sığınmacılar ise Akdeniz’de can vermeye devam ediyorlar. Alman İstatistik Enstitüsü’nün verilerine göre, 2020’de 922 sığınmacı Akdeniz sularında yaşamını yitirdi. Gerçek sayının ise çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor.


AB-Türkiye ilişkileri nasıl devam edecek?

2020’de özellikle yaz aylarında Türkiye üzerinden AB içindeki çelişkiler de kısmen arttı. Özellikle Fransa’nın Ege ve Akdeniz’deki gelişmelere bağlı olarak Türkiye’ye karşı sert önlemleri alınması yönündeki çağrıları bir taraftan Türkiye ile Fransa arasında diğer taraftan da Türkiye ile AB arasında gerilime yol açtı. Dönem başkanı olarak Almanya, gerilimin tansiyonunu düşürmek için arabulucu rolünü üstlendi. Bütün girişimlerine rağmen Türkiye’ye yönelik yaptırımların sertleştirilmesini 10-11 Aralık’taki AB Zirvesi’nde engelleyemedi. Zirvede alınması beklenen bazı yaptırım kararları Türkiye konusunda AB Dışilişkiler Yüksek Komiseri Josep Borrell’in hazırlayacağı rapora bağlandı. AHİM’in en son HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verdiği karara karşı Türkiye’nin alacağı tutum da 2021’de belirlenecek politikada rol oynayacak. AB’nin Mart zirvesinde genel olarak Türkiye konusunda nasıl bir tutum alacağının şekillenmesi bekleniyor. Almanya, her zaman olduğu gibi Türkiye ile olan ekonomik, askeri ve siyasi ilişkileri nedeniyle, yaptırımların ilişkilerde köklü bir kopuşa yol açmaması için diğer AB ülkelerine baskı yapmaya devam edecek.


AB, Balerus’ta istediği sonuca ulaşamadı

Genel olarak Avrupa’da yılın en önemli gelişmesi Belarus’ta yaşandı. 9 Ağustos’ta yapılan başkanlık seçimlerini mevcut devlet başkanı Aleksandr Lukaşenko, açık oy farkıyla kazandığını ilan ederken, batı yanlısı muhalefetin adayı Svyatlana Tsihanouskaya sonuçları tanımadı ve halkı sokağa çağırdı. AB ve ABD seçim sonuçlarını tanımayarak, rejimin devrilmesi çağrılarına destek verdi. Eylemler, SSCB’nin dağılmasından sonra kurulan Balerus’ta en güçlü batı yanlısı toplumsal hareket olma özelliği taşıyor. Aylardır devam eden protestoların ardından Lukaşenko, anayasada bazı reformlar vereceğini vaat etti. Ancak bu da muhalefete yeterli gelmedi. AB, halen Lukaşenko’yu resmi devlet başkanı olarak tanımıyor ve son zirvede bu ülkeye karşı bazı yaptırım kararları da aldı.


Sosyal hareket ve emek mücadelesi

Kıta genelindeki en büyük sosyal hareketler liseli gençliğin küresel ısınmaya karşı her cuma günü düzenlediği eylemler ile ABD’de George Floyd’un öldürülmesine karşı yapılan dayanışma eylemleri oldu. Yüzbinlerin katıldığı eylemlerde sadece ABD’deki ırkçılık değil, aynı zamanda Avrupa ülkelerindeki ırkçılık ve yabancı düşmanlığı konu edildi, sömürgeciliğin sembolü olan kişilerin heykelleri yıkıldı.

Fransa ve Viyana’da radikal İslamcılar tarafından gerçekleştirilen cinayetler halk arasında tepki görürken, Fransa’da polisin halka yaptığı saldırıları belgeleyenleri cezalandırmak için çıkarılması planlanan yasa tasarısı da pandemiyle rağmen sokakta protesto edildi. Almanya’da ise asıl olarak aşırı sağcıların, komplo teoricilerin içinde yer aldığı kesimler sokağa çıkarak eylemler yaptı.

Genel olarak pandemi egemen sınıflar tarafından sokak hareketinin bastırılması, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması için kullanılırken, bunun birçok ülkede etkili olmadığı da görüldü. 2020 ekonomik-sosyal sorunların büyüdüğü, işsizliğin ve yoksulluğun arttığı bir yıl olarak geride kalıyor. Bu sorunlara karşı mücadele ise 2021’in en önemli gündemi olarak duruyor. (YH)