AB’nin ‚Rusya sorunu‘

YÜCEL ÖZDEMİR

AB ile Rusya arasındaki gerilim beklenenden hızlı bir şekilde ilerliyor.

Geçen hafta batı işbirlikçisi, aşırı sağcı görüşlere sahip Aleksey Navalni üzerinden daha çok Berlin-Moskova hattındaki gerilim dikkat çekiyordu. Ancak, bu hafta Brüksel de bu gerilimin parçası haline geldi.

Sözde tansiyonu düşürmek, Putin rejiminden tavizler koparmak için 5 Şubat’ta Moskova’ya giden AB Dışişleri Yüksek Komiseri Josep Borrell, sıraladığı taleplere yanıt olarak Almanya, Polonya ve İsveç diplomatlarının sınırdışı edilmesini aldı.

Rusya’nın AB’nin “Navalni kayıtsız-şartsız serbest bırakılsın” talebini “içişlerine müdahale” olarak değerlendirerek verdiği yanıt beklenildiğinden sert oldu. Diplomatları sınırdışı edilen ülkeler, Rus elçilik görevlilerini “misilleme” olarak sınırdışı ettiler.

Rusya’nın diplomatların gösterilere katıldığı şeklindeki iddiaları yalanlamaya çalışmadı. Tersine konsolosluk görevlilerinin eylemlere katılması normal bir durummuş gibi yansıtıldı. Alman Dışişleri Bakanlığı, sınırdışı edilen diplomatın Viyana Anlaşması çerçevesinde olanları aktarmak üzere olay yerinde olduğu açıkladı.

Sınırdışıyla yetinmeyen Rusya, Navalni’nin yardımcılarının AB, ABD ve İngiltere temsilcileriyle toplantılar yaparak rejimi değiştirme planlarını yaptığını duyurdu. Hedef batı işbirlikçisi bir rejim…

Bu nedenle, Putin rejimi bundan sonra muhaliflere daha sert davranacak. Borrell’in Moskova ziyareti sırasında Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinden Avrupa ülkelerinde polisin şiddet eylemlerinin yayınlaması da bunun ifadesi. “Göstericilere yönelik şiddet sadece bizde yok, sizde de var” denilerek, müdahale normal gösteriliyor.

Benzer bir durumu, daha önce Türkiye de yapmıştı.

Brüksel’deki AB bürokrasisi ve diplomatları sınırdışı edilen ülkeler ile Moskova arasında yaşanan gerilimin ne kadar AB’nin tamamını ilgilendireceğini marttaki AB Zirvesi’nde göreceğiz. Zira, genel olarak AB’nin gelecekte Rusya ve Çin ile arayı açıp ABD ile tam uyum içinde olmasını savunanların sayısı hiç de az değil.

AB’nin bir bütün olarak Rusya’nın karşısına ABD ile birlikte dikilmesinin hayalini kuranların, bunu gerçekleştirmenin maddi karşılığının olmadığı bir dönemden geçiyoruz. Özellikle AB’nin motoru durumundaki Almanya açısından…

Almanya’nın ABD’nin yanında saf tutarak Rusya’ya karşı sert yaptırıma başvurması, bu temelde Kuzey Akımı 2’nin iptal edilmesini isteyenlere hükümetin verdiği yanıt beklenildiği yönde olmadı.

Bu nedenle, Türkiye ile olduğu gibi Rusya ile ilişkilerde de Alman devleti, açıktan cephe alma yerine “eleştirel diyalog” yoluyla ilişkileri sürdürmeye devam edecek. Bu, bir devlet politikası olarak belirlenmiş görünüyor. Çünkü, Alman sermayesin çıkarlarının, Washington’da belirlenen politikalara tabi olmaktan geçmediği son bir kaç yıldır değişik vesilelerle ifade ediliyor.

Bunu, Almanya’nın tartışmalı Kuzey Akımı 2 için ABD’ye sunduğu gizli tekliften de anlıyoruz. Alman Çevre Yardım Örgütü (DUH), Maliye Bakanı Olaf Scholz tarafından 7 Ağustos 2020’de ABD’li mevkidaşına gizli bir teklifte bulunduğunu kamuoyuna açıkladı. Teklifte, ABD’nin Kuzey Akımı 2 yaptırımlarından vazgeçmesi karşılığına Kuzey Almanya’da ABD’den getirilecek kaya gazının depolanacağı, maliyeti bir milyar avro olan bir tesis kurma ve Doğu Avrupa ülkelerine maddi yardım yer alıyor. Muhalefet ve çevre örgütlerinin “kirli pazarlık” olarak nitelendirdiği mektup konusunda hükümet henüz bir açıklama yapmış değil

Diyebiliriz ki; mektubun ve teklifin doğru olma olasılığı olmama olasılığından daha yüksek. Sadece bu bile Almanya’nın ilişkilerini kısa zamanda değiştirme niyetlinde olmadığını gösteriyor.

Özetle: Emperyalist rekabetin, pazar paylaşımının her yıl biraz daha keskinleştiği günümüz dünyasında, batı cephesinde Rusya’yla ilişkilerin nasıl sürdürüleceği sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda AB/Almanya’nın da en önemli sorunlarından biri. Başta doğalgaz olmak üzere, ekonomik ve siyasi açıdan Rusya’ya yakın olmanın getirdiği avantajlardan kolayca vazgeçmek istemeyen AB ve Türkiye egemenlerinin ABD’nin baskılarına ne kadar direneceğini zaman gösterecek. Bugünden açık olan, Rusya ile ilişkiler yakın gelecekte NATO şemsiyesi altındaki batı ittifakında önemli çelişkilerden biri olacak. Rusya bu çelişkiyi derinleştirmek için ittifakın zayıf halkaları durumundaki Almanya ve Türkiye’ye tavizler vermeye devam edecek. Zira, her ülkenin egemen sınıfının kendi çıkarlarını öncelediği günümüzde, Soğuk Savaş yıllarındaki gibi keskin kamplaşma adeta imkansız hale getiriyor. Çünkü, “düşman” ilan edilen Rusya’da kapitalizmin düşmanı sosyalizm değil, yine kapitalizmin kendisi iktidarda.

Dolayısıyla farklı sistemler ve ideolojiler üzerinen olmayan emperyalist kamplaşma ve ittifakların ömrü artık çok uzun değil.