Hollanda’da hükümet istifasını getiren rapor

Foto: Pixabay

NURİ KARABULUT / AMSTERDAM

Hollanda’da 3. Rutte Hükümeti’nin istifasına, çocuk bakım yardımı konusunda çok sayıda ailenin „dolandırıcılıkla“ suçlandığını belgeleyen “Benzeri görülmemiş adaletsizlik” raporu neden oldu.

Hollanda’da 17 Mart’ta yapılacak genel seçimlere iki ay kala 3. Rutte Hükümeti’nin istifası konuşuluyor. Özgürlük ve Demokrasi İçin Halk Partisi (VVD), Hristiyan Demokratlar Birliği (CDA), Demokratlar 66 (D66) ve Hristiyan Birlik Partisinden (CU) oluşan koalisyon hükümetinin istifa etmesinin nedeni ise aralık ayında Meclis Soruşturma Komisyonu tarafından yayınlanan “Benzeri görülmemiş adaletsizlik” adlı rapor.

Bu rapor uzun yıllardır çocuk bakım yardımı konusunda haksız yere dolandırıcıkla suçlandıklarını hiçbir merciye anlatamayan binlerce ebeveynin haklı olduklarını ortaya koydu. Raporun da teyit ettiği gibi, çocuk bakım yardımını ödemekle mükellef olan vergi dairesi uzun yıllar binlerce ebeveyni bilinçli olarak dolandırıcılıkla suçladı. Bu skandaldan dolayı binlerce aile hem maddi hem manevi mağduriyet yaşadı. Verilen bütün sözlere rağmen bu mağduriyetler hâlâ giderilmiş değil.

Raporun önemli tespitlerinden biri hukuk devletinin temel ilkelerinin ihlal edildiğine yapılan vurgu. Bu ihlalin sadece vergi dairesi tarafından yapılmadığını belirten rapor, yargı ve kanun koyucunun da burada suçlu olduğunu söylüyor.

Raporun dikkat çeken ve önemle vurguladığı diğer konulardan biri de, hükümetin bilgi akşının yerinde olmadığına dair tespittir. Hollanda meclisinin konuyla ilgili istediği bilgi, zamanında gönderilmedi ve gönderilen bilgi eksik ya da hatalıydı. Hükümet benzer tutumu Meclis Soruşturma Komisyonu’nun istediği bilgiyi göndermede konusunda da takındı.

Soruşturma komisyonu ebeveynlerin başına gelenleri “benzeri görülmemiş adaletsizlik” olarak niteliyor: “Benzeri görülmemiş, çünkü hükümet ve üst bürokrasinin olayın çapını ve ciddiyetini kabul etmesi için çok uzun süre geçmesi gerekiyordu. Adaletsizlik, çünkü vergi dairesinin ebeveynlere yaptığı muamele ile bu ebeveynlerin itham edildikleri suçlar -ki çoğu durumda haksız yere- arasında büyük orantısızlık söz konusu.”

KURUMSAL IRKÇILIK

Belirtildiği gibi çocuk bakımı skandalından binlerce ebeveyn etkilendi. Meclis Soruşturma Komisyonu ırkçılık yapılıp yapılmadığını araştırmakla görevlendirilmemişti, ancak dolandırıcılık yapmakla suçlanan ebeveynler arasında göçmen kökenlilerin sayısının oldukça kabarık olduğu ortaya çıktı. İkinci bir vatandaşlığı olan, farklı etnik kökenden insanların daha sıkı denetime tabi tutuldukları hiçbir şüpheye yer bırakmayacak bir netlikte görünüyor. Vergi dairesi bunun için sistemler geliştirmiş. Türkiye, Fas, Sürinam ve Antil kökenli göçmenler bunlar arasında başı çekiyor. İnsanların farklı isimlere sahip olması, çifte vatandaş olmaları daha sıkı denetlenmeleri için vergi dairesi açısından yeterli sebepler arasında gelmiş. Bu veriler vergi dairesinin göçmen kökenli insanları sistematik olarak daha sıkı denetlediği ve onları haksız yere dolandırıcılıkla suçladığını ortaya koyuyor. Irkçı ayrımcı uygulamalar elbette sadece vergi dairesi ile sınırlı değil. Eğitimden konut alanına kadar birçok alanda göçmen kökenli insanların ayrımcılığa maruz kaldığı biliniyor. Bu gerçekler Hollanda’da kurumsal ırkçılığın geldiği boyutu göstermesi bakımından çarpıcı. Çarpıcı olduğu kadar ırkçılığa karşı mücadelenin bugün daha önemli hale geldiğini de gösteriyor.


KRONOLOJİ

Çocuk bakım yardımı skandalının uzun bir geçmişi var. Olay sağ liberal VVD ile sosyal demokrat PVDA ortaklığında kurulan 2. Rutte hükümetine, hatta onun öncesi olan 1. Rutte hükümetine kadar gidiyor. 2013 yılında Bulgaristan’dan Hollanda’ya çalışmaya gelen insanların sosyal ödenek ve hizmetleri almak için yolsuzluk yaptıkları iddiası uzun bir süre tartışılmıştı. Kamuoyu bilinçli olarak yönlendirilmiş ve bunun üzerine yolsuzluğa karşı daha etkili mücadele edilmesi doğrultusunda hemen hemen bütün partilerin onayı ile meclis kararı alınmıştı. Bunun için vergi dairesi ve bakanlık bünyesinde özel birimler oluşturuldu.

İlerleyen yıllarda giderek artan sayıda binlerce insana haksız yere dolandırıcı etiketi yapıştırıldı. Dolandırcı etiketi yapıştırılan insanlar başvuru formlarını doldururken küçük hatalar yapmışlardı. Ya da örneğin harcamalarla ilgili bir fişi göndermeyi unutmuşlardı, Bu insanların itirazları vergi dairesi tarafından kabul görmedi. Mahkemeler de vergi dairesinin ithamlarını kanuna uygun olarak değerlendirdi. Çok küçük bir hata da olsa dolandırıcı damgası yiyenlerin çocuk bakım yardımı durduruldu ve geriye dönük olarak aldıkları on binlerce euroluk yardımı geri ödemek zorunda bırakıldılar. „Dolandırıcılıkla“ suçlandıkları için taksitle geri ödeme de kabul edilmedi.

2017 yılında Ombudsman, konuyla ilgili olarak bir rapor hazırladı. Rapor, vergi dairesinin uygulamasını sert bir dille eleştiriyordu. 2019 yılında eski bakanlardan Donner’in başkanlığında kurulan tavsiye komisyonu da bu yöntemi eleştiren bir rapor hazırladı. Hükümet bu raporları dikkate almadı ve bildiği yolda devam etti.

2018 yılının Eylül ayında RTL Nieuws ve Trouw gazetesinden iki gazeteci, vergi dairesinin sert uygulamalarını haberleştirerek, vergi dairesinin itirazları kategorik olarak reddettiğini dile getirdi. Bu haberler ailelerin uğradığı haksızlıkların kamuoyunun gündemine gelmesini sağladı. Hristiyan Demokratlar Birliği’nden (CDA) Pieter Omzigt ve Sosyalist Parti’den (SP) Renske Leijten adlı milletvekilleri mağdur ailelerle birlikte hareket ederek konunun değişik kerelerde meclisin gündemine gelmesinde önemli rol oynadılar. Bunun sonucu parlemento bünyesinde bir soruşturma komisyonunun kurulmasına karar verildi.

Meclis bünyesinde kurulan soruşturma komisyonu Kasım 2020’de dönemin politik olarak sorumlu bakanlarını ve bürokratları sorguladı ve 17 Aralık 2020’de konuyla ilgili olarak raporunu yayınladı.

İLK İSTİFA

Raporun yayınlanmasından sonra ilk istifa Sosyal Demokrat İşçi Partisi (PVDA) bünyesinde yaşandı. İkinci Rutte Hükümeti’nde Sosyal İşler Bakanlığı görevinde bulunan PVDA lideri Asscher parti liderliğinden ve vekillikten istifa ettiğini kamuoyuna duyurdu.  Asscher, 17 Mart’ta yapılacak genel seçimlere de liste başı olarak katılmayacağını belirtti.

HÜKÜMET İSTİFA ETTİ AMA…

3. Rutte Hükümeti istifa etmemek için epeyce direndi. Bunun için Kovid-19 salgınını bile kullandı. Başbakan Rutte’ye göre ülke böyle bir dönemde yönetimsiz bırakılamazdı. Bu yönlü propagandalar halkın azımsanmıyacak bir bölümünü de etkiledi. İstifa öncesi yapılan yoklamalar çoğunluğun hükümetin istifa etmesine gerek olmadığı yönündeydi. Genel seçimlere iki ay gibi kısa bir sürenin kalmış olması ve pandemi süreci ileri sürülen önemli gerekçelerdi. Ancak mızrak çuvala sığmıyordu artık. Raporun bir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde net olması, kamuoyunun bir kesiminin baskısı ve PVDA lideri Asscher’in istifası hükümeti de nihayetinde istifa etmeye zorunlu kıldı.

Hükümet istifa etti, ama hükümette yer alan önemli isimler yaşanan bu hukuksuzluktan ders çıkarmış gibi görünmüyorlar. Gerek Başbakan Rutte gerekse de kabinedeki diğer partilerden bakanlar 17 Mart genel seçimlerine katılmakta bir sorun görmediklerini ilan ettiler. Başbakan Rutte’ye seçimlerde adaylıktan çekilip çekilmeyeceği konusunda yönetilen sorulara verdiği cevaplarda, kendisinin bu skandalda doğrudan bir payının olmadığını belirterek adaylığının devam edeceğini söyledi. Hem bütün kabinelerde başbakanlık yapacaksın hem de doğrudan payın olmayacak! Bilenler ve takip edenler Rutte’den başka bir tutum beklemiyorlardı zaten.

MECLİSTE TARTIŞMA

Hükümetin istifası sonrası mecliste genel bir görüşme yapıldı. Başta muhalefet partileri olmak üzere koalisyon ortağı bazı partiler de hükümete sert eleştiriler de bulundular. Başbakan Rutte’ye bu skandalda sorumluluğunun ne olduğunu sordular. Rutte “genel olarak sorumlu” olduğunu belirterek, olayın açığa çıktığı 2019 yılının yazından itibaren de doğrudan sorumlu olduğunu belirtti. Hükümetin istifa etmesiyle politik sorumluluğu üstlendiklerini belirten Rutte, 17 Mart genel seçimlerine katılıp katılmayacağını da meclisin değil, ancak partisi VVD’nin  karar verebileceğini söyledi.

En sert eleştiriyi ise partisi adına tartışmaya katılan CDA milletvekili Pieter Omzigt yaptı. Hollanda’yı bu haliyle bir “muz monarşisine” benzeten Omzigt, Hükümetin, devlete ait kurumların ve parti fraksiyonlarının halka karşı bir “klik” oluşturduğunu söyledi. Omzigt ailelerin mağduriyetini gidermek için verilen sözlerin çok azının yerine getirildiğini de sözlerine ekledi.

Sosyalist Parti (SP) hükümetin istifasının olumlu bir adım olduğunu ancak bunun yeterli olmadığını belirterek, skandalın en ince ayrıntısına kadar araştırılması için meclis araştırma komisyonunun kurulmasını önerdi.

Yeşil Sol (GL), D66 partisi ve FNV sendikası ile birlikte kreşlerin ve çocuk bakım yuvalarının ücretsiz olması önerisi, SP ve PVDA tarafından desteklenirken diğer partiler buna yanaşmadı.

ALINAN İLK ÖNLEMLER

Mağdur olan her aileye ilk etapta 30 bin Euro ödenmesi konusunda hükümet daha önce karar almıştı. Ancak şimdiye kadar bir ödeme yapılmadığı tartışılıyor. Ayrıca mağdur ailelerin develete bağlı kurumlara olan borçları silinecek. Hükümet özel sektöre de mağdur ailelerin borçlarını silmesi çağrısı yaptı. Vergi dairesindeki ayrımcı/ırkçı uygulamaları araştırmak üzere bir devlet komisyonunun kurulması bekleniyor.