Uğur Şahin ve Özlem Türeci Der Spiegel’e konuştu: Kimliğin siyasallaşması zararlı 

Der Spiegel-Kapak

Yücel ÖZDEMİR

Time dergisinin 2020’nin en önemli insanları olarak ilan ettiği, koronavirüs aşısını bulan Biontech şirketinin yöneticileri Uğur Şahin ve Özlem Türeci’nin, yaptıkları ve söyledikleri ile uzun bir süre daha kamuoyunda konuşulmaya ve tartışılmaya devam edileceği görünüyor.

Bu hafta Almanya’nın etkili haftalık haber dergisi Der Spiegel tarafından yapılan söyleşiyle kapağa çıkarılan Şahin ve Türeci, hem koronavirüs konusunda olacaklar hem de yapacakları konusunda bazı bilgiler verdi. “Türk” ya da “göçmen” kimlikleri konusunda da ne düşündüklerini dile getirdi.

Der Spiegel yayın yönetmeni Steffen Klusmann ve muhabir Thomas Schulz tarafından “zoom” üzerinden yapılan ve dokuz sayfa tutan söyleşinin ilk bölümü daha çok aşının geliştirilmesi, etkileri ve pazarlanması üzerine sorularla geçiyor. Aşının eksi 70 derecede korunmasının nakliyat ve depolama konusunda yarattığı sorunlara dair yöneltilen bir soruya Özlem Türeci, mevcut aşı üzerinde yapacakları geliştirmelerden sonra yaz sonrasında daha yüksek sıcaklıkta korunabilecek bir aşıyı piyasaya süreceklerini söyleyerek yanıt verdi.

ALMANYA’YA DAHA FAZLA AYRICALIKTAN SÖZ ETMEDİLER

ABD’nin bu yılın ilk yarısı için 600 milyon doz aşıyı Biontech’ten aldığı, ancak AB’nin 300 bin ısmarladığı yönündeki hatırlatmaya dair konuşan Uğur Şahin, AB’nin az sayıda aşı sipariş etmesini, AB’nin bütün ülkeler için aynı anda karar verememesine bağlıyor.

Genel olarak üretimde kapasite sınırlılığı ve her ilaç firmasının koronavirüs aşısı üretecek alt yapıya sahip olmadığının konuşulduğu söyleşide Der Spiegel temsilcileri, “Biontech bir Alman firması ve Federal Hükümet 375 milyon avro ile destekledi. Dolayısıyla pek çok insan Almanya için özel bir kota bekliyor” görüşünü dille getirdi. Başka bir değişle “Madem en çok yardımı Almanya verdi, o zaman en çok aşıyı da Almanya almalı” diyorlar. Uğur Şahin, derginin de kapağa taşıdığı şu yanıtı veriyor: “Almanya yeterli kadar aşı alacak. Başından itibaren hep küresel bir şirket olduğumuzu ve aşıyı da dünya çapında dağıtacağımızı söyledik. Yaklaşık 50 ülkede aşının yapılmasına onay verildi ve bu ülkelere vermek zorundayız. Eğer kalkınmış bir ülkeye 500 bin doz sözü verildiyse bunun yerine gelmesi gerekiyor. Önemli olan çok sayıda ülkede yaşlı insanların ve sağlık personelinin aşılanması. İnanıyorum ki, önümüzdeki aylarda Almanya’da kırılgan grupları, öncelikle de yaşlıları aşılayabiliriz” diyor.

DAHA AZ AŞI ALABİLİR MİYİZ?

Yani, “Aşıda öncelik Almanya’nın” demiyor. Bütün ülkelere karşı sorumlu olduklarını dile getiriyor. Yanıt Der Spiegel muhabirlerinin pek hoşuna gitmediği için, daha kötü bir senaryo üzerinden ikinci soruyu yapıştırıyorlar: “Üretimde herhangi bir yerde hammadde eksikliği veya kötü bir parti üretildiğinde çok daha az aşı almamız söz konusu olabilir mi?”

Sorunda panik havası yaratma edası ya da ruh hali var. Şahin’in buna yanıtı, “Her ikisi de olabilir. Fabrikalarımızda Kovid-19 nedeniyle üretimin durma rizikosu var. Ancak buna rağmen Almanya’da daha fazla üretim yapmaya çalışıyoruz. Marburg’da yeni kurulan yeni fabrikada Şubat ayından itibaren bu yılın ilk yarısı için 250 milyon doz üretmeyi planlıyoruz” oldu.

YÜZDE 100 ARAŞTIRMACI, YÜZDE 70 İŞVEREN

Şirketlerin kurulması, aşının bulunması vb. gelişmeler bilim insanı olan Şahin-Türeci çiftini aynı zamanda bir işveren haline getirdi. Aşının bulunmasıyla dünyanın sayılı zenginleri arasında sayılmaya başladılar. Der Spiegel muhabirleri, bu durumdan yola çıkarak, “Yüzde kaç araştırmacı yüzde kaç işverensiniz?” diye soruyor. Şahin’in yanıtı, “Yüzde 100 araştırmacı ve yüzde 70 işveren.”, Türeci’nin yanıtı ise “(Gülerek) Bunun için yeni bir matematik gerekiyor” oluyor. Bundan Özlem Türeci’nin işveren olma konusunda Şahin kadar net olmadığı sonucu da çıkarmak mümkün.

Bu tablodan çıkan sonuç, Şahin ve Türeci, artık zamanlarını sadece laboratuvarda geçiren, araştırmalar yapan, yeni buluşlar peşinde geçirmiyorlar, aynı zamanda satış zincirleri, anlaşmaları, fabrikalar, üretim kapasiteleri vs ile de geçiriyorlar. Bilim ile ticaret iç içe. Ve zamanla, Şahin’in bugün “yüzde 100 araştırma” bölümü azalacak, yüzde 70 işveren kısmı artacak gibi görünüyor.

„TÜRK OLMAK, GÖÇMEN OLMAK NORMAL BİR DURUM“

Hem Türkiye’de hem de Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenler arasında, dünyanın başına bela olan koronvirüs aşısının iki Türk tarafından bulunması ayrıca bir övünç kaynağı yapıldı. „Türkiye genine korona işlemez”den “Koronaya karşı aşıyı bulan Türkler”e geldiğimiz bu süreçte “etnik kimliğin” çok belirleyici olmadığını Şahin ve Türeci açık olarak ifade ediyorlar. Keza Almanya’nın çok kültürlü bir göç ülkesi olduğunu savunanlar da bu süreçte Türeci ve Şahin’in “göçmen kimlikleri”ni öne çıkardı.

Bu tartışmaların farkında olan Der Spiegel şu soruyu yöneltiyor: “Kaçınılması zor bir tartışma Türk kökenlerinizle ilgili. Bazıları sizin göçmenler için rol model olmanızı kutluyor, bazıları ise bu tür kimliklerin bir rol oynamaması gerektiğini söylüyor. Siz bunlar konusunda ne düşünüyorsunuz?“

Şahin, “Şirketimizde 60’tan fazla ülkeden insan çalışıyor. Göç kökenli olmak tamamen normal bir durum, hiçbir şekilde bir rol oynamıyor. Diğer taraftan, başarımızın Türkler için ilham verici olmasını anlıyorum. Bunu verimli bir şekilde kullanma ve kendimizi insanlara normalde olduğundan biraz daha fazla anlatma sorumluluğumuz var” yanıtı veriyor. Türeci ekliyor: “Kimlik olumsuz bir şey değildir, yalnızca kimliğin siyasallaşması zararlıdır. Bundan kesinlikle kaçınmak istiyoruz.” Şahin ve Türeci’nin verdikleri yanıt oldukça anlamlı. Zira bilim insanları için hangi kimlikten geldikleri, bilimsel başarıların bu kimliklerle bir bağlantının olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyorlar. Böylesi bir bakış açısında sahip olmayanların “küresel bir iş yapmaya” nail olmadıkları söylenebilir. Bu nedenle, her fırsatta kimliğe vurgu yapmak ve bunu siyasi arenada milliyetçiliği pompalamak için kullanmak kelimenin tam anlamıyla zararlı. “(Ulusal) Kimliğin siyasallaşması”nın tercümesi milliyetçilik yapmak olarak tercüme edersek, “Milliyetçilik zararlıdır” sonucu çıkar. Ki, hem Alman hem de Türk milliyetçilerine verilen anlamlı bir yanıt olarak okunabilir.

BAŞARININ SIRRI NEREDEN GELİYOR?

Bu nedenle başarının arkasında etnik kimlik yerine başka faktörler aramak daha doğru olur. Bugün Şahin ve Türeci’de somutlaşan başarının arkasında asıl olarak var olan olanaklar, merak, disiplinli çalışma ve mali güç. Şahin ve Türeci’nin yanında doktoralarını yapan, şimdi emekli olan Mainz Üniversitesi öğretim üyesi Christoph Huber’in yetişmesinde önemli bir rol oynadığını gizleme ihtiyacı duymuyorlar. Yine, Hexal tekelinin kurucusu milyoner ikiz kardeşler Andreas ve Thomas Strüngmann’ın Türeci ve Şahin tarafından kurulan Biontech’e büyük ortak olmaları başarının arkasındaki asıl görünmeyen faktörler. Özetle başarının arkasında sadece bilime meraklı iki insan bulunmuyor. Birçok faktörün bir araya gelmesiyle oluşan ortamın sağladığı bir bilimsel gelişme söz konusu. Bundan sonra asıl önemli olan bu bilimsel gelişmeden farklı ülkelerde yaşayan insanların eşit bir şekilde yararlanıp yararlanmayacağı… Bilim insanı/araştırmacı oranlarıyla işveren oranları arasındaki fark bunda belirleyici olacak.

 

%d Bloggern gefällt das: