Sağlığı geç, önemli olan üretim…

SERDAR DERVENTLİ

Ocak ayı başında “Lockdown”u sertleştiren ve 15 km sınırı getiren Hükümet, gündemdeki sınırlamaları Nisan ayında kadar uzatmayı tartışmaya başladı. Mağazalar, lokantalar vb. yerler kapatılırken lojistik ve imalat sanayisinde çalışma tüm hızıyla devam ediyor. Günlük olarak kaç kişinin virüse yakalandığı, kaçının öldüğü ilan ediliyor ama bunların nerede ve hangi şartlar altında virüsle karşılaştıkları konusu karanlıkta.

Bu yazının hazırlandığı gün itibarıyla (12 Ocak) Robert-Koch Enstitüsü (rki.de) Almanya’da Koronavirüse yakalananların sayısının 1 milyon 933 bin 826 olduğunu, 41 bin 577 kişinin ise virüs nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıklamıştı. Dileyenler RKI sayfasından ülkenin en ücra köşesindeki virüs taşıyan kişi sayına ulaşabiliyor.

“ENFEKSİYON ZİNCİRİNİ ÖNEMLİ”

Yaklaşık 10 ay kadar önce “Covid19” tanımlaması sadece Çin’de bir salgına neden olan virüs olarak bilinirken bugün neredeyse herkes uzman! Koronavirüsün ne kadar tehlikeli olduğu ve mutasyona uğramış türü “Koronavirüs B117”nin yüzde kaç daha bulaşıcı ve yayılma riskinin hangi ortamlarda gerçekleştiği konusunda da sermaye ve hükümetinin günlük propagandaları sayesinde artık hepimiz uzman(!) olduk.

Bir süredir “sosyal ilişki“lerin çok tehlikeli” olduğunu ve “enfeksiyon zincirini ortaya çıkarmanın çok önemli” olduğunu da biliyoruz.

RKI, yerel sağlık daireleri, eyalet ve federal düzeyinde sağlık bakanları hepsinin en çok uyardığı konu “sosyal ilişkilerin” en asgariye çekilmesi ve enfeksiyon zincirinin eksiksiz ortaya konulması için ise “Corona-Warn-App”inin akıllı telefonlara yüklenmesi oluyor.

Teoriye göre enfeksiyon zinciri ortaya konulduğunda virüsün “merkez üssü” (“Hotspot”) neresi olduğu da tespit edilebilecek ve zincirin halkası koparılabilecek.

Teoriye göre diyoruz çünkü ne RKI, ne yerel sağlık daireleri, ne de eyalet ve federal düzeyinde sağlık bakanlarının gerçek anlamda “enfeksiyon zincirini ortaya” koymaya niyetleri yok. Adı geçen tüm kurumlara hangi işkolunda, bölgedeki hangi fabrikada Covid19 vakalarının ortaya çıktığı sorulduğunda yanıt hep aynı: “Kurumumuz işkoluna veya işletmelere göre bir istatistiğe sahip değil. Bilgimiz dahilinde bu yönde veriler toplanmıyor.” Bu kurumlara “neden toplanmıyor” sorusu sorulduğunda da yanıt şu oluyor: “Virüsün yaygınlaşması asıl olarak özele ait alanlarda (“im privaten Bereich”) gerçekleşiyor.”

“ORA ET LABORA”

“Yetkili kurumların” söylediğine inanırsak çok akıllı ve kapitalizm yanlısı(!) bir virüsle karşı karşıyayız. İşe giderken tıka basa dolu tramvay, otobüs ve trenlere binmekte ve 20-30 km yolculuk etmekte sakınca yok – çünkü bu “sosyal ilişki” kurma amaçlı değil, sadece gayrisafi milli hasılayı artırma amaçlı. Ama kaldığımız binadaki yan komşumuzu ziyaret etmemiz sakıncalı çünkü sosyal ilişki kurma amaçlı.

Hükümete ve yetkili kurumlara göre epidemiyolojik olarak evden 15 km uzağa gitmemiz sakıncalı, ama daha uzakta ve farklı hanelerden gelen yüzlerce, hatta binlerce insanla aynı çatının altında kurulu montaj bandında çalışmamız sakıncalı değil.

Almanca bir deyimde “önce iş, sonra eğlence” (“Erst die Arbeit, dann das Vergnügen”) deniyor. Ama bu günlerde işçi sınıfının payına düşen sadece iş oluyor – eğlenceye izin yok! Orta çağdan kalma “Ora et labora” (dua et ve çalış) zihniyetine dönülmüş gibi.

VİRÜS NERELERDEN YAYILIYOR?

Kültür Bakanları Konferansı’na göre, 3 Aralık’ta Almanya’da toplam 10 milyon 31 bin 779 öğrenciden 18 bin 793’üne koronavirüs bulaşmıştı, 206 bini şüphe üzerine karantinadaydı. 891 bin 767 öğretmen arasında ise 3 bin 401’i korona pozitif test edilmişti. Bu verilerden okulların virüsün yaygınlaştığı yerlerden biri olduğu görülmekte. Sağlık sigortası AOK, Almanya genelinde 15 milyon dolayındaki üyelerinin veri tabanına dayanarak hazırladığı bir istatistikte Covid19 nedeniyle rapor alanların başında eğitmenlerin geldiğini ortaya koyuyor.

Rakamlar oldukça fazla mı? Evet. Ama her şeyden önce virüsün kaynağını bulmak, müdahale etmek ve salgını engellemek ve gerektiğinde hükümet üzerinde baskı oluşturmak için gerekli bilgiler bunlar, ki bugün bunun gerekli olduğu yazının başındaki rakamlara bakıldığında çok açık görülmekte.

Yukarıda belirtildiği gibi çalışma dünyasının büyük bir kısmı için bu tür, karşılaştırılabilir veriler yok, sistematik olarak kaydedilmiyor. Eğer hükümet pandemiyi engellemekte gerçekten samimi olsaydı bu tür verileri çoktan istatistiklere geçer, kamuoyuna açıklar ve gereğini (örneğin fabrikaları ve okulları kapatmak gibi) yapardı.

Fakat bunun yerine devlet kurumu olan RKI (her gün insanlara kaç kez ellerini yıkamaları gerektiğini, maskeyi nasıl takmaları gerektiğini ve sosyal ilişkilerden uzak durulmasını söyleyen kurum) 9 Eylül 2020’de düzenlediği bir belgede, doktorlar, hemşireler vd. bakım personeli arasında Covid19 enfeksiyonlu olanlar çıktığında neler yapılması gerektiğini bildiriyor. “Personel sıkıntısı nedeniyle hastalara yeterli bakım artık mümkün değilse, sağlık personeli içinde Sars-CoV-2 için pozitif test edilen ilgili kişi ve kişilerle ilgili mevcut tavsiyelerin uyarlanması gerekebilir” denilen belgede pozitif test edilenlerin nasıl çalıştırılabileceği söyleniyor!

ÜRETİM SÜRÜYOR!

Hatırlanacağı gibi ilk “Lockdown”dan kısa bir süre sonra Federal Çalışma Bakanı tarafından çalışma sürelerini düzenleyen yasa askıya alınmıştı. Buna göre günlük çalışma süresi on iki saate kadar uzatıldı, iki vardiya arasındaki dinlenme süresi kısaltıldı ve maksimum haftalık çalışma süresi ise 60 saate çıkarıldı.

Gelen ilk tepkilerden sonra imalat sanayisi için söz konusu değişikliğe “gerekli görüldüğünde TİS tarafları belirleyebilirler” ibaresi eklendi. Ama sağlık ve bakım alanında bu uygulamaya alındı. İlk haftalarda ayakta alkışlananlar şimdi ölesiye çalıştırılıyorlar!

Diğer yanda Deutsche Post’un paket bölümü DHL, DPD ve diğer lojistik firmaları, Amazon gibi işletmelerde çok sayıda korona vakası yaşandığı basına yansıdı. Özellikle DHL grubunun paket ve yük merkezlerinin yüzde 70 ila 80’inde çoğu Bulgaristan ve Romanya’dan gelen göçmen işçiler çalışıyor ve birçoğu işyerlerinin yakınında aynı evlerde yaşıyorlar. Bu merkezlerde yüzlerce işçinin korona virüsüne yakalanması grubun yorumuna göre, “muhtemelen iş sırasında enfeksiyon olmadılar, ama özel ortamlarında olma ihtimalleri yüksek.” Almanya’nın en büyük paket dağıtım şirketindeki çalışma şartları bu emekçileri, tehlikeli olan toplu ve sıkışık barınma koşularında yaşamak zorunda bırakıyor.

Almanya’nın en büyük et üreticisi Tönnies’de benzeri şartlarda çalışan ve yaşayan emekçilerden 2 binden fazlasının korona virüsüne yakalandığı da unutulmadı.

BMW Dingolfing ve Münih’te sayıları açıklanmasa da yüzlerce işçinin virüse yakalandığı yerel basına yansıdı. Haberlere göre her iki fabrikada da şikâyet üzerine yerel sağlık daireleri söz konusu üretim hattında dizi testleri zorunlu hale getirdiler. Testlerin yapılması ardından Digolfing-Landau ilçesinde enfeksiyon sayılarının hızla yükselmesini bir BMW sözcüsü, “bizimle ilgili olduğunu düşünmüyorum, fabrikamızda üretim tam kapasite ve personel ile devam ediyor” diye yorumladı. Yerel gazetede çıkan haberde görüşlerine yer verilen bir işçi, “bizi eve gönderdiler ve yerimize kiralık işçi getirdiler” diyordu.

VİRÜS SINIF FARKINI ORTAYA ÇIKARDI

Sermaye basınında virüsün herkesi “eşitlediği”, ne sınır ne zengin ne de fakir tanımadığını, hiçbir ayrım yapmadan herkesi vurduğu söyleniyor. Örnek olarak ise virüse yakalanan başbakanlar, menajerler ve bazı ünlüler gösteriliyor. Yaşamını yitiren ünlü biri olursa gazete kapaklarına haber konusu bile olabiliyor.

Virüs herkesi vurabilir, bu doğru. Ama herkesi vurmadığını biliyoruz. Yoksa basında, “yüz milyarder birlikte yaşadıkları sarayda virüse yakalandılar” diye haberler çıktı da biz mi okumadık?

Virüsün gelmesiyle toplumsal ilişkiler de altüst olmadı. Toplumsal koşullar korona öncesinden farklı değil; üretim araçları ve toplumsal servet hala sermayenin elinde.

Hiçbir şey değişmedi demekte tabi doğru değil. Ekonomik kriz ve pandemi milyarlarca emekçinin yaşamını derinden etkiliyor. Bunun hem mali hem de sağlık açısından faturası emekçilerin sırtına yıkılıyor. Bunu sessiz sedasız sineye mi çekeceğiz yoksa baş mı kaldıracağız – şimdi önemli olan bu.

Köln’de bu yönde ilk adım atıldı: 16 Ocak günü “Koronayla savaşın! Kapitalizmi değil, insanları koruyun” (Corona bekämpfen! Menschen schützen, nicht den Kapitalismus!) sloganı altında sanayiciler birliğinin önünde bir miting düzenleniyor.