Koronayı azaltmak nasıl mümkün?

Foto: Pixabay

Koronavirüs salgınının başlamasının üzerinden bir yıl geçti ve bu bir yıl içinde hükümetler tarafından “önlem” adı altında alınan kararlar virüsün yayılmasını engellemediği gibi ölümleri de durduramadı. Tersine artırdı. Bu nedenle ülkeden ülkeye farklılık arz etmekle birlikte, önce virüsün yayılmasını durdurmak sonra aşamalı olarak ortadan kaldırmak için ciddi adımların atılması kaçınılmaz.

Ne var ki, özellikle ölüm oranlarının yüksek olduğu kıta ve ülkelerde devletler bugüne kadar yapılanların dışında yeni bir çözüm önerisi sunacak durumda değiller. Dolayısıyla geldiğimiz aşama sermaye yansılı politikaların iflası anlamına geliyor. Tek ve kalıcı umut olarak sunulan aşıda da ne yazık ki olabildiğince yavaş bir ilerleme söz konusu. Çünkü aşı konusunda tekeller için insan hayatından çok kâr ve pazar daha büyük bir önem taşıyor.

Dolayısıyla sermayenin emrindeki hükümetler, halk sağlığı yerine sermaye kesiminin çıkarlarına odaklandığı için, virüsü yenme, yayılmayı kısa sürede sınırlama ve düşürme, hayatı mümkün olduğu kadar kısa sürede büyük ölçüde normalleştirme yönünde adımlar atma konusunda ciddi bir bocalama ve tutarsızlık sergilemekteler…

Buna hükümetler arasında Almanya da var. Günlük vaka sayısının 20 bin, ölü sayısının bin civarında seyrettiği Almanya, 16 Aralık’tan bu yana sıkı kapanma anlamına gelen “Lockdown” politikası izliyor. Okullar ve mağazaların kapatıldığı bu dönemde sayılarda ciddi bir azalmanın olmaması, doğal olarak nedenleri üzerinde tartışmaları da beraberinde getirdi. Bu tartışmaların etkisiyle hükümet, önce 14 Ocak’ta, sonra 31 Ocak’ta bitmesi planlanan kapanma sürecini en son 14 Şubat’a kadar uzattı. Öyle anlaşılıyor ki, kapanma nisana kadar sürebilecek.

İlan edilen “Lockdown”a rağmen vaka ve ölüm sayılarında hatırı sayılır bir düşüşün olmamasını değerlendiren bilim insanları bunu “ülkedeki hareketliliğin yüksek olması”na bağlıyorlar. Hareketliliğin asıl nedeni ise zorunlu ihtiyaçları üretmeyen işletmelerin, işkollarının ’normale dönmesi’nden başka bir şey değil. Dolayısıyla koronavirüsün Almanya’da da kontrol edilemez hale gelmesinin başlıca nedeni, sermayenin üretimde ısrar etmesi, acil-zorunlu alanlar dışındaki fabrikaları kapatarak işçilerin evde kalmasını sağlamaya yanaşmamasıdır.

ÇALIŞMA HAYATI NORMALLEŞTİRİLDİKÇE VİRÜS YAYILIYOR

Federal Çalışma Ajansı’nın verilerine göre kısa çalışmanın yaygın, koronavirüsün az etkili olduğu Nisan-Mayıs-Haziran 2020’de kısa çalışmaya giden toplam işletme sayısı yarım milyonu geçiyordu. Daha somut bir ifadeyle: Nisan’da 610 bin, Mayıs’ta 540 bin, Haziran’da 412 bin işletme kısa çalışmaya gitti. Bunun nedenlerinden birisi tedarik zincirlerinde yaşanan sorunlardı. Bu rakam virüsün “pik” yaptığı Ekim ayında ise 250 bine kadar düştü.

Çalışanlar açısından bakıldığında ise Nisan 2020’de yaklaşık 6 milyon emekçi kısa çalışmaya gönderilirken, Ekim 2020’de bu sayı 2 milyona kadar düştü.1 Benzer bir durum Home Office (Evde çalışma) için de geçerli.

Rakamlar üretim durdukça, kısa çalışma ve Home Office arttıkça pandeminin yayılmasının önlenebileceğini somut olarak gösteriyor. Fabrikalarda çalışan sayısıyla vaka sayısı arasında doğru bir orantı söz konusu.

Hükümet ve bilim insanları da bunun farkında. Üretimi durdurmaya yanaşmayan hükümet, en son Home Office’yi yaygınlaştırmak için yeni bir düzenlemeye gitti. Buna göre evde çalışmanın mümkün olduğu ancak bunu yapmayan firmalardan açıklama talep edilecek. Hedef daha fazla Home Office’yi yaygınlaştırmak. Hem de süresi ve getireceği ek yükler gözönünde bulundurulmadan ve yük emekçilerin sırtına bindirilerek…

#ZEROCOVID TARTIŞMAYA İVME KATTI

Hükümetin yetersiz-tutarsız önlemleriyle koronavirüsün yayılmasının durdurulamayacağının farkında olan aydınlar, sanatçılar, sendikacılar ve siyasetçiler tam da bu dönemde tartışmaların merkezindeki üretimin durdurulması talebini de içeren bir açıklamayı internet üzerinden imzaya açtılar. “ZeroCovid/SıfırKovid” adıyla “Hedef sıfır enfeksiyon” başlığı altında yayınlanan ve beş madde halinde sıralanan talepler kataloğu hem sermaye basınında hem de sol cephede değişik tartışmalara vesile oldu. Sadece bu tartışmaların bile sürece katkı sağladığını şimdiden söylemek mümkün.

Birinci maddede, “Ekonominin sosyal açıdan gerekli olmayan alanlarını kısa bir süre için kapatmalıyız. Fabrikalar, ofisler, fabrikalar, şantiyeler, okullar kapatılmalı ve çalışma yükümlülüğü askıya alınmalıdır” deniliyor. Kapanma süresi için ise net zaman tanımlaması yapılmıyor.

İkinci maddede, kapanma sırasında ekonomik olarak evde kalanların desteklenmesi yer alırken, üçüncü maddede sağlık sisteminin yeniden yapılandırılması, dördüncü maddede aşının küresel olarak adil bir şekilde dağıtılması talep ediliyor. Beşinci maddede ise zenginlerin “Kovid dayanışma vergisi” ödemesi isteniyor. (Ayrıntılar sayfa 4’te)

ELEŞTİRİLER NE KADAR YERİNDE?

Sermaye basını ve örgütleri tarafından, çağrıda zorunlu olmayan bütün alanlarda üretimin durdurulması ve zenginlerin vergi ödemesi gerektiği yönündeki maddeler yer aldığı için eleştirildi. Sol cepheden ise taleplerin gerçekleşme şansının olmadığı, hükümetlerin özgürlükleri kısıtlama tutumunu destek olacağı ve özellikle planın Avrupa çapında olması eleştirildi. Bugün pek çok AB ülkesinde vaka ve ölüm oranlarında farklılıklar olduğu için her ülkenin bu plana yanaşmayacağı, dolayısıyla AB çapında böylesine talepler öne sürmenin daha başından itibaren yanlışlık içerdiği dile getirildi.

Hiç şüphe yok ki, koronavirüs konusunda her AB ülkesi aynı süreci yaşamıyor. Bu nedenle her ülkenin virüsü sıfıra indirmek için farklılıklar içermekle birlikte bir plana sahip olmasını talep etmek yanlış değildir. Bunun ne kadarının yerine geleceği ise bu ülkelerde verilen mücadeleye bağlı.

Bir diğer önemli eleştiri ise “kapanmanın” nasıl olacağı. İnsanların evlerinde durmaması durumunda polisin devreye gireceği ve zorla insanları eve hapsedeceği, dolayısıyla “polis devletine” yol açacağı yönünde. Koronavirüsün ortaya çıkmasından bu yana elbette pek çok demokratik hak ve özgürlük ihlal edildi. Ancak “dayanışmacı bir kapanma” için öncelikle halkın bilgilendirerek, evde kalması temel alınmalı. Bu düzeyde bir kapanmanın kolay olmadığı elbette ortada. Ancak yeterli aydınlatma, bilgilendirme ve halkın karar alma süreçlerine ortak edilmesiyle, salgının kontrol altına alınması ve uzun vadeli bir rahatlama sağlanabilmesi açısından, mümkün ve şu andakinden daha etkili bir seçenek olacağı söylenebilir.

POLİTİK İKLİMİN DEĞİŞMESİ İÇİN ÖNEMLİ

Önerilerin ne kadarının gerçekçi ne kadarının hayalci olduğu asıl olarak, virüsün yayılmasına karşı verilecek mücadeleyle bağlantılı. Bazen en doğru ve gerçekçi talepler bile uğruna mücadele edilmediği için yerine gelmeyebiliyor. #ZeroCovid’in zorunlu olmayan alanlarda üretimin durdurulması, zenginlerin ek vergi ödemesi şeklindeki talepleri yeni tartışmalara kapıyı araladı ve aralamaya da devam edecek gibi görünüyor. Denilebilir ki, koronavirüs konusunda muhalefet adına son bir yıldır inisiyatifi sağırı sağcı/popülist kesimler aldı ve gündemi belirlediler. Ancak söyledikleri bilim dışı komplo teorilerin gerçek hayatta karşılı olmadığı için, bu ‚komplo muhalefeti‘, kafa karışıklığı ve hükümetin tutarsız politikalarını meşrulaştırmaktan başka bir sonuç yaratmadı.

Gelinen noktada hem salgınla mücadeleyi etkinleştirme hem de hükümetin sermaye odaklı politikalarına karşı tek seçeneğin ve çıkış yolunun emekten, halktan yana kesimlerin daha somut taleplerle pratik bir muhalefet oluşturması olduğu görülmelidir. Emekçilerin ve demokratik kamuoyunun bu şeklide inisiyatif alması otoriterleşme eğilimindeki hükümetleri baskılamanın ve özgürlükleri orta-uzun vadede savunabilmenin de başlıca yoludur.

Bu nedenle olasılıklar üzerine fikir yürütmek ve beklemek yerine somut taleplere ve pratik bir muhalefet hareketine odaklanmak büyük önem taşıyor. “#ZeroCovid” gibi inisiyatif ve adımlar da, bu yönde bir muhalefetin oluşması, emekçilerin ve halkın somut ihtiyaç ve talepleri doğrultusunda toplumsal mücadelenin ivme kazanması açısından bir anlam ifade ediyor. Ve söz konusu talepler etrafında oluşacak bir toplumsal muhalefet, salgının yaratacağı tahribatı azaltmanın yanı sıra, korona sonrası dönemde daha da sertleşmesi muhtemel emek-sermaye çatışması sürecinde emekçilerin elinin güçlenmesi açısından da anlamlı ve gerekli görünmektedir. (YH)


Hedef sıfır enfeksiyon!

1. Birlikte sıfıra inelim: İlk hedef enfeksiyon sayısını sıfıra düşürmektir. Ülkeler ve bölgeler arasında bir pinpon etkisinden kaçınmak için, tüm Avrupa ülkeleri hızlı ve aynı anda hareket etmelidir. Bu hedefe ulaşılırsa, kısıtlamalar ikinci bir adımda dikkatlice gevşetilebilir. Düşük vaka sayısı, bir kontrol stratejisi ile sabit tutulmalı ve yerel salgınlar derhal ve kuvvetli bir şekilde kontrol altına alınmalıdır. Üçüncüsü, ortak bir uzun vadeli vizyona ve bu temelde bölgesel ve ulusal eylem planlarına ihtiyacımız var. Bunlar arasında tarama ve aşılama stratejileri, risk gruplarının korunması ve pandemiden özellikle kötü etkilenen kişilere destek yer alır.

Bu hedefe ulaşmak için birkaç haftalık dayanışma molasına ihtiyacımız var. Kapanma şu anlama gelir: Doğrudan temaslarımızı – iş de dahil – minimumda sınırlıyoruz! Yalnızca boş zamana odaklanır ancak çalışma saatlerini hariç tutarlarsa önlemler başarılı olamaz. Ekonominin sosyal açıdan gerekli olmayan alanlarını kısa bir süre için kapatmalıyız. Fabrikalar, ofisler, fabrikalar, şantiyeler, okullar kapatılmalı ve çalışma yükümlülüğü askıya alınmalıdır. Bu duraklama, yukarıdaki hedeflere ulaşılana kadar sürmelidir. Çalışanların önlemleri şirketlerde kendileri tasarlaması ve birlikte uygulaması önemlidir. Bu çağrı ile sendikaları da çalışanların sağlığı için ayağa kalkmaya, çalışanların sağlıkları için çabalarına destek olmaya ve gerekli uzun molayı birlikte düzenlemeye çağırıyoruz.

2. Kimse geride bırakılmamalıdır: İnsanlar ancak maddi olarak güvendelerse evde kalabilirler. Bu nedenle herkes için kapsamlı bir kurtarma paketi gereklidir. Kapanmanın etkilerinden özellikle ağır derecede etkilenen insanlar özel destek ihtiyacı duyuyorlar – örneğin düşük gelirli insanlar, sıkışık yaşam koşullarında, şiddetli bir ortamda, evsizler. Kapanma sırasında çok fazla bakım ve bakım işi yapan kişiler, kamusal destekle rahatlatılmalıdır. Çocuklar, gerekirse küçük gruplar halinde çevrimiçi olarak ders almalıdırlar.

3. Sosyal sağlık altyapısının genişletilmesi: Tüm sağlık ve bakım sektörü derhal ve sürdürülebilir bir şekilde genişletilmelidir. Bu, enfeksiyon zincirlerini izlemekten sorumlu sağlık yetkilileri için de geçerlidir. Bu alanda iş gücünün artırılması gerekiyor. Ücretler önemli ölçüde artırılmalıdır. Sağlık ve bakım sektöründe kâr arayışı, toplu sağlığı tehlikeye atmaktadır. Önceki özelleştirmelerin ve hastane kapatma kararlarının geri çekilmesini talep ediyoruz. Hastanelerin vaka başına sabit oranla finansmanı uygulaması, ihtiyaçların dayanışmaya dayalı finansmanı ile değiştirilmelidir.

4. Aşılar insanlığa ait olmalıdır: Küresel bir pandemi ancak küresel olarak yenilebilir. Kamu ve özel şirketler, gerekli aşıların üretimini derhal hazırlamalı ve gerçekleştirmelidir. Aşılar birçok insanın yaratıcı işbirliğinin bir sonucudur, kar sağlama aracı değil tüm insanlığa ait olmalıdır.

5. Dayanışma finansmanı: Sözkonusu önlemler önemli finans kaynağı gerektiriyor. Avrupa’daki toplumlar muazzam bir servet biriktirdi, ancak birkaç varlıklı insan bunu kendilerine ait hale getirdi. Bu zenginlikle, çalışma yaşamının kapanması ve tüm dayanışma önlemlerinin gerektirdiği mali ihitiyaçlar sorunsuz bir şekilde finanse edilebilir. Bu nedenle, yüksek gelir grupları, şirket karları, finansal işlemler için Avrupa çapında bir ‚Covid dayanışma vergisi’nin getirilmesini talep ediyoruz. (Zero-covid.org)

1 https://statistik.arbeitsagentur.de/DE/Navigation/Statistiken/Themen-im-Fokus/Corona/Corona-Nav.html

%d Bloggern gefällt das: