Sermaye, iktidar ve demokrasi aracı olarak: Sosyal medya

TONGUÇ KARAHAN

Yaklaşık 15 yıl önce hayatımıza giren ve hem kullanıcı sayısı hem de kullanım zamanı katlanarak artan sosyal medyanın, toplumsal iletişim, sosyal hareket, politika, ekonomi ve kültür alanında ciddi etkiler ve değişikliklere yol açtığı su götürmez bir gerçek. Youtube ve Twitter gibi platformların başkanlık seçimleri sonrasında Trump’ın sosyal medya hesaplarını askıya alması, Whatapp’ın veri paylaşımı konusunda yeni düzenlemelere gitmek istemesi gibi gelişmeler, sosyal medya konusundaki tartışmaları daha da alevlendirdi. Peki sosyal medyanın politik, kültürel ve toplumsal hayatımızdaki yeri nedir? Özgürleşme ve demokratikleşmenin mi, yoksa toplumsal kontrol ve yönetimin yeni bir aracı mıdır? Tekelleşen sosyal medya platformları, bizi dijital bir faşizmin eşiğine mi getirdi? 

Evet bu dünyanın yarısından fazlasını ve günlük hayatımızın uyku dışında neredeyse yarısını kapsayan sosyal medya mecrasıyla ilgili bu ve benzer sorular artık daha fazla gündemimizde. 

SOSYAL MEDYA ALTERNATİF İKTİDAR ODAĞI MI

Trump’ın ‚Youtube‘ ve ‚Twitter‘ gibi sosyal medya devleri tarafından sansürlenmesi, ‚bu platformların ‚yeni bir iktidar odağı‘ olarak yorumlanmasına neden oldu. ‚Koskoca ABD başkanının sesini kesebilecek‘ kadar bir güce sahip olmaları elbette sıradan bir durum değildi. Ancak kapsadığı devasa kitleye, muazzam olanaklara sahip sosyal medya platformlarını alternatif bir politik iktidar odağı görmek abartılı ve isabetsiz olacaktır. Çünkü iktidarları belirleyen, kullanılan araçlar değil bu araçlara sahip olan (ya da olamayan) ve üretim araçlarının mülkiyeti konusundaki konumlarına göre kimlik kazanan sosyal sınıflardır (kapitalist, emekçi vb.). Google’dan Facebook’a, İnstagram’dan Whatsapp’a sözkonusu sosyal medya platformları bu anlamda yeni bir sınıf değil; kapitalist sınıfın özgün bir kesimi olan tekelci sermayenin bir parçasıdırlar. 

Ve yine devlete alternatif bir iktidar aygıtı veya aracı olmayıp, tıpkı genel olarak kapitalist sınıf ve özel olarak da büyük sermeye kesiminin devletle ilişkisine dahildir. Ki devlet dediğimiz aygıt, farklı sermaye klikleri arasındaki çatışmanın (ve genel olarak sınıf mücadelelerinin) seyrine göre kimi özgün konumlar, formlar kazansa ve kimi kliklerin daha fazla yararlandığı evrelere sahne olsa da, son tahlilde bir ülkedeki kapitalist sınıfların ortak çıkarlarını koordine işlevine sahiptir. 

Sosyal medya tekellerinin yer yer bürokrasi ve hükümetlerle çatışması, alternatif güç odakları oluşlarından değil, internet-bilgisayar teknolojisine dayalı faaliyetlere ilişkin hukuki-bürokratik düzenlemelerin henüz tamamlanamamış olmasıyla ilintilidir. Teknoloji tabanlı bu faaliyetlerin geleneksel kapitalist firmalara oranla şimdilik sahip olduğu fırsatlar ve ayrıcalıklı durumları (vergi, telif, bilgi koruma vb.) geçicidir ve oturmuş üretim, hukuk ve bürokrasi yapısına entegre olmasıyla da sıradanlaşmaları kaçınılmazdır.  

Faaliyet alanlarının yeni oluşu, sosyal medya platformlarını işleten sermaye gruplarını yeni bir sınıf yapmaz; dolayısıyla devlet ve siyasi iktidarlar karşısındaki pozisyonları da tekelci büyük sermayenin bir kesimi olarak şekillenir. Nasıl ki ABD’de tekelci sermayenin bir bölümü Trump’a cephe alıp, tercihlerini Biden’dan yana kullanmışlarsa, sosyal medya devlerinin reaksiyonu da bundan ötesi değildir. 

VERİ TÜCCARLIĞI

Yani yüz milyonlarca insanı hem de anlık olarak etkileme, izleme imkanına sahip olsalar da, sosyal medya devleri, mevcut siyasi iktidara paralel-alternatif bir güç olma iddiasından ziyade, diğer sermaye çevreleri gibi ekonomik bir hedefin, kar sağlamanın peşindedirler. Kapitalist üretim mantığı çerçevesinde, sermayenin ne ürettiği hangi işkolunda faaliyet gösterildiğinin hiç bir önemi yoktur; otomobil, giyim, maden de olabilir, sağlık, eğitim vb. sektörlerde de sermeyenizi işletebilirsiniz. Neyi metalaştırdığınız değil, bu sayede ne kadar kar elde ettiğinizdir önemli olan. Bu platformların faaliyet konusu ve meta olarak değerlendirdikleri de, milyonları, milyarları bulan devasa kitlenin verileridir. Sosyal medya platformları kullanıcılarının saniye saniye nerede oldukları, ne düşündükleri, ne paylaştıkları, ne aradıkları, kültürel-siyasal eğilimleri vb. onların en kıymetli hazinesi haline gelir ve dijital ortamda üretilmesine yol açtıkları bu bilgileri diğer işkollarındaki sermayeye satarak akla hayale gelmeyecek hacimde paralar kazanırlar. Kullanıcıların hayatın her alanında gösterdiği reaksiyon ve eğilimler, kendileri için ne kadar masum insani haller gibi görünse de, farkında olarak veya olmayarak ekonomik bir sürecin hem de küresel çapta bir üretimin parçasına dönüşürler. Ne kadar çok duygu, düşünce, ne kadar çok beğeni ve arama, bu sosyal medya devleri için o kadar çok meta halini alır. 

Bu anlamda internetin ilk çıktığı yıllarda çok moda olan ‚bilgi toplumu‘ tanımı da, web 2.0’a geçişle birlikte ‚veri toplumuna‘, ‚toplumsal iletişim alanı‘ anlamına gelen sosyal medya da, ‚toplumsal veri ticareti alanına‘ dönüşmüştür. (Foto: Pixabay)

 

MATBAADAN FACEBOOK’A TOPLUMSAL İLETİŞİMİN KISA ÖYKÜSÜ

Medya ve toplumsal iletişimin tarihinde dönüştürücü rol oynayan teknolojik değişimlerin tablosunu hatırlatarak başlayalım. Matbaa (1450), telgraf (1844), telefon (1876), radyo (1895), televizyon 1920, bilgisayar (1950), mobil telefon 1980, internet (1989), web 2.0/ikinci nesil internet (2004).

“Yeni medya“ olarak da adlandırılan sosyal medyanın yüzyıllardır devam eden klasik medya ve iletişim araçlarından başlıca farkı, tek taraflı seslenişe dayalı iletişim yerine çoklu-karşılıklı ve yansımalı bir özellik içermesidir. Yani bir kitap, gazete veya dergi basılır ya bir TV programı yayınlanır. Okur veya izleyici bu ürünlerle bir şekilde buluşur ve bir şekilde etkiye maruz kalırlar. Kendilerine sunulan bu ürünlere yönelik tepkileri, geri dönüşleri ancak çok uzun ve zahmetli bir süreçte mümkündür. Sosyal medyanın getirdiği yenilik burada kendini gösterir, tüm kullanıcılar aynı zamanda ve değişik biçimlerde içerik üreticisine dönüşmüştür ve yazılı ya da görsel bir duygu, düşünce, çağrıya yönelik geri bildirim süresi haftalar, aylar, yıllar değil, dakikalar ve saniyelere düşmüştür. Ve mobil teknolojideki gelişim, mekan sınırını da alt üst etmiş, her an ve her yerde içerik üretme, paylaşma ve tepki verme olanağı doğurmuştur. 

Sosyal medyanın doğuşunu sağlayan teknoloji, daha önceki yıllarda devletlerin özellikle askeri faaliyetlerinde kullandıkları internetin (bilgisayarlar arası dijital ağ), “www” yani ‚dünya çapında ağ‘ adıyla tüm dünya genelinde erişim imkanı bulduğu 1989 yılından itibaren kullanılmaya başladı. Bilgisayar ve internet teknolojisindeki hız, işlem gücü, saklama kapasitesi, veri trafiği, programlama performansları vb. alanında yaşanan başdöndürücü gelişmeler, 2004 yılına geldiğinde web dünyasını yeni bir aşamaya getirdi ve yüz milyonlarca insanı birbiriyle anlık, geri dönüşümlü, çok taraflı bir iletişime sokabilecek web 2.0 sürecine sokarak, günümüzde hala kullanılmakta olan şekliyle sosyal medyayı yarattı. 

2004 yılında ‚facebook’la başlayan sosyal medya platformları, ‚youtube‘ (2005), ‚twitter‘ (2006), ‚microsoft live messenger‘ (2006),  ‚whatsapp‘ (2009),  ‚instagram‘, ‚tik tok‘ (2010) ile giderek yayıldı ve kullanıcı hacimleri ve kullanım süreleri her yıl katlanarak devasa boyutlara erişti. 1998’de faaliyete başlayan ‚google‘ aynı zamanda sosyal medya alanı olmakla birlikte çok daha geniş alanı kapsayan bir platform özelliği taşıyor. 

Sosyal medya kullanımında gelinen yeri daha iyi görmek için Temmuz 2020 itibarıyla bazı verilere göz atmakta yarar var: 

Dünya genelinde internet kullanıcı sayısı 4,57 milyar insana ulaştı. (Dünya nüfusunun yüzde 60’ı) Ve günde ortalama kullanım süresi 7 saat. 

Tüm dünyadaki sosyal medya kullanıcı sayısı 3 milyar 960 milyona ulaştı. (Dünya nüfusunun yüzde 51’i)

Facebook 2.49 milyar; Youtube 2 milyar; WhatsApp 1,6 milyar kullanıcıyla en geniş katılıma sahip ilk üç sosyal medya platformu. Instagram 1 milyar, Twitter ise 350 milyon kullanıcıya sahip