Eğitimde alarm zilleri değil, felaket sirenleri çalıyor! 

DENİZ TUNÇ

Son günlerde ulusal ve yerel basında eğitimle ilgili çıkan çok sayıda haber eğitim ve öğretimin bütün bileşenlerinin Covit-19 sürecinin eksik ve yanlış yönetilmesinden kaynaklanan çok yönlü bir buhranın içinde olduğunu gösteriyor.

Hamburg Eğitim Dairesi çocukların, gençlerin, velilerin ve eğitim emekçilerinin yardım çığlıklarına kulak vermek yerine işlerin ne kadar iyi yürüdüğüne dair rakamlar bularak göz boyamaya çalışıyor. 

Hemen her hafta basın açıklaması ve yeni birtakım değişikliklerle eğitim-öğretimin bütün bileşenlerini bir kaosun içine sürükleyen Hamburg Eğitim Dairesi aynı mektupla hem yılsonu sınavlarını hem sözleşmeli eğitim emekçilerinin sözleşmelerini hem de kreşlerde çocukları olan ailelerin durumlarını düzenlemeye çalışıyor. 

Senatör Raabe sorumluluğunda yürürlüğe konan değişiklikler, Hamburg eğitim sisteminde aciliyet teşkil eden sorunların tespiti ve çözümünden çok günü kurtarmak istendiği izlenimini yaratıyor. Sorunları yadsıyan tavrıyla Eğitim Dairesi, üstelik Hamburg’u ‘örnek alınacak eyalet’miş gibi göstererek, eğitim bileşenlerini geri dönülmez bir buhrana sürüklüyor. 

‚ÖRNEK EYALET HAMBURG’DA ÖRNEK SAHNELER!

Hamburg’da bir semt okulunda öğretmen olarak çalışan Bayan Mustermann bir yandan “moodle” adlı uygulamada o anda çevirimiçi olan öğrencilerin yoklamasını yaparken diğer yandan da odanın diğer köşesinde tabletinin önünde ders izleyen oğlunu gözlemekte.  

Jonas 3. sınıfta ve çocuk odasında okuma-yazma öğrenmeye çalışan 1. sınıftaki kız kardeşini rahatsız ettiği için oturma odasına getirilmekten hiç memnun değil. Annesi de oturma odasında çalıştığı için kesinlikle sessiz ve hatta hareketsiz oturmak zorunda. O arada cep telefonu çalınca Bayan Mustermann telefonunu alıp yatak odasına geçiyor. Arayan sınıf öğretmeni olduğu 9. sınıftan Zara’nın annesi. 14 yaşındaki Zara kollarını keskin aletlerle ya da tırnaklarıyla kanayıncaya kadar çiziyor, kesiyor ve hemen her gün sinir krizleri geçiriyor, bu krizlerde dakikalarca çığlık atıyor, bazen kendini odaya kapatıyor ve saatlerce anne ve babasına yanıt vermiyormuş. Asıl sorunun cep telefonu bağımlılığıyla ilgili olduğunu, Zara’nın ‘ders yapacağım’ bahanesiyle çocuklara uygun olmayan sayfalara kayıt olduğunu, hatta bu sayfaların fatura gönderdiğini anlatıyor. Geçen ay işten atılan babanın çareyi cep telefonunu iptal etmekte bulduğunu anlatan anne, bir türlü anlatmayı kesmiyor ve neredeyse ağlayacak. Bayan Musterman araya girip soru soracak bir boşluk bulamıyor. Özür dileyerek kadının lafını kesip anneye neler yapabileceği konusunda önerilerde bulunuyor ancak anne ‘Bayan Musterman çok özür dilerim ama konuşacak kimsem yok, o yüzden size anlatmak istedim!’’ diyor. Bayan Musterman az sonra karneler için konferansa girmesi gerektiğini ama ihtiyacı olursa akşam yine arayabileceğini söylüyor. 

Son bir hafta içinde velilerden aldığı üçüncü telefon. Birincisinde sınıftaki erkek öğrencilerden biri evde eline geçeni kırmış, diğerinde ise yine erkek öğrencilerden birinin derin depresyon belirtileri gösterdiği haberini almış. Ve bu iki öğrenci de aslında barışçıl ve problemsiz çocuklar. Jonas’ın bir hafta on gündür sürekli ayağıyla bazen duvara, bazen masa ve sandalyelere vurma alışkanlığı geliştirdiğini düşününce kaygılanıyor. Ama oturuma 10 dakika var, çocukların yemeğini masaya koyup işe devam etmesi gerek… 

UZAKTAN EĞİTİM MUĞLAK BİR KAVRAM

Hamburg’da uzaktan eğitim-öğretim, Eğitim Dairesi tarafından ‘pedagojik özgürlük ve özgünlük’ prensibi gerekçesiyle her okulun kendi koşullarına teslim ediliyor. Bu da okulların ve öğrencilerin eşitsiz koşullarda uzaktan eğitim kulvarında yürüdüğü gerçeğini örtbas ediyor. Dijital olanakların her okulda farklı kaynaklara dayanması, uzaktan öğretimde kullanılan dijital platformların veri aktarma güvenliğindeki eksiklikler, ülke ve eyalet genelinde öğrenciye ve öğretmene ulaştırılması gereken teknik ve dijital olanakların okullardaki bilgisayar uzmanı eksikliği nedeniyle gecikmesi ya da daha yerlerine ulaşmamış olması, öğretmenleri bağlayan ders tasarımlarının yokluğu gibi nedenler ‘uzaktan eğitim’in muğlak bir kavram haline gelmesine neden oluyor. 

Farklı okullara giden kardeşlerin biri çevirimiçi eğitimle ders görürken diğeri basılmış haftalık ders planlarıyla çalışmak durumunda kalabiliyor. Özellikle ikiden fazla çocuğun uzaktan eğitim gördüğü işçi ve emekçi aileleri hem araç-gereç sıkıntısı, hem internete ulaşım olanaklarıyla mücadele etmek zorunda kalırken, göçmen ailelerinin derslere yardım edebilmeleri dil engeli ve okul sisteminin işleyişine dair bilgi eksikliği nedeniyle imkansız hale geliyor. 

ÇOCUK VE GENÇLERİN PSİKOMATİK SAĞLIĞIYLA İLGİLENEN YOK!

Bahardaki pandemi döneminde yapılan ve bir tıp dergisinde yayınlanan araştırma bütün ülkede yankı uyandırmış ve okulların en son kapatılacak kurumlar olması konusunda sözde görüş birliği edilmişti. 

Ancak sürecin somut yönetimi için ileriye dönük plan ve programlar somut sıkıntıların çözümü olmaktan uzak kaldı. Araştırma, çocukların ve gençlerin psikosomatik sağlığının sınıfsal ve etnik kökenle doğrudan ilişkilendirilebilen maddi ve sosyokültürel olanaklara (ders araç-gereçleri, oturduğu evin büyüklüğü, beslenme ve serbest zamanları değerlendirme bilinci) ve ailedeki iletişimin şekline bağlı olduğu tespitinde bulunmuştu. Zamanını küçük dairelerde, evlerde, kalabalık ailelerde, anne-babanın çeşitli nedenlerle geçinemediği ortamlarda geçiren çocuk ve gençler başta olmak üzere genel olarak araştırmaya katılan çocuk ve gençlerin çoğunda şu semptomlar tespit edilmişti: Sırt ağrısı, sinirlilik, karın ağrısı, baş ağrısı, uyku problemleri ve kaygı hali. 

Yaz döneminde özellikle psikolojik hizmet veren kurum ve meslek grupları kapasitelerinin üzerinde çalışmışlardı. Zaten ihtiyaçları karşılamaktan uzak olan Gençlik Dairesi, okul psikologları ve sosyal danışmanlar, okulların açılmasıyla ya sistemin başka alanlarındaki eksikleri gidermek için kullanıldılar ya da kapasiteleri sınırlı kalmaya devam etti. 

EMEKÇİ VE GÖÇMEN KÖKENLİ AİLELERDE BUHRAN DAHA DERİN

Gelinen süreçte emekçi ailelerinin yaşadığı kriz, ekonomik belirsizlik, söz verilen devlet yardımlarının gelmemesi, işsizliğin getirdiği sosyal yükler ve benzeri nedenlerle daha da derinleşti. Gelecek korkusu, çocuklarla ilgili kaygı ve yetersizlikler de eklenince pandeminin etkileri katlanarak ailelerdeki psikozların ve krizlerin görünürlüğünü de artırdı. Ancak bu sorunlar, Eğitim Dairesi’nin ilgilendiği bir alan olmaktan çıktı, ailelerin kendi sorunu haline getirildi. 

DÖRT ÖĞRETMENDEN BİRİ TÜKENMİŞLİK SENDROMU YAŞIYOR!

Eğitim camiasının belkemiğini oluşturan öğretmenler bütün bu olan biten karşısında ciddi bir ikilem yaşıyorlar: Bir yandan sistemin işlemediğinin farkındalar diğer yandan da öğrencinin buna rağmen öğrenmesi için çalışmaya devam etmekteler. Daha öğretim yılı başında Hamburg’da çeşitli okullardan Eğitim Dairesi’ne gönderilen öneriler hiç dikkate alınmadığı gibi tamamıyla yeni sorunlar doğuran yönetmelikler dayatıldı. Bu da öğretmenlerin zaten kolay olmayan işlerini daha da zorlaştırdı. Daha çok kadınlardan oluşan meslek grubu olarak özellikle çocukları olan öğretmenlerin çalışma koşulları aile sorumluluklarıyla daha da ağırlaştı. Çevirimiçi etkinlikler her branştan ve okuldan öğretmenin çalışma saatlerini yüzde 20’ye varan oranlarda arttırdı. GEW Sendikasının aralık ayında yayınladığı bir araştırma sonuçlarına göre, öğretmenlerin yüzde 25’i tükenmişlik sendromuyla mücadele ediyor ve psikosomatik sağlık sorunları yaşıyor. Eğitim Dairesi bu konuda da ilgisizliğini sürdürüyor. 

Özetleyecek olursak. Hamburg’da eğitim ve öğretimde alarm zillerine kulak verilmediği için eğitimin bütün bileşenlerinin sağlığı tehlikede. Sadece pandemi nedeniyle değil, hasta bir eğitim sistemi nedeniyle artık felaket sirenleri çalıyor. Çözümse ancak bütün bileşenlerin sadece kendi sorunlarıyla değil sistemin sorunlarıyla ilgilenmesiyle bulunabilir. 

%d Bloggern gefällt das: