ALMANYA: KORONA KAOS

Bild von Pete Linforth auf Pixabay

Almanya’da ikinci kapanma kararının üzerinden bir ay geçti. 16 Aralık’ta ilan edilen ve 31 Ocak’ta bitmesi planlanan kısıtlamalara rağmen koronavirüs vaka ve ölüm sayısında bir azalma yerine artış söz konusu. Ülkede toplam vaka sayısı 2 milyonu, ölü sayısı 40 bini geçti. Sadece bu karanlık tablo bile ortada bazı şeylerin yanlış yapıldığını yeterince ortaya koyuyor. Büyük bir umutla medyaya sunulan, ama piyasaya sunulamayan aşı da beklenenin altında bir hızla ilerliyor. Bütün bunlardan ötürü Avrupa’nın motoru durumundaki Almanya, koronavirüsle mücadelede kontrolü kaybetmiş bir halde halkı sağlık açısından kaosa sürüklemiş bulunuyor.

Federal Sağlık Bakanı Jens Spahn, 11 Ocak günü ZDF’te yayınlanan “Morgenmagazin” adlı programda şunları söylüyordu: “Eğer çok sayıda özel ilişki ve buluşma normal bir şekilde devam ediyorsa, o zaman işyerlerini, okulları ve kamusal alanda yaşamı kapatmaya ve sınırlamaya gerek yok.” Sanki koronavirüsün bir yıldır yayılmasının baş sorumlusu bireysel hal ve davranışlar demeye getiriyor! Bu aynı zamanda mevcut tablonun sorumlusu olarak vatandaşları göstermek anlamına geliyor. Bu yaklaşıma sahip olanlar elbette sağlık bakanıyla sınırlı değil. Başta Başbakan Angela Merkel olmak üzere, kabinenin diğer üyeleri de benzer bir görüşe sahip: “Biz her şeyi yapıyoruz, ama vatandaşlar kurallara uymuyor” denilerek sorumluluk vatandaşa yükleniyor.

Halbuki; genel olarak Alman halkı/toplumu kurallara uyan, planlı ve disiplinli olarak biliniyor. Virüsün yayılmasına karşı federal ve eyalet düzeyinde ilan edilen kurallar ve düzenlemelere genellikle yurttaşların disiplinli bir şekilde uyduğu söylenebilir. Koronavirüs gerçeğini kabul etmeyen aşırı sağcı, faşist, komplo teorici kesimler bir yana bırakılırsa… Hatta Merkel, birkaç konuşmasında bu disiplinli davranışı kutlamış ve devam etmesini istemişti. Buna rağmen günlük vaka sayısının 30 bin ve ölü sayısının bin sınırında seyretmeye devam etmesinin sorumlusu aranacaksa, öncelikle toplu üretim alanları, fabrikaları hiçbir şey olmamış gibi üretime devam ettiren hükümet ve sermaye kesimine bakmak gerekiyor.

Hükümetin zaruri olmayan işyerlerini kapatarak sürecin önüne geçebileceği birinci dalga döneminde görüldü. Mart-Nisan döneminde günlük yaşamın devam etmesi için zorunlu olan üretim sektörü, temel gıda dağıtım zincirleri ve marketlerin dışındakiler kapatılmış, mümkün olan bütün sektörlerde “Home Office” (Evde Çalışma) yaygınlaştırılmıştı. Geçtiğimiz yılın bahar aylarında okullar hemen kapatılırken, bu sefer sendikanın bütün çağrılarına rağmen, aralık ortasına kadar açık tutuldu.

PARTONLAR İŞYERLERİNİ TAM KAPATMAYA YANAŞMIYOR

Bütün bunlar, hükümetin koronavirüsle mücadelede kontrolü bir yana bıraktığını ve asıl olarak geçici önlemlerle süreci idare etmeye çalıştığını gösteriyor. Ancak vaka ve ölü sayısındaki hızlı artış, artık durumun idare edilemez hale geldiğine işaret ediyor. Virüsün “B.1.1.7” adıyla mutasyona uğraması da, süreci önümüzdeki haftalarda hızlandıracak gibi görünüyor.

Buna rağmen, hükümet temel gıda temin alanlarının dışındaki sektörlerde tam kapanmaya yanaşmıyor. Yeni yıl dolayısıyla yapılan açıklamalarda işverenlere ve şirketlere adeta rica edercesine “mümkünse çalışanların evde kalmasını sağlayın” dışında bir şey denilmedi. Hükümet partileri bu konuda da tam görüş birliği içinde. CDU/CSU ve SPD, şimdilik alınan kararların yeterli olduğunu savunarak özellikle fabrikaların kapatılmasına niyetli değil. Zira Alman İşverenler Birliği (BDA) Başkanı Rainer Dulger de, Sol Partili Thüringen Başbakanı Bodo Ramelow’un “işyerleri kapatılsın” çağrısına verdiği cevapta, “Bu çok saçma. Bütün işyerleri kapatılamaz. Kapatırsak iflas ederiz. Birinci dalgada tecrübesizdik. Bu nedenle işyerlerini kapattık. Ancak şu anda her işyerinin bir hijyen planı var” (FAS 10.01.2021) diyerek bu konuda geri adım atmayacakları mesajı veriyor.

Yeşiller Partisi, işverenlerin daha fazla evde çalışmaya zorlaması için hükümete çağrı yapıyor. Partinin Meclis Grup Başkanı Katrin Göring-Eckert, çalışanlarına evde çalışma izni vermeyen işyerlerine para cezası verilmesini talep etti. Üretim sektörü için ise fazla bir şey demiyor. Sol Parti Eş Başkanı Katja Kipping ise “Çalışma yaşamında ilişkilerin mutlaka sınırlandırılması gerekiyor. Bu işverenlere rica etmekle olmaz. Açık kuralların belirlenmesi ve bunlara uymayanların cezalandırılması gerekiyor. İşyerinin çıkarları adına doğa bilimleri görmezden gelinemez” çağrısında bulundu. (Spiegel Online, 10.01.2021)

KİTLESEL AŞIDAN BAŞKA PLAN YOK

Gelişmeler hükümet partileriyle işverenlerin işyerlerini kapatmaya, virüsün yayılma hızını düşürmeye yanaşmadığını gösteriyor. Bu aynı zamanda hükümetin kitlesel aşıdan başka bir planının olmadığını da gösteriyor.

Ne var ki, aşı konusunda da iyi bir başlangıç yapılamadı. 27 Aralık’tan itibaren Biontech/Pfizer, 12 Ocak’tan itibaren Moderna tarafından geliştirilen aşılar yapılmaya başlandı. Aşıyı geliştiren BionTech’in bir Alman firması olması nedeniyle, özellikle Alman hükümetine yeterli kadar aşıyı sağlayamaması da eleştirileri arttırıyor.

Zira, aşılama işleminin başlamasının üzerinden bir hafta geçtiği halde Robert Koch Enstitüsü, sadece 265 bin insanın aşılandığını duyurdu. Sayının az olması hem yetersiz aşının dağıtılması ve hem de yeterli ön hazırlıkların yapılmamasına bağlanıyor.

Eleştirinin hedefinde ise Federal Sağlık Bakanı Jens Spahn bulunuyor. Özellikle, aşının satın alınmasının AB Komisyonu üzerinde yapılması, Almanya’nın neden tek başına davranıp fazla satın almadığı vb. konular koalisyon ortağı ve muhalefet partileri tarafından dile getiriliyor. AB tarafından satın alınan 300 milyon aşının 56 milyonunun Almanya’ya verileceği daha önce açıklanmıştı. AB, kısa bir süre önce 300 milyon doz daha ısmarladı.

ÜRETİM KAPASİTESİ SINIRLI VE SÜREÇ KARMAŞIK

Biontech/Pfizer aşısının piyasaya az sürülmesinin başlıca nedeninin üretiminin zor ve karmaşık olması gösteriliyor. Ayrıca -70 derecede depolanması ve nakledilmesi için gereken alt yapıda sorunlar yaşandığı basında yer alıyor. Örneğin, Berlin’deki bir aşı merkezinde depodan çıkarılan aşılar 2 saat içinde yapılmadığı için imha edilmiş. Koalisyon ortağı SPD, Başbakan Angela Merkel’e bütün ilaç üreticisi firmaları toplayarak bir anlaşma imzalaması çağrısında bulundu. Bunun ne kadarının yerine geleceği belirsiz.

Belli olan ise Almanya’da hükümetin koronavirüse karşı halkın sağlığını korumada yetersiz kaldığının her geçen gün daha belirgin hale gelmesi. Bunun başlıca nedeni ise asıl olarak sermayenin çıkarlarının gözetilerek kararlar alınması. Yani her gün koronavirüsle yüz yüze olan milyonlarca emekçi can derdindeyken, patronlar ve onların çıkarlarını savunan hükümet ise kâr derdinde.

Tabloyu değiştirecek olan da emekçilerin bu gerçeği görerek hükümete ve sermayeye karşı sesini yükselterek, sermayenin değil halkın sağlığını esas alan planlar ve uygulamaların geçerli olmasının sağlanabilmesidir.

Bu çerçevede, zorunlu olmayan sektörlerde üretimin durdurularak, çalışanların tam ücret karşılığında en az iki-üç hafta evde kalmasını sağlamak önemli bir adım olabilir. Sol Parti, geç de olsa gündeme getirdiği bu talebi, başta sendikalar olmak üzere geniş işçi ve emekçi kesimler arasında güçlü bir talep haline getirebilirse, ülkedeki politik atmosferin de değişmesine yol açabilir. Meydanı aşırı sağcılara, faşistlere, komplo teoricilere bırakmamak için üretim, eğitim, toplu taşımacılık vb. kritik alanlarda, halkın yakıcı sorunlarını somut talepler etrafında dile getirmek ve harekete geçmek gerekiyor. (YH)