Salgınlar toplumları nasıl şekillendirir?

Erlangen-Nürnberg Üniversitesi Tıp Tarihi ve Etik Enstitüsü müdürü olan Karl-Heinz Leven, uzun yıllardır antik çağlar da dahil olmak üzere salgın hastalık araştırmalarıyla biliniyor. Deutschlandfunk’a verdiği röportajda süreci değerlendiren Karl Heinz Leven, 21. Yüzyıl’da salgın hastalıklarla mücadeleyi modern çağ öncesine benzetiyor.

“Salgın hastalıklar insanlık açısında binlerce yıldır korku ve dehşet yaymaktadır. Korona ile nasıl başa çıkılacağı konusunda geçmişteki salgınlardan öğrenebileceklerimiz var. Tarihsel bir değerlendirme her zaman bir karşılaştırma niteliğine sahiptir. Tıp tarihçileri bu nedenle bakışlarını geçmişe yöneltirler ve korona ile karşılaştırılabilecek olayları ararlar. Tarihte salgın olaylar da dahil olmak üzere çok sayıda hastalıklar biliyoruz. Bugün neyin farklı olduğunu görebiliyoruz; çünkü büyük farklar var.”

Karl-Heinz Leven, koronaya karşı alınan siyasi önlemlerin geçmiştekilere benzer olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor: “Tecrit ve karantina, erken modern çağda salgın hastalıklarda zaten var olan bir uygulamaydı. Ancak COVID-19 gibi bir hastalık, geçmiş yüzyılların yöntemleriyle kontrol edilemez.”

AVRUPA’DA KARA ÖLÜM

Leven, geçmişteki salgınlarla ilgili değerlendirmelerini şöyle devam ettiriyor: “Bir tarihçi için, modern çağ öncesi bir düşünce dünyasına gelmiş olmamız ilginçtir. 21. Yüzyıl’ın salgınlarla mücadelesi modern çağın öncesine dayanıyor. Havada yayılan bir hastalığı 16. Yüzyıl önlemleriyle kontrol edemezsiniz, onu görmelisiniz.

14. Yüzyıl’da Avrupa’yı vuran veba o kadar ani ortaya çıktı ki, insanlar soludukları havadan zehirlendiklerini düşünüyorlardı. Bu o zamanın koşullarına göre tıbbi bir açıklamaydı. O zamanki ölüm oranı tüm nüfus ve yaş grupları için yüzde 30, 40 ve hatta 50 idi. Veba o kadar hızlı yayıldı ki, neredeyse hiçbir önlem mümkün değildi. Hiçbir direniş veya savunma ile karşılaşmayan bir çekiç darbesiydi. Tam bir çöküş yaşandı.

SALGINLARIN ANLAMINI ARARKEN

Bugün salgın hastalıklar hakkında neredeyse her şeyi biliyoruz. Ancak ikame dinler biçiminde anlam arayışı devam ediyor.

Ortaçağ’da vebanın bir tür zehirlenme olduğuna inanılıyordu, o zaman zehrin de üretilebileceği söylentileri yaygındı. Daha sonra Avrupa’daki Yahudi cemaatlerinin yok edilmesine yol açtı. Bu söylentiler saçmaydı, ancak belli bir inandırıcılıkları vardı, aksi takdirde pek çok insan onlara inanmazdı.

Virüsün ortaya çıkmasına neden olduğu iddia edilen tarafların suçlanması ve komplo söylentileri gibi olayların her salgının ayrılmaz bir parçası olduğunu bilmek üzücü olsa da, bu her zaman böyle olmuştur.

Korona salgını insanlarda korku ve belirsizlik yarattı. Bu, komplo teorilerinin çoğu bir boşluğu dolduruyor. İnsanlar dini açıklamalardan vazgeçtiklerinde, ’suçlu kim‘ sorusunu cevaplamak için bu tür teorilere yönelirler.

Şu anda çok özel bir dönüm noktasındayız. İşte bu yüzden muhtemelen ‚koronadan önceki‘ ve ‚koronadan sonraki‘ bir zamandan bahsedilecek. Ama şu anda korona zamanındayız ve bu bir süre daha böyle devam edecek görünüyor.

Çiçek hastalığı, veba, kolera ve şimdi ise korona gibi salgınlar, insanlık açısında büyük felaketlerdir. Aynı zamanda “toplumun kırbacı” olarak da kabul edilir ve toplumları şekillendirmek için değerlendirilir.

Salgını kontrol altına almaya yarayan stratejiler yönetimi güçlendirir. Bu durum salgına karşı etkili olmakla birlikte, aynı zamanda baskı araçlarının kullanımını ve temel hakların askıya alınmasını da beraberinde getirir. Bu duruma eleştirel yaklaşmamız gerekir.”

(Deutschlandfunk’tan derleyen ve çeviren: Selçuk Kozan)