Evleri fabrika yapabilir misiniz?

Foto: Pixabay

YÜCEL ÖZDEMİR

15 Ocak’ta Alman Sendikalar Birliği (DGB) Genel Başkanı Reiner Hoffmann ve Alman İşverenler Birliği (BDA) Başkanı Rainer Dulger’i Bellevue Sarayı’nda yanına alan Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, kameraların karşısına geçerek, pandemiye karşı evden çalışma (Homeoffice) çağrısında bulundu.

Konuşmaların içeriğine bakıldığında asıl olarak şu mesaj verildi: “Evde çalışmayı mümkün hale getirin! Bunun nasıl ve ne zaman yapılacağını en iyi siz bilirsiniz. Buna her zamankinden çok ihtiyacımız var. Bugün birçok iş ilişkisi dijital ortamda tasarlanabilir. Bu her zaman ideal bir yol değil, ancak virüsten korunmak için en güvenli yoldur.” (bundespraesident.de)

Sadece sendikalar, sermaye örgütleri ve siyasetçiler değil aynı zamanda medyada da bu yönde epey propaganda yapıyor. Kısacası zaman kaybetmeden “Evler işyeri yapılsın” diyorlar. Evden çalışmayı pandeminin yayılmasını durdurmak için neredeyse tek çözüm yolu olarak sunuyorlar.

İki gün önce hükümetin bu konuda hazırladığı plan yürürlüğe girdi. Buna göre, imkan olduğu halde çalışanlarına Homeoffice yaptırmayan işverenlerden açıklama talep ediliyor. Bu imkana sahip çalışanlara işverenleri, yöneticileri zorlamaları salık veriliyor. Buna rağmen Homeoffice yaptırmayan işverenlere son çare olarak para cezası verilmesi de gündemde.

Bavyera Başbakanı Markus Söder ise, Homeoffice yaptıran firmalara vergi kolaylığı ve maddi destek gündeme getirdi.

“Ne kadar çok Homeoffice, o kadar az korona” yaklaşımı adeta slogan hale getirilmiş. Federal İstatistik Dairesinin verilerine göre 2019’da Almanya’da çalışanların yüzde 12.9’u evden çalışıyordu. Buna asıl olarak üst gelir grubundan şirket yöneticileri (yüzde 30) ve akademisyenler (yüzde 33) başvurmuş.

2020’de ise pandeminin yardımıyla Homeoffice iki katına çıktı. Geçtiğimiz nisan ayında çalışanların yüzde 27’si evde çalışırken, bu oran kasımda tekrar yüzde 14’e düştü. Ocak ayında yeniden yüzde 25’e yükseldi.

Ancak bu da yeterli görülmüyor. Basında, ülke genelinde evden çalışma potansiyeli olan işlerin oranının yüzde 56-60 arasında olduğu propaganda ediliyor. Ancak Federal İş Güvenliği ve Sağlığı Dairesi (Bundesanstalt für Arbeitsschutz und Arbeitsmedizin – BAuA) var olan işlerin yüzde 75’inin kısmen ya da tamamen evden çalışmaya uygun olmadığını savunuyor.” (Junge Welt, 27.01.2021)

Evden çalışmanın bir kampanya haline getirilmesinin başlıca amacı şirketlerin giderlerini düşürmektir. Emekçilerin evlerini işyeri haline getirmeyi hedefleyen sermaye, böylece bir taraftan çalışma yaşamını daha fazla kuralsızlaştırarak sömürüyü yoğunlaştırıyor, diğer taraftan çalışanlar arasında sosyal bağları, iletişimi kopararak yalnızlaştırarak örgütsüz hale getiriyor. Büroda pek çok şeyi birlikte yaşayan, tanık olan çalışanlar denilebilir ki Homeoffice’de tek başına kalıyor. Ayrıca, evin işyerine çevrilmesinin aile içinde yeni sorunlara yol açacağı bugünden ifade ediliyor. Özellikle de kadınlar açısından. Dolayısıyla uzun vadede çalışanlara ekonomik ve sosyal açıdan maliyeti tahmin edilenden de fazla.

Bugün pandemiyle mücadele adına çalışanları evden çalıştırma kampanyası sürdürenler aslında dolaylı olarak zorunlu olmayan sektörlerde işyerlerinin normal şekilde çalışmasıyla koronavirüsün yayılması arasında bir bağın olduğunu da kabul ediyorlar. Okulların, lokantaların, mağazaların 16 Aralık’tan bu yana kapalı olduğu Almanya’da buna rağmen vaka ve ölüm sayısında ciddi bir azalma söz konusu değil.

Pandemiyi engelleme adına kafayı Homeoffic’e takanlar, zorunlu olmayan sektörlerde fabrikaların bir süreliğine tamamen kapatılmasına ise kesin olarak yanaşmıyorlar. Bunun ekonomideki kısmi toparlamayı gerileteceğini gerekçe gösteriyorlar. Üretime insan hayatından daha fazla önem veriyorlar.

Halbuki, Almanya birinci dalgada zorunlu olmayan sektörlerde üretimi durdurarak pandemiyle mücadelede kısmi bir başarı sağlamıştı. Federal Çalışma Ajansının verilerine göre kısa çalışmanın yaygın, koronavirüsün az etkili olduğu nisan-mayıs-haziran 2020’de kısa çalışmaya giden toplam işletme sayısı yarım milyonu geçiyordu. Virüsün “pik” yaptığı ekim ayında bu sayı 250 bine kadar düştü. Keza nisan 2020’de yaklaşık 6 milyon emekçi kısa çalışmaya gönderilirken, ekim 2020’de bu sayı 2 milyona kadar geriledi.

Üretimle pandemi arasındaki ilişkiye dikkat çektiği için, üretimin bir süreliğine durdurulması talebiyle ortaya çıkan “ZeroCovid/SıfırKovid” inisiyatifleri kısa sürede geniş kesimler tarafından ilgi gördü.

Rakamlar üretimdeki çalışan sayısıyla vaka sayısı arasında doğru bir orantı olduğunu ortaya koyuyor. Ancak evlerin fabrikaya çevrilip, işçileri çalıştırmaya devam ettirmenin mümkün olmadığının farkında olan sermaye örgütleri, sendikaları da yanına alarak ısrarla üretimin aksamadan devam etmesini savunuyorlar. İşçi ve emekçilerin çıkarlarını savunması gereken sendikalar ise bu süreçte iş birlikçi yüzlerini bir kez daha ortaya koydular. Halbuki, dönem sendikaların pandeminin yayılmasını engellemek, işçilerin hayatını korumak için farklı bir çözüm sunmasını gerektiriyor.

Sendika merkezlerinin bunu yapmayacağı ortada. Bu nedenle tabandan yeni bir hareket kaçınılmaz…

%d Bloggern gefällt das: